banner864

Levent Kırca - Ayağımın altı pekmez 22 Temmuz 2013, 16:27

 Eski bir fırın buldum Bodrum’daki evde. Taktım fişini, baktım çalışıyor. Tiyatroda beraber oynadığım Zafer Sabuncu ve yönetmenimiz Selim Gül de benimle beraber. Allah için, üçümüz de güzel yemek yaptığımızı sanıyoruz.

Zafer, geçen gün bamya yaptı. Selim’in kaşık salatası meşhur. Kendimizi sıkıntıdan yemeğe içmeye verdik. İçmeye derken, içki içmiyoruz. Bana ihtiyar ayyaş dediklerine bakmayın.

Güne, iyi bir kahvaltıyla başlıyoruz…

Ve birbirimize soruyoruz;

“Bugün ne pişirelim?”…

Günün en önemli konusu bu.

Onlar denize inince, ben de gazetelere gömülüyorum. Televizyonda haberler, önümde gazeteler. Gel de dizlerini dövme…

Şimdi de Fatih Kız Lisesi’ne takmışlar kafayı. İmam Hatip Lisesi yapacaklarmış orasını. İsmi de Hayrunnisa Gül olacakmış.

Gazetenin başından kalkıp, pazara gitmeye karar veriyorum. Bizimkilere ıspanaklı börek yapacağım. Pazarda gezerken emekli bir öğretmen hanım “Koruman
yok mu senin?” diyor. “Sen böyle yalnız mı geziyorsun?”. “Kimden korunmam gerekiyor?” diye soruyorum. “Tayyip ’den” diyor. “Son gözdesi sensin. Korkmuyor musun?”

“Hayır, korkmuyorum. O benden korksun.”

Alışveriş yaptığımız pazarcı ekliyor, “O, halk adamı” diyor. “Onu, biz koruruz.”…

Fırının ısısını ayarladıktan sonra, ıspanağı fırına veriyorum. Açık olan Ulusal Tv ’nin sesine yürüyüp, ekranın karşısına oturuyorum. Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz’ın abileriyle röportaj yapmış muhabir. Yaş ortalamaları 20-22 olan bu üç genç, polis tarafından maalesef katledildi. Hem de yasal hakları olan direniş eylemlerinde. Cumhuriyet, bu güzel üç evladını şehit verdi.

Böreğin altını üstüne çeviriyorum, kulağım kanalda… Bu üç eylemci genci, biraz daha iyi tanıyabilir miyim diye kulak kabartıyorum. Abileri çok düzeyli çocuklar, ne kadar güzel konuşuyorlar. İstediklerini, barışçıl bir dille, net bir şekilde ifade ediyorlar…

Acıları çok büyük. Kardeşleri bir yandan gelip, mevzuya katılacakmış gibi sanki gözleri onları arayarak bakıyor… Yaşadıkları inanılmaz şeyleri daha kabullenememişler. Hayranlıkla ve  iftihar ederek izliyorum gençleri… Tayyip’in muhatap olduğu gençler, bu düzeydeler diye düşünüyorum. Meseleye vakıf, kültürlü, mücadeleci ve üniversiteli.

Böreğimin piştiğine kanaat edip, fırını söndürüyorum. Akşam yanına bir de cacık yaptık mı, tamam. Zaten Aslı da, bize bol şekerli barbunya fasulyesi yaptırıyor. Kapının önündeki gölgede duran masaya dönüyorum. Gazeteler hala masanın üzerinde açık… Rüzgar, sayfaları bir o yana, bir bu yana çevirip duruyor. Uğur Dündar’ın köşesini okuyorum bir çırpıda. Güzel bir yazı, on bir dev adamın nasıl küçüldüğünü, Cenk Akyol’un nasıl devleştiğini yazıyor. Cumhuriyetçi olduğu için, Milli Takım’a sokulmadığını yazmış.

Bu genç, artık benim gözümde de bir dev. Tıpkı diğerleri gibi.

İnternette okudum. Direniş sırasında, gençleri tespit etmişler. 100 kadar gencin evine, eş zamanlı baskın düzenleniyor. Polis, evde bulamadığı gencin kardeşini alıp götürüyor rehin olarak… Emir Tayyip ’den…

Evde; sirke, zeytinyağı, şemsiye…. Aklınıza ne gelirse artık alıyorlar. Kapının önünde de polisler, ellerinde sopalarla bekliyor.
Memleketimden insan manzaralarına bakın. Bir yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gençlere orantısız güç kullandığı için ceza kesmiş, ama kimin umurunda?...

Tepsiyi bir havluyla tutarak, fırından çıkartıyorum. Görüntüsü böreğe benziyor benzemesine de, tadını merak ediyorum. Ağzımı yakmayacak kadar soğumuş… Bir parça kesip, ağzıma atıyorum. Hiç de fena değil… Sadece biraz tuzlu, yoğurtla filan idare eder. Böreği yapmaya çalışırken, etrafı bayağı bir dökmüşüm, bir sürü de bulaşık çıkmış. Ama dert etmiyorum, arkadaşlarım birazdan gelir, ortalığı toplarlar. Sofrayı kurup kaldırmak, bulaşıkları yıkamak onların işi. Çamaşırları, çarşafları filan Zafer yıkıyor, sonra da ütülüyor.

Turne aralıklarındaki bu küçük günübirlik tatillerde, onlarla birlikte olmak hoşuma gidiyor. Selim’in çalışma masasında, açık bıraktığı bilgisayarın başına oturuyorum. Neye bakmış diye göz atıyorum.

Gezi direnişinin akabinde, tutuklayıp Metris Cezaevi’ne koydukları gençlere içerde işkence yapıyorlarmış. Öncelikle, gençleri önceden dolu koğuşlara birer ikişer dağıtmışlar. Koğuşlardaki diğer mahkumlar, gençlere işkence yapıyor. Hapishane yöneticileri, görmezlikten geliyormuş. Hesapta işkenceyi devlet yapmıyor, sadece göz yumuyor.

İşkence derken, ne yapıyorlarmış mesela?

Gençlerin bacakları arasında gazete yakıp, bacak aralarını dağlıyorlar. Gece uyurlarken, ayak parmaklarının arasına kağıt peçete koyup, tutuşturuyorlarmış ve benzeri birçok rezillik… Çocuklar da, bu durumdan şikayet dahi edemiyorlarmış. Gençlerin avukatları, durumu internette paylaşmasa ruhumuz duymayacak. Metris Ceza Evi’nde yaşananlar, ileri demokrasinin bir uzantısı olsa gerek.

Aslı, elinde bir tencere barbunya fasulyeyle girdi içeri… Koca bir tencere… Anlaşılan, uzun bir süre fasulye yiyeceğiz. Bir kaşık alıp tadına baktım, gerçekten güzel olmuş.

Ulusal da gene haberler…

Hüseyin Çelik, gıyabında Devlet Bahçeli’ye laf atıyor…

Diyor ki, Bahçeli’ye;

“Sen, uçağa bile binmeye korkarsın. Korkak adamın tekisin”. Birisi bakan, diğeri Muhalefet Partisinin Lideri… İster istemez, uçak korkusuyla konunun ne alakası olabilir, diye düşünüyorum. “Siz” diyor,” Ankara’da kuluçkaya yatmış bir zavallısınız”.

Çocukken, mahalle arasında arkadaşlarımızla oynarken, kavgaya tutuşurduk. Çocukluk işte…Bir yerden sonra niye kavga ettiğimizi unuttuğumuz halde, atışma devam ederdi. Muhatabım çocuğun, bana şöyle bağırdığını hatırlıyorum. “Ayağımın altı pekmez, yala yala bitmez.”

Hüseyin Çelik’in söyledikleri ne derece konuyla alakalıysa, bu da öyleydi. Bir farkı vardı, biz o zaman “çocuktuk”.

MHP Lideri Bahçeli, partinin militan gençlerinin meydanlara ineceğini ima ediyor anlaşılan. AKP’yi panikleten bu mu acaba?

Sizler bu yazıyı okuduğunuzda, ben “İçerdekiler” in turnesine devam ediyor olacağım, bir hafta kadar. Sonra, gene üç günlük bir ara var, gene geleceğim Bodrum’a.

Ama bilesiniz ki, bu yaz tatilden çok turne yapıyorum. “İçerdekiler” i oynuyorum.

Onları unutmak mümkün değil.

Her daim “aklımdalar”.

“Unutmayacağım”
ve…

“ Unutturmayacağım”.

T.C Levent KIRCA
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Serap :

levent kırca abi yazdıklarınız çok anlamlı ellerinize sağlık iyi ki varsınız herkeze ışık tutuyorsunuz teşekkürler.

Koray Ku :

sayin kirca siz bizim yuregimize cesaret, aklimiza sukunet ve tebessum veriyorsunuz. sag olun var olun. pazarci dogru soylemis. biz halkiz ve korumaniz biziz. ama hepsinden onemlisi hepimiz cumhuriyetin koruyucusuyuz.

Gunser Karali :

sayin levent kirca, aglarken de gulebilmeyi basarmaliyiz, sizinle gurur duyuyoruz, boyle gunlerde bile ulusun yanindasiniz, desteksiniz ve cesursunuz. sevgilerle

Mine Ozyurt :

cok yasayin levent kirca, sizi seviyor akli basinda olanlar.

ozan sert :

levent abi yaş 17 ama düşündüğüm zaman arkadaşların dediğim insanlardan birazdaha öndeyim diyebilirim . önyargıyı kırmak nasıl mumkun olabilir acaba nezaman capulculuk ( devrimden ) bahsetsem hemen terörist oluyorum . sence benmi anlatamıyorumdur yoksa bunların ampulleri çok açık diye önlerindeki karanlığıdamı ak sanıyorlar . . hayırlı günler :) tabi okuyorsan

mustafa kantemir :

capulcu genclik levet kırca abi yanındayım

Capulcu Genclik :

en büyuk capulcu! capulcu dedigin böyle olur!

Gizem Canver :

yazı çok anlamlı ve çok da güzel olmuş umarım söz uçar yazı kalır manasıyla herşey artık bir düzene oturur

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder