Kürtler ayrılmak mı istiyor?


Mehmet Bedri Gültekin

Mehmet Bedri Gültekin

21 Mart 2016, 16:59

 CHP İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Parti Meclisinde yaptığı konuşmada, “Kürt gençlerinin duygusal olarak Türkiye’den koptuğunu; eskiden anadilde eğitim, Kürtçe kaset, sokakta yüksek sesle Kürtçe konuşmak vb. gibi demokratik talepler için mücadele ettiklerini, ama şimdi bu gibi talepler için değil ‘vatan için dağa çıktıklarını, eskiden Türkiye’nin her tarafının Kürt gençleri için vatan olduğunu, ama artık bu durumun söz konusu olmadığını ve kendilerinin Türkiye’nin bütünlüğünü savunan son kuşak olduğunu” söylemiş.
HDP genel Başkanı Selahattin Demirtaş ise Nevsweek dergisi için kaleme aldığı yazısında “Kürt şehirlerini vuran savaş “birliğimiz” kavramını yok ediyor” diye yazmış.
Bu propaganda yeni değil. Son birkaç yıldır benzer bir propaganda çeşitli ağızlardan yapılıyor. “Bizden sonra gelen kuşaklar savaş ortamında doğup büyüdüler. Onun için birlikte yaşama duygusuna sahip değiller.”
Elbette bu şekildeki söylem, ardındann şu cümlelerle tamamlanıyor: “Müzakere masası son şansımızdır. Ne yapıp edip masada bir çözüm bulmak için çalışmalıyız.”


Vatan neresi?
Öncelikle yapılan tespitin doğru olup olmadığını tartışmalıyız. Kürt gençleri veya Kürtler gerçekten duygusal olarak Türkiye’den koptular mı?
Bu soruya doğru cevabı bulmak için son günlerin gelişmelerinin ortaya koyduğu üç önemli veri bulunuyor.
24 Temmuzdan bu yana Güneydoğunun çeşitli şehirlerinde şiddetli bir savaş sürüyor. Sur, Cizre, Silopi, Nusaybin vb gibi yerler PKK’nın kazdığı hendekler ve kurduğu barikatlar yüzünden yaşanmaz hale geldi. İnsanlar yerlerini, yurtlarını terk ediyor?
Peki yaşadıkları yerleri terk eden Kürt yurttaşlar nereye gidiyorlar? PKK’nın kontrolü altında olan Kuzey Irak’taki topraklara mı yoksa onların Rojava dedikleri gene bugün PKK kontrolü altında olan Suriye’nin kuzeyine mi?
Bildiğimiz kadarıyla buralara giden tek bir Kürt aile yok.
Yerlerini terk eden Kürt yurttaşlardan olanakları olanlar Türkiye’nin Batısı’na göçüyorlar. Yani PKK’nın kontrolünde bulunan Irak ve Suriye’deki toprakları değil, Türkiye’nin Batısı’nı “Vatan” olarak gördüklerini eylemleriyle ortaya koyuyorlar.


Halkın desteği kime?
Tartışmasız gerçektir. Kürt yurttaşlar PKK’nın şehirlere yığınak yaparak, hendek kazarak, barikatlar örerek yaptığı ayaklanma çağrısına itibar etmediler.
Eskiden onbinler veya yüzbinler topladıkları meydanlara sayıları ancak yüzlerle ifade edilebilecek insanı toplayabildiler. Son olarak Selahattin Demirtaş Diyarbakırlılara “Yarından başlayarak her gün saat dörtte bulunduğumuz yerden Sur’a yürüyelim” çağrısında bulundu.
Bırakın hergün, ilk gün bile Sur’a yürümeye kalkan kayda değer bir yurttaş kitlesi olmadı.
Arkada kalan sekiz ayda Kürt halkı PKK-HDP’yi değil, güvenlik kuvvetlerini dinlemiştir.


Kitle desteğindeki büyük düşüş
Sezgin Tanrıkulu’ların tespitlerinin doğru olmadığını gösteren ikinci önemli veri, TSK’nın PKK’ya karşı harekete geçmesinden sonra HDP’ye olan kitle desteğinde görülen büyük düşüştür.
HDP, Haziran ayında yüzde 13.1 oy aldı. Kendilerinin bile beklemediği büyük bir başarıydı. Ardından 8 Haziran’dan itibaren PKK’nın tek yanlı şiddet eylemleri başladı.
Ve TSK tam 47 gün sonra yani Terör Örgütü’nün tek yanlı yüzlerce şiddet eyleminin ardından harekete geçti. PKK, kendi kazdığı kuyuya düştü.
HDP’nin 1 Kasım seçimlerindeki oyu yüzde 10.7 oldu. Gerçekte ise PKK’nın silah tehdidinin olmadığı yerlerde oy kaybı çok daha yüksek oranda gerçekleşti.
Son olarak yapılan kamuoyu yoklamalarında ise HDP’nin oyu, yüzde yedilerde görünüyor. Önümüzdeki aylarda PKK kazdığı hendeklere gömüldükçe kitle desteğinin daha da aşağılara ineceği kesindir.


Tek bir millet olma gerçeği
Bütün bu veriler Tanrıkuluların Demirtaşların tespitlerinin doğru olmadığını gösteriyor. Daha doğrusu onlar gerçeği değil, olmasını istediklerini söylüyorlar. İstedikleri PKK’ya karşı yürütülen operasyonların durması ve “Açılım masası”nın yeniden kurulmasıdır.
Gerçek, Türkler ile Kürtlerin yaklaşık bin yıldır içiçe yaşadıklarıdır. Yani birbirlerine binyılın bağları ile bağlıdırlar.
Daha önemlisi son 150 yıl içinde dünyanın en büyük demokratik devrimlerinden birini birlikte başarmışlar, emperyalizme karşı tarihin ilk kurtuluş savaşını vererek ortak bir milli devlet kurmuşlar ve tek bir millet olma yoluna girmişlerdir.
Geldiğimiz aşamada aynı toprak parçası üzerinde içiçe yaşamakta, aynı dili konuşmakta, ortak bir ekonomiyi paylaşmakta ve hala büyük çoğunlukla aynı kültürün birer parçası olmaya devam etmektedir.
Bu güçlü birliktelik, öyle patlayan canlı bombalarla, kazılan hendekler veya örülen barikatlarla ortadan kalkmaz.
Şimdiye kadar yaşanan bütün kışkırtmalara rağmen bu topraklarda bir etnik çatışmanın yaşanmaması Türkler ve Kürtler arasındaki güçlü bağları gösteriyor.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.