Kurban nasıl kesilir biliyor musunuz?


14 Ekim 2013, 23:05

 İyi akşamlar sevgili izleyiciler; bugün haftanın ilk günü ama bu haftayı bayram ve tatille geçireceğiz.
Fırsatını bulan daha Cuma akşamından tatil yerlerine akın etti bile. Şu anda keyifleri yerindedir umarım.
Bizlerse işimize devam ediyoruz. Gerçi bayramın ilk üç günü ben de biraz tatil yapacağım ama Cuma günü söylediğim gibi bayramın son günü, yani Cuma günü ile Cumartesi ve Pazar günleri Halil Nebiler’le birlikte gündüz saat 13.30-15.30 arasında sizlerle birlikte olacağız.
Hem kendi aramızda hem de gelen konuklarımızla, eğer olursa telefon bağlantılarıyla günün gelişen olaylarını sohbet ortamında değerlendirmeye çalışacağız.
Cuma cumartesi ve pazar günlerini buna göre programlayın derim.
Evet yarın bayram.

SİLİVRİ’DEN MESAJ

Bu bayram öncesi yine Silivri’den gelen bir mesajla başlamak istiyorum. Evet biz bayram heyecanı yaşıyoruz ama tek suçları ülke sorunlarına eğilmek, bu ülkeyi sevmek olan bu yüzden adeta esir kamplarında tutulur gibi rehin olan aydınlarımız, gazeteci ve yazarlarımız, akademisyenlerimiz, üniversite rektörlerimiz, sendikacılarımız, askerlerimiz özgürlüklerinden mahrum olarak bir bayram daha geçiriyorlar.
Yine içimiz kan ağlıyor.
Şimdi okuyacağım mesaj Doğu Perinçek’ten geliyor. Aslında kanal yönetimine gelmiş bir mektup içinde bir bölüm bu programdan da söz ediyor. Şöyle demiş Perinçek; “Can Ataklı çok başarılı, her akşam izliyorum, selam saygı ona da. Seyran hanım da çok güzel Türkçesi ve edasıyla ekranı güzelleştirdi. Selam saygı ona da.”
Çok teşekkür ederim, zindanlardan bizlere güç ve cesaret veriyorlar. Ben de Silivri’de, Hasdal’da, Sincan’da özgürlüklerinden mahrum esir gibi tutulan tüm Türkiye sevdalılarının bayramını kutlarım. Umudum ve dileğim onların son kez bir bayramı esaret altında kutlamak zorunda kalmalarıdır. Bu halk ve gerçek adalet onları eninde sonunda o zindanlardan kurtaracaktır.

BAYRAM NAMAZI SAATLERİ

Şimdi gelelim bayram sohbetimize;
Bayram sabah namazından sonra kılınacak bayram namazıyla başlayacak.
Öncelikle gidecekler için büyük kentlerimizdeki bayram namazı saatini vereyim.
Ülkemiz topraklarında en erken Hakkari’de kılınacak bayram namazı. Saati 6.52. En son ise Edirne’de. Onun saati 8.07. Ankara’da 7.39, İstanbul’da 7.56 İzmir’de ise 8.00’de
Bayram namazı saati nasıl belirlenir biliyor musunuz?
Pekçok kişi bayram namazının hemen sabah namazından sonra kılındığını zanneder. Öyle değildir ama.
Güneş doğacak, sonra bir mızrak boyu yükselecek, işte o zaman bayram namazı saati gelmiş demektir.
Güneşin bir mızrak boyu yükselmesi ne demektir? Şu; İslamiyetin ortaya çıktığı yıllarda Arap çöllerinde savaşçıların kullandığı mızrak boyu neyse işte öyle bir mızrak. Güneş yükselmeye başladığında, kolunuzu açıp ufka tutuyorsanız. Mızrağın alt ucunu güneşin tam çıktığı noktaya sabitliyorsunuz. Güneşin mızrağın en üst noktasına geldiği an. İşte o.
Peki ya hava kapalıysa. O da mümkün tabii, ama Arap çöllerinde hava pek kapalı olmadığı için güneşin doğuşu hep izlenebiliyor. Yani genelde pek sorun çıkmaz. Ama ola ki kapalı bir hava denk gelindiğinde ise herhalde kararlama bir zaman belirliyorlardı.
Tabii bu söylediklerim saat icat olunmadan önceki durum, şimdi böyle bir durum yok.
Gerçi şimdi de Arap ülkeleriyle bazı başka Müslüman ülkeler arasında bayramların başlama günü sorun oluyor.
Arabistan’daki bazı İslam önde gelenleri ille yeni ayın görülmesi gerektiğini söylüyorlar. Doğrusu bu tabii de, ama şimdi astrolojik olarak her şey saniyesi saniyesine hesaplanabiliyor. Yani bazı anlarda gökyüzünde yeni ayı görmek mümkün olmayabilir.
Bu son zamanlarda hep sorun oldu. Bazı Arap ülkeleri bayrama bir gün önce ya da bir gün sonra başladılar.
Sonuçta bayram bayramdır, herhalde elde olmayarak yapılmış bu yanlışların günahı da yoktur.

KURBAN BAYRAMI ADETLERİ

Bugün sizlerle öncelikle bir bayram sohbeti yapmak istiyorum. Özellikle nedir bu kurban bayramı, kuralları, bize göre ritüelleri, diğer gelenekleri nedir, işte bunlardan söz etmek istiyorum.
Bir kere kurban nedir? Kelime anlamı olarak nedir, kavram olarak nedir?
Kurban kelime olarak “yaklaşmak” anlamına gelir. Kendinize ait bir şeyleri feda ederek Allah’a yaklaşmak.
Kurban sadece bizde yani İslamiyette yok. Toplumlar tarihine baktığımızda binlerce yıl öncesinden gelen bir adet kurban.
İlkel toplumlarda ve bazı pagan dinlerde kurban çok yaygındı. İnsanlar o zamanın tanrılarına kurban vermezlerse cezalandırılacaklarını düşünülerdi. Hatta öyle ki bazı toplumlarda insanlar kurban olarak verilirdi. Bunun en yaygın olanı bakire genç kızlardı. Yani tertemiz, saf ve hayatını feda edemeyecek kadar genç.
Şimdi kurbanın en önemli özelliği bu. Kurban ettiğiniz, yani tanrı, Allah yolunda vazgeçtiğiniz malınız veya bir hayvanınız geri gelmeyecek biçimde elinizden gitmektedir.
Fedakârlık burada. Allah için bir şeyinizi feda ediyorsunuz, o artık yok.Bizdeki kurban bayramı ise Hazreti İbrahim’in Allah’a yakarırken “Bana bir erkek evlat nasip et, onu sana kurban edeceğim” demesi üzerine başlamıştır. İnanışa göre, Hazreti İbrahim nihayet doğan oğlu İsmail’i bluğa erdiğinde kurban etmek üzere hazırlar, tam kurban edecekken gökten bir koç gelir ve “Oğlunu bırak bunu kurban et, ben senin bana olan sevgi ve sadakatini gördüm” der. Tabi kendi değil, meleklerinden biri. Bizim inanışımıza göre yaradanla konuşabilen tek kişi Hazreti Muhammettir. Kutsal kitaplara göre hazreti Musa Allah’ı görebilmek için çok ısrarcı olmuş ama gördüğü ışık karşısında fenalaşıp kendinden geçmiştir.
Şimdi işi uzatıp din felsefesine kutsal kitaplara girmeyeyim, konu da dağılmasın.

NEREDE O ESKİ BAYRAMLAR DEĞİL

Ama lafı şunun anlatmak için buraya getirmeye çalıştım, eski kurban bayramlarıyla şimdiki arasında çok fark var.
“Nerde o eski bayramlar” muhabbetini yapmayacağım, inanın, kurbanın anlamını anlatmak için söylüyorum.
Eskiden, bizim çocukluğumuzda ve ondan eskilerde, daha da eskilerde, kurban edilecek hayvan günler öncesinden mutlaka satın alınırdı. O hayvan, artık koç mu, dana mı, daha büyükbaş bir hayvan mı, her neyse en az bir hafta kadar evde tutulur ve beslenirdi.
O bir hafta içinde hayvanla sizin aranızda ister istemez bir bağ oluşur. Kolay değil, sabah akşam suyunu yemini veriyorsunuz, kurban edileceği ana kadar hiçbir yerine zarar gelmemesi için büyük ihtimam gösteriyorsunuz. Sonuçta sizinle o hayvan arasında bir bağ olmaması mümkün mü, bir tür sevgi oluşmaması mümkün mü?
Sizinle birlikte kalan o hayvan da size bağlanır, çünkü sizi tanır, yemek su veren eli bilir. Başkasına tos atsa bile size atmaz.
Sonunda kurban günü gelir. İşte o bir hafta baktığınız, yemini suyunu verdiğiniz, aranızda bir sevgi ve ilgi bağı kurulmuş hayvanı keseceksiniz.
Elbette üzülürsünüz, ama kurban bu işte. Sevdiğiniz, duygusal bağınız olan bir hayvanı,bir daha görmemek üzere feda ediyorsunuz. Allah’a “Bak benim için önemli olan bir canlıyı, gönül bağı kurduğum, beslediğim bir hayvanı sana kurban ediyorum, sana bu yolla yaklaşmaya çalışıyorum” diyorsunuz aslında.
Tabii günümüzde, özellikle kentlerde kurban ritüelini böyle uygulamak mümkün değil. De ki koçu aldınız, hangi eve getireceksiniz, apartman dairesine ya da 30-40 katlı rezidansın bilmem kaçıncı katına mı? Ancak bahçeli bağımsız evinizin olması gerek. Ki o bile olmaz, çünkü eskisi gibi kendi bahçeniz de olsa kurbanı orada kesemiyorsunuz.
Tamam bunu uygulamamız teknik olarak artık mümkün değil ama, işin aslına bakarsanız artık kurbanlar da kurban değil. Kurban bayramını hiçbir dini kurala uymadan kutluyoruz.

DİNİ GÜNLERİ DE TAHRİP ETTİLER

Bugünkü iktidarın pek çok değerimizi tahrip ettiğini, tabuları yıkıyoruz adı altında herşeyi yerle bir ettiğini daha önceki konuşmalarımda dilim döndüğünce anlatmaya çalışmıştım.
Biliyorsunuz artık milli bayramlarımızı kutlamak neredeyse ayıp karşılanan bir şey oldu. Türküm demek zaten utanılacak bir şey, milli bayramlarda Atatürk’e Anıt Kabir’e veya bulunduğunuz yerdeki bir Atatürk anıtına gitmek anlamsız, burada Ata’yı anmak, İstiklal Marşını söylemek gereksiz davranışlar olarak karşılanıyor.
Pazar günü gazeteleri okuyorum, yandaş bir gazetede köşesi olan, üstelik bir üniversite rektörü andımızın kaldırılmış olmasının ne kadar iyi bir şey olduğunu anlatırken “29 Ekim’lerde, 10 Kasım’larda, 23 Nisan’larda soğuk ayak yağmur olsa bile sokaklarda saatlerce tutulur eziyet çekerdik” diye yazıyor.
Zihniyet böyle yani. Elbette bazı yerlerde ve zamanlarda soğuk bir havada çocuklar üşümüş, eziyet çekmiş olabilirler, ama en kötü örnekten yola çıkarak güya “hümanistmiş” gibi yaparak milli bayramlarımızı aşağılamanın, hakaret etmenin bir anlamı var mı? Var tabii, çünkü bu yolla Cumhuriyet değerleri, Atatürk ilke ve devrimleri, medeni olma aşkı yok edilmeye çalışılıyor. Hem de, bu örnekte verdiğim gibi, kim tarafından, bir üniversite rektörü tarafından.
Ne hallere düştük değil mi? Ama olsun, bu beyzadelerin anladığı demokrasi var ya artık.
Neyse, sonuçta bu iktidar ve zihniyeti bir karşı devrim harekâtı ile milli değerlerimizin içini boşalttı. Ya da boşalttığını zannediyor. Elbette bu ülkenin yüreği sevgi dolu insanları, demokrasiye, hukuka, insan haklarına inanan, cumhuriyet ilke ve devrimlerinden asla vazgeçmeyen ve vazgeçmeyecek olan milyonları var. Şimdiki arizi bir durumdur. Bütün melanetler kusulur, sonra bu halk hesabını sorar.
Laf dağılmadan, ana konuya döneyim, bu iktidar döneminde milli değerlerin içi boşaltıldığı gibi aslında dini değerlerin de içi boşaltıldı.
İktidar, yaşam biçiminden yasalara, hukuktan demokrasiye her şeyi kendi anlayışındaki inanç sistemine adapte etmeye çalışıyor. Böyle bir iktidarın dini günlere daha sıkı sarılmasını beklersiniz değil mi?
Hayır, öyle yapmıyorlar. Yerine, popülist bir politika izleyerek toplumu uyuşturmaya, dini günleri anlamlı biçimde kutlamak yerine hurafelerle kandırmaya, aslında kendinden olmadığına inandığı kitleleri de tatillerle, eğlencelerle avutmaya çalışıyor.

BAYRAM DEMEK TATİL DEMEK

Bakın kurban bayramındayız ve en çok konuşulan konu başta büyük kentler olmak üzere yaşanan büyük tatil göçü. Otoyollarda tıkanan trafik Pazar günkü neredeyse bütün gazetelerin en önemli haberiydi.
Artık dini bayramlarımız kentliler için “tatil olanağı” haline geldi. Herkes elinde takvim, bayramın birinci günü hangi güne denk geliyor, hafta sonu birleştirmeleri ile kaç gün tatil yapabiliriz hesabında. Bayramlar cumartesi pazara da denk geliyorsa herkesi karalar bağlıyor, eyvah bu yıl tatil yok diye hayıflanıyor.
Bu yıl kurban bu anlamda iyi güne denk geldi. Bayramın ilk günü Salı olunca, pazartesi günü resmi tatil ilan edildi, önceki cumartesi pazarı da içine alınca 9 günlük bir tatil çıktı ortaya.
Neyse bunları bir kenara bırakalım şimdi de, Türkiye’de, yıllar önce kurban bayramları nasıl kutlanırdı, kurban ritüelleri nelerdi, bayramın ilk günü aileler arasında nasıl kutlanırdı, neler hissederdik, biraz onlardan söz edeyim.
Konuşmamın başında demiştim ya kurban bayramı bayram namazı ile başlar diye. Ben ilk bayram namazına gittiğimde 4 yaşındaydım. O zaman Erzincan’daydık. Annem babam Erzincan şeker fabrikasında kimya mühendisi olarak çalışıyordu.
Babam kurban bayramında bayram namazına beni de götürdü. Bu camiyi de ilk gidişimdi. Çok erken bir saatte gitmiştik. Cami henüz dolu değildi. Camide nasıl oturulur, bağdaş nasıl kurulur babam göstermişti. Çocuk hali tabii, sıkılıyorsun, etraf da boş olunca, haliyle uyku da var, bağdaş kurmayı bırakıp ayaklarımı uzatmayı hatta biraz yatmayı düşünüyorum. Biraz yapmaya çalışıyorum sonra babamın bakışları ile toparlanıyorum. Zaten bir süre sonra cami iyice dolmaya başladı,. Bağdaş kurup oturmak bile zorlaştı, saflar belirlendikçe bağdaş kurmak yerine dizlerin üzerine oturmaya başladık.
O bayram namazında beni en etkileyen tekbirdi. Bayram namazının beş tekbiri vardır. Diğer Müslüman ülkelerde nasıldır bilmiyorum ama bizdeki tekbirlerin hepsi makamlıdır. Bayram namazının tekbirlerini Itrı bestelemiştir örneğin. Gerçekten çok güzeldir.

BİZİM EVDE KURBAN KESİLİRDİ

Gelelim kurban olayına.
Benim ilk gençlik yıllarıma kadar bizim evde hep kurban kesilirdi. Sonra da kesildi tabii de, biz artık evden uçmuştuk. Her yıl katılamaz olduk.
Bir kere kurban birkaç gün önce gidilip alınır. Pazarlığı çok komiktir. Alıcıyla satıcı el ele tutuşur, yok şu fiyat yok ben bunu veririm, birbirlerinin elini koparcasına sıkarlar.
Babam kurbanlık hayvandan anlardı. Ona da dedesinden miras kalmış. Boyuna posuna aldırmazdı, sırtını sıvazlar, etin dolgun olup olmadığına bakardı. Önemli olan budur zaten. Yoksa yağlayıp kabartılıp gösterişli hale getirilmiş ama eti olmayan kurban ne işe yarar ki.
Sonuçta bir kurban alınır tabii. Doğru eve getirilir. Erzincan’da sonra Balıkesir’de hem bahçemiz hem de hayvanın kalabileceği bir kömürlüğümüz vardı. Sobalı yıllar yani, her evin bodrumunda bir kömürlüğü vardı. Sonbaharda kömür ve onları tutuşturmak için odun alınır depolanırdı.
Kurbanlık koyun gündüz bahçede gece de kömürlükte kalırdı.
Erzincan’daki yıllarımızda bir hafta önce alınmıştı bir kurban. Koyu kahve postu olan bir koçtu. Onunla o kadar iyi arkadaş olmuştuk ki, ipini çözdüğümüzde benimle birlikte yürürdü. Sonra bir sabah babam “Haydi bakalım koyunu kurban ediyoruz” dediğinde dünyam başıma yıkılmıştı. Ne ağlamıştım, hala unutamıyorum.
Şimdi gelelim kurban kesme olayına.
Dedim ya, kurban önceden alınır, beslenir ve bayram sabahı da kesilerek kurban edilir. Şimdi artık kesim yerleri var. Bu nedenle evlerde eski ritüeller yaşanmıyor.
Tabii bunun önemli bir nedeni de, aslında kurban kesmeyi, adetlerini bilmeyenlerin, sırf gösteriş olsun diye mahalle ortalarında otoyol kenarlarında kurban kesmeye kalkanlardır.
Diyorum ya, bunların çoğunda aslında dini bilgi de yok, ama zaman bu zaman, herkes bir yerden kendini gösterip bir şeyler kopmaya çalışıyor hepsi bu.
Evet, ne diyordum, bayram namazı kılınır, sonra eve gelinir. Sıra kurbanın kesilmesindedir artık.
Makbul olan, evin erkeğinin kendi kurbanını kendi kesmesidir. Şaşırmayın, bu şarttır farzdır falan demiyorum, daha makbul olan. Ama herkes kurban kesemez. Örneğin benim kesmem mümkün değil. Ama babam keserdi. Sonunda annem isyan ettiği için kurban kesmeyi bıraktı. İsyanın nedeni basit; kurban kesilirken ve kesildikten sonra nedense babam çok sinirli olurdu. Sonunda annem bir gün “Artık kurbanı sen kesmeyeceksin, aksi takdirde bütün bayramı zehir ediyorsun” falan gibi şeyler söyledi. Biz de kasap çağırmaya başladık.
Kurban kesilirken, hayvanın üç ayağı bağlanır, biri serbest bırakılır. Gözüne de bir mendil bağlanır.

KAN TOPRAĞA AKMALI

Kanın akacağı yer toprak olmalıdır. Şimdi kesim yerleri mezbaha gibi, beton ya da fayanslar üzerinde kesiliyor kurbanlar ve kan da direk kanalizasyona veriliyor. Oysa kan toprağa kavuşmalıdır.
Efendim, şart mıdır? Değildir tabii, kurbanların daha sağlıklı yerlerde kesilmesi gerekir, ben sadece dinen de makbul olanı söylüyorum.
Kurban kimin adına kesiliyorsa o kişinin mutlaka kesim sırasında kurbanın başında durması ve 5 tekbir getirmesi gerekir. Bu da şart mıdır, farz mıdır? Değildir ama aynı deyimi kullanacağım, makbul olan budur.
Kesimden sonra, örneğin bizim evde, babam gider iki rekat namaz kılar sonra tekrar gelirdi. Birçok yerde de bu adet uygulanır. Ardından hayvanın yüzülmesi ve iç organlarının çıkarılmasına sıra gelir.
Kurban sahibi, tabii bazı yörelerdeki adetten söz ediyorum, kurbanın sağ böbreğini hemen pişirip yer. Hatta o saate kadar hiçbir şey yememesi makbuldür, bir tür oruç yani. Ve hayvan kesildikten sonra onun sağ böbreği ile kısa orucunu açar. Şunu da hemen söyleyeyim, şeker bayramının ilk günü ve kurban bayramının dört gönü oruç tutmak mekruhtur. Yani harama yakın ölçüde yasaklanmış bir şeydir.. Yanılıp da, çifte sevap kazanayım falan diye düşünmeyin, tam tersine yılın bu beş gününde oruç asla tutulmaz. Az önce anlattığım sadece bayram namazından kurban kesilip parçalanıncaya kadar geçerli kısa oruçtur, ki o da yöresel olarak değişebilir.
Şimdi gelelim işin en can alıcı noktasına. Kesilen kurban üçe bölünür. Kurbanın üçte biri evde kalır ve ev halkı yer. Üçte biri konu komşu, dost akraba arasında ve o yıl kurban kesmeyenler arasında dağıtılır. Geriye kalan üçte bir ise öncelikle kendi mahallenizdeki yoksa çevre mahallelerdeki yoksullara dağıtılır.
Şimdi, yanlış bir uygulamadan söz etmek istiyorum. Kimileri sanıyorlar ki kurban eti eve girmez, tamamı yoksullara gider. Hayır bu çok yanlış. Kurban eti mutlaka evde de yenmelidir.

HAYIR BAŞKA KURBAN BAŞKA

Ama dediniz ki “hayır ben tamamını yoksullara dağıtacağım.” Elbette olur, ama bilin ki bu gerçek anlamda kurban kesmek değildir. O hayır işidir, sadakadır, adaktır.
Son yıllarda kurban kesenlerin sayısında ciddi bir artış var. Ama bu artışın neredeyse tamamı, çeşitli hayır kurumlarının üzerinden kurban kesmek biçiminde oluyor.
Yani bir kuruma parasını veriyorsunuz, onlar sizin için kurban kesiyorlar ya da kesmiyorlar da yıl içinde o parayla hayvan alıp sonra yoksullara dağıtım işini yapıyor. Bakın bu olur da, kurban değildir.
Kurban yılın bir günü et keselim de yoksulların da karnını doyuralım, onların da sofrasına et koyalım demek değildir.
Kurban ve bayramının temel özelliği aileleri, eş dost akrabayı bir araya getirmek, varsa küskünlükleri dargınlıkları gidermek, aile ya da aşiret içinde birlik ve düzenin sağlanmasıdır. Herkes bir araya gelecek, birlikte bir ağız tadı yaşanacak, küçükler sevindirilecek, büyükler onore edilecek.
Çünkü neden böyle söylüyorum. Kimileri kurban bayramını İslam’daki sosyal adalet olarak falan tanımlamak istiyor. Yoksullar unutulmuyor, onların da gönlü alınıyor, hatırlanıyor, evlerine et giriyor.

İSLAMDA SOSYAL ADALET: ZEKAT

Değil. İslam’taki sosyal adalet kurbanla değil zekatla sağlanır. Zekat varlıklı kişilerin mallarının kırkta birini her yıl yoksullarla paylaşmasıdır. Zekat vererek hem yaradana size verdiği bu nimetler için şükranlarınızı sunarsınız hem de yoksulun, fakirin, kimsesizin hakkını teslim edersiniz.
Bu nedenle ben zenginim beş kurban birden kestim demenin bir alemi yoktur. Kurban bir tanedir. Birden fazlası sadakaya girer, size de çok faydası yok, haaa belki vicdanınızı rahatlatmış olursunuz, o kadar, dinen çok büyük önemi yok yani.
Şimdi kimse bana kızmasın ama, “yaşasın kurban bayramı iyi güne denk geldi, 9 gün tatil yapacağız” diye havalara uçup sonra üç yüz beş yüz lira birine bırakıp “Siz benim için de kesmiş olun” demek kurban kesmek değildir. Yaptığınız iyi bir şeydir, yoksula yardımdır, sadakadır ama o kadar.
Tabii bütün bunları dinledikten sonra “Bizim kurban kesip kesmediğimize sen mi karar vereceksin, ben böyle yapıyorum” diyebilirsiniz. Haksız değilsiniz. Ben size İslam dini açısından gerekleri anlatmaya çalıştım. Gerisi herkesin kendine aittir. Siz kurbanı Allah rızası için deyip nasıl keserseniz kesin, vicdanınız rahatsa, görevinizi yerine getirdiğinize inanıyorsanız mesele yok zaten.
Ama diyorum ki, bazı şeyleri de bilerek yapalım, millet öyle yapıyor, ben yapmasam ayıp kaçar, hele bugünkü iklimde bir de başıma iş açılır o zaman elimden ne geliyorsa yapayım sonra da keyfime bakayım demek o kadar da doğru değil.
Şaka maka, kurban anlatırken vaktimizin de sonuna gelmişiz.

BAYRAMIN 3. GÜNÜ BURADAYIZ

Konuşmamın en başında dediğim gibi, yarın yani bayramın birinci günü ile ikinci ve üçüncü günü sizlerle birlikte olmayacağım. Cuma günü yani bayramın dördüncü günü karşınıza günün yorumu ile değil, gündüz saat 13.30-15/30 arasında Halil Nebiler’le birlikte çıkacağım. Birlikte varsa konuklarımızla, yoksa ikimiz günün olaylarını değerlendirecek bu arada size de güzel bir bayram geçirtmeye çalışacağız.
Cuma günü saat 13.30’da görüşmek üzere, hepinize iyi akşamlar iyi bayramlar dilerim


Can Ataklı
ulusalkanal.com.tr

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
misafir - 3 yıl önce
bayramlar barışın simgesi, yardımlaşma ve dayanışma ile paylaşmanın vesilesidir. ancak ne acı ve düşündürücüdür ki şimdilerde post ve taht kavgasına dönüştürülmüş ve yozlaştırılmıştır.
Avatar
münir kul - 3 yıl önce
istanbul büyük şehir belediyessine adaylıgını destekliyorum seni çok seviyorum.