banner864

Mehmet Bedri Gültekin - Kürt sorununda neredeyiz? 27 Kasım 2013, 11:35

21 Kasım Perşembe gecesi Ulusal Kanal’da, Yurt gazetesi yazarı Mustafa Sönmez ile Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Ali Güller; Erdoğan ile Barzani’nin Diyarbakır buluşmasını değerlendirdiler.
Sayın Mustafa Sönmez İşçi Partisi programında yer alan “Kürt meselesi demokratik haklar açısından esas olarak çözülmüştür” tespitini eleştirdi.
Sayın Sönmez’in eleştirdiği program maddesi, “Kürt meselesine emperyalist müdahaleye son” başlığını taşımaktadır. Söz konusu maddede Kürt meselesinin bitmesi değil, emperyalizme karşı mücadele sorunu olarak devam ettiği anlatılmaktadır.
Kürt meselesi bugün, emperyalizmin bölgemize yönelik hegemonya hesaplarının bir aracı olarak eskisinden de daha önemli olarak önümüzde durmaktadır.
Onun için Kürt meselesi artık, her zamankinden daha fazla emperyalizme karşı mücadele meselesidir.

'Demokratik haklar' neleri kapsar?

“Kürt meselesi” başlığı altında demokratik haklar denilince akla neler gelir? Kürtçe okuma- yazmayı öğrenme ve günlük hayatta özgürce kullanma, gazete-dergi-kitap yayınlama, radyo-TV yayını yapma, Kürtlerle ilgili kültür kurumlarının örgütlenmesi ve özgürce faaliyette bulunması, üniversiteler ve ilgili kamu kurumları bünyesinde Kürt tarihi, dili, kültürü ile ilgili bölümlerin açılması, çalışmaların yapılması vb.
Bütün bu haklar elde edilmiştir. Bu kapsamda eksiklikler varsa, giderilmesi konusunda da bir toplumsal-siyasal mutabakat oluşmuştur.
Nitekim Ulusal Kanal’daki programda Mustafa Sönmez de bütün bunlara ek olarak sadece “Kürtçe anadilde eğitim”in olmamasını söyleyebildi.

Bugün Kürtçe eğitim yapılabilir mi?

Talep edilen “hak”, pratikte kullanılabilir olduğu zaman bir anlamı vardır. Aksi taktirde şu veya bu hesapla aklınıza gelen her şeyi “hak” olarak talep edebilirsiniz.
Türkiye Kürtleri tarafından konuşulan Kurmançca ve Zazaca lehçelerinde “Haydi Kürtçe eğitime geçelim” denilse bile, bunun olamayacağı bir gerçektir.
Bu talebin esas sahibi olan PKK’nın kamplarında eğitim dili Türkçedir.

Kaldı ki o kamplarda fizik-kimya-hukuk eğitimi yapılmıyor. En basit siyasal eğitim için bile zorunlu olarak Türkçe kullanılıyor. Üstelik eğitime tabi tutulanlar sıradan yurttaşlar değildir.
Abdullah Öcalan, kendi devletlerini kurduktan sonra bile en az 50 yıl Türkçe eğitim yapacaklarını söylüyor.
Kuzey Irak’ta 21 yıldır fiili bir Kürt devletçiği var. Ama Kurmançcanın konuşulduğu Bahdinan bölgesinde eğitim Soranca yapılıyor. 7. sınıftan sonra Kurmançca yok.
Suriye’de üç bölgede (Cezire, Rasulayn-Serekani ve Afrin) fiili bir PKK yönetimi oluştu. PYD, bu sene Kürtçe eğitime geçtiğini ilan etti. Ama sadece ilkokul birinci sınıfta. İkinci sınıf ve sonrasında eğitim Arapça.
Bütün bu olguların gösterdiği gerçek şudur: PKK Kürtçe anadilinde eğitim talebini demokratik bir hakkın kullanılması olarak değil, Kürtleri Türklerden ayırmanın bir aracı olarak öne sürmektedir.

Bilim pratiği olmayan bir dille eğitim yapılmaz
Kürt yurttaşlarımız açısından durum özetle şöyledir:
Eğitim-Sen’in yaptığı araştırmaya göre, Güneydoğu’da nüfusun yüzde 60’ının anadili Türkçedir. (Eğitimde Anadilin Kullanımı ve Çift Anadilli Eğitim, 2010) Anadili Kürtçe olan yüzde 40’ın ezici çoğunluğu Kürtçeden daha iyi Türkçe bilmektedir.
Kürtçe eğitim ve bilim dili olarak bugüne kadar hiç kullanılmamıştır. Nedenleri üzerinde durmuyoruz, durumu saptıyoruz.
Hiçbir bilimsel faaliyetin olmadığı bir dilde neyin eğitimi, nasıl yapılacaktır?
Bütün ülkenin ortak dili olan ve eğitim dili olarak daha yetkin olan Türkçeyi reddederek, Kürtçe eğitim talebinde ısrar etmek, “demokratik hak”kın kullanılması olarak değerlendirilemez.

En büyük demokratik hak

“Demokratik hak” denilince en başta anlaşılması gereken, halkın Ortaçağ ilişkilerinden kurtarılmasıdır.
“Demokratik hakkımızı istiyoruz” diyenlerin samimiyeti ve haklılığı, onların Ortaçağ ilişkilerine bakışıyla sınanır.
Mustafa Sönmez, sınıf mücadelesinden söz ediyor. Güneydoğu’da sınıf mücadelesi, ağırlıklı olarak feodal sınıflara karşı mücadeledir. Kapitalizm öncesi ilişkiler, kentlerde de halkın büyük sorunudur.
PKK’nın 40 yıllık tarihinde Ortaçağ ilişkilerine (Ağalık, şeyhlik, aşiret reisliği vb) karşı mücadele olarak anılabilecek en ufak bir örnek yoktur.
Son olarak Bismil köylülerinin toprak mücadelesinde toprak ağalarının yanındaydılar.
PKK, Ortaçağ ilişkilerinden besleniyor. Diyarbakır ve Tunceli’de Şeyh Sait ve Seyit Rıza heykelleri dikenlerin “demokratik hak” talebi, Tayyip Erdoğanların bütün irticai hamlelerini “demokratik hak” olarak göstermelerine benziyor.

'Kürt Sorunu' daha da büyüdü
20 yıl önce Kürt Sorunu, bugün olduğu kadar yakıcı değildi. Çünkü emperyalizm, sorunun içine bu kadar girmemişti.
Bugün “Kürtlerin, bir etnik varlık olarak kazanmadıkları hangi hak kaldı” diye soruyoruz. Çünkü gerçekten de son 20 yıl içinde bu konuda büyük mesafe alındı.

Ama öte yandan sorun 20 yıl öncesine göre hafiflemedi, ağırlaştı.

Çünkü bugün Kürt sorunu, geçmişten daha fazla ABD ve müttefiklerinin İkinci İsrail projesini hayata geçirmede kullandıkları bir “kart” durumundadır. Emekçi sınıfların önündeki sorun budur. Bölücülük, hep büyük sermaye ile ittifak halindedir ve emekçileri bölmektedir.
PKK’nın, yan örgütleriyle (BDP, PYD, PJAK) birlikte bütün pratiği, “kart” olarak kullanılmanın pratiğidir.

Abdullah Öcalan bu gerçeği, “bugüne kadar enstrüman olarak değerlendirildik” sözleriyle itiraf etmişti.

Dolayısıyla Kürt sorununun önemli bir sorun olarak bugün hâlâ önümüzde durması, Kürtlerin demokratik haklarının elde edilmemiş olmasından değil, ABD ve işbirlikçilerinin elinde bir “enstrüman” olarak bölge devletlerine ve halklarına karşı kullanılmasından dolayıdır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusakanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder