banner864

Levent Kırca - Lagara Lugara 29 Aralık 2013, 08:39

Muhteşem Hocamız Fethullah efendimiz, önce sakin sakin oturuyordu. Birden yüzü bulandı, gözleri döndü, ellerini kollarıyla birlikte havalandırdı. Kah oturarak, kah ayakta, telaşlı ve heyecanlı bir şeyler söylemeye, hatta bağırmaya başladı. “Anam, ne oluyor lan?” demeye kalmadı, hocamızın köpürdüğünü gördük. Sinirden köpürmüştü, üstelik haklıydı da. Dua ediyordu ama, ettiği dua gooddua değildi, beddua idi.
Televizyonu kapadık, uyuduk ya da uyumaya çalıştık. Sabah uyanır uyanmaz, gene sarıldık televizyonun kumandasına, parmakladık düğmesini.
Karşımıza çıkan ilk görüntüden anladık ki, hocamızın akşamdan mayaladığı beddua tutmuştu. Hükümetin dört bakanı, yolsuzluk olaylarına karışmışlardı. Çocukları adeta kurye gibi, ellerinde çuvallar o ev senin, bu ev benim, para taşıyorlardı. Çocuklardan birinin evinde dokuz tane kasa vardı. Sorulduğunda; “Kasa koleksiyonu yaptığını” söyledi. Evde bir de para makinesi vardı. Çocuk bu makinenin; “Para makinesi değil, kıyma makinesi olduğunu” söyledi. Sonra lafı çevirdi; “ Evet, bu para makinesi. Ama, nereden geldiğini bilmiyorum” dedi. “İyi düşün” dediler. Düşündü ve dedi ki; “Malum, önümüz Noel. Bu para makinesini, bana büyük bir ihtimalle Noel Baba getirmiş, bırakmıştır.” Polis; “ Evinizin anahtarı Noel Baba’ da da mı var?” dedi. Oğul; “Hayır” dedi, gülümseyerek. Noel Baba, bacadan girip çıkar. Bunu herkes bilir. Hafiye de: “Sizin eviniz yerden ısıtma, bacanız yok” dedi. Hayırlı evlat, pıstı kaldı. Güneş gözlüklerini parlatıp taktı. “Yürüyüp gidelim. Ama, bakan babam sizinle yakından ilgilenecek” dedi. Birlikte çıktılar.
Diğer bakanların çocuklarına da Noel Baba çeşitli hediyeler vermişti. Ama bu kez, hediyeleri çorap değil, ayakkabı kutuları içinde getiriyordu. Bu sefer, Noel’in ismi de, değişikti. ‘Reza Zarrab' dı adı. Sakalı da beyaz değil, siyahtı.
Bay Tayyip; “Bakanlarımı yedirtmem!” dedi. Ama artık çok geçti. Hocanın mayaladığı beddua tutmuştu. Tayyip’in beti benzi atmıştı. On bakanı görevden aldı. Hırsını alamadı, çaycıyı, ayakkabı boyacısını da kovdu. Sonra, danışman manışman ne bulduysa bakanlığa atadı. “ Zaman kötü, .. kolla hükümeti” hesabı.
Bay Tayyip, oğulları aracılığıyla “Yolsuzluk” olaylarına karışmış bakanlarına; “İstifa edin, gönderdiğim mektupları da imzalayın” dedi. Bakanlar mektubu okuyunca küçük dilini yuttu, birisi protez damağını yuttu. “Şimdi, hapı yuttuk!” dedi, diğeri.
İstifa mektuplarında şunlar yazıyordu;
“Ben bakan falanca… Yolsuzluk yaptım. Ben yaptım. Başbakanımızın bu yolsuzlukla ilgisi yok. Başbakanımız bana defalarca; “Yolsuzluk yapmayın, günahtır” demesine rağmen, ben şeytana uydum. Hatta, oğlum da uydu. Şeytanın adı''Zarrab”. Başbakanımızın oğlu Bilal’ciğin, bu olaylarla kesinlikle ilgisi yoktur. Çünkü bu olaylar olurken, Bilal’cik gemiciklerini yüzdürüyordu. Ben yaptım, suçlu benim. Başbakanım, Deniz Feneri davasında olduğu gibi, masumdur. Dış mihraklar, iç mihraklarla birleşip, çok mihrak olarak, başbakanımızın günahına girmektedir.
Sabah televizyonları açtığımızda, eski bakanlar törenle makamlarını, yeni bakanlara devrediyorlardı. Eski bakanlar, yeni bakanlar karşılıklı öpüşüp, durdular. Şimdi yeni bakanlar, eskilerin bıraktığı yerden, muhtemelen ayakkabı kutularından devam edecekler. Olan Reza’ya oldu.
Recep Bey, Reza için; “İyi işadamı. Hayır işlerini çok severdi” dedi. Reza, bakanlarına ve oğullarına hayır yapıp, karşığında sevap kazanmıştı. Başbakan Reza’ya; “Takma kafana. Ne verirsen elinle, o gelir seninle” dedi. Reza da, güle oynaya sekerek, Ebru’suna koştu.
Recep Bey, Halkbank genel müdürü için de; “O, saftır. Paradan anlamaz. O, paraları evine dosya kağıdı diye götürmüştür. Hala ne olduğunun farkında değil. Bana soruyor; ‘Ne oluyor?’ diye." Dedi.
Yeni komplolar yolda… Devlet işlemiyor. Çok yakında, Erken Seçim Hükümeti göreve gelebilir. Ak gök, kara gök çıkacak ortaya. Havada dolaşan dönek akbabalardan durumu anlamak mümkün. Genede, Mehmet Barlas’ın efendisine sadakatini, takdirle karşılıyorum. Bakalım viraj ustası Barlas, son dönüşünü ne zaman gerçekleştirecek. Maşallah, aile boyu televizyonlardalar. Allah Barlas’lara; “Yürüyün, ya Barlaslar” demiş.
SİNEMADA BİR YALNIZLIK VAR
Biraz tereddüt ettikten sonra, “Bu İşte Bir Yalnızlık Var” filmine gitmiştik. Filmi geçen yazımda, öve öve bitiremedim. İyi film yapmak, kolay değil.
Film, bizi gaza getirdi. Bu kez de, BKM’nin “Düğün Dernek” filmine gittik. Ben BKM’nin iyi yaptığı her işi, her filmi, öve öve bitiremeyen bir insanım. Sonuçta benim rahle-i tedrisatımdan geçtikleri için, iyi yaptıkları beni mutlu ediyor. Ustaları olduğum için, kötü yaptıklarını da eleştirme hakkını kendimde görüyorum. Bu kez, sırf para kazanma amacıyla yapılmış , aptal, hatta iğrenç bir filmle karşılaştım. Komiklik yapmaya çalışan, laubali bir oyunculuk. Küfürlerle dolu bir mizah anlayışı. Kötü senaryo…
Sonuç; “Gıdıkla da, güleyim” durumu.
Ben bu kez, BKM’yi sınıfta bıraktım. Çıtayı bu kadar aşağı çektikleri için, ben de kulaklarını çekiyorum. Suçlu; bu film değil, bu tarz filmlere arz-talebi oluşturan sosyo-kültürel yapı.

Levent Kırca
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder