banner864

Mehmet Ali Güller - Kim kimi dinliyor? 02 Şubat 2014, 09:59

17 Aralık operasyonundan sonra kamuoyu genelinde oluşan algıya göre Ergenekon ve türevi olan davaların sahibi AKP değil Cemaat'tir.
Peki, neden böyle bir algı oluştu? Çünkü AKP tertipler konusunda topu 17 Aralık’tan bu yana sürekli Cemaat'in kucağına attı. Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan “cemaat orduya kumpas kurdu” diyerek, diğer AKP sözcüleri de davalarda hukuksuzluk yapıldığını dile getirerek bu algının oluşmasında belirleyici roller üstlendiler.
Bu algı nedeniyle, dinlemelerin tamamının da cemaatten kaynaklandığı düşünüldü hep. Hâkim algıya göre cemaat sadece Ergenekon sanıklarını değil Erdoğan ve kurmaylarını da daha sonra değerlendirmek üzere dinlemişti.

Öyle ki Erdoğan son olarak Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bile dinlendiğini açıkladı.
Erdoğan’ın AK medyada toplu manşet olan bu sözleri salt bir durum saptaması mıydı, yoksa daha çok adı Cemaat cephesinde olan Gül’e “şantajlı ittifak” çağrısı mıydı? Gül’ün Erdoğan’ın sözlerine ilişkin soruları yanıtsız bırakması, daha çok ikinciye işaret ediyor.

Tertibin asıl sahibi
Peki, madem dinleyen hep Cemaat ve tertiplerin tüm suçu onların, o zaman bu yayımlanan Cemaat kasetleri ne? Bu pis işlerin tek sahibi Cemaat'se, neden Gülen ve ekibinin kasetleri Erdoğan ve ekibinin kasetlerinden daha çok piyasaya çıktı?
Bu sorunun yanıtı önemlidir ve bir suç ortaklığına işaret eder. Hatta ortaklıktan çok tertibin asıl ve ikincil sahiplerini belgeler.
Ergenekon tertiplerinin asıl sahibi ABD’dir ve siyasi sorumlusu AKP, teknik sorumlusu da Cemaat'tir.
Siyasi sorumlu olan AKP tertip için gerekli “yasal” hazırlığı yapmış, kanunlar çıkarmış, dinlemeler için TİB’i düzenlemiş, TSK’nin dinleme imkânlarını MİT’e devretmiş, özel yetkili mahkemeler kurmuş, Silivri’de kamp inşa etmiş, uygulayıcılara siyasi destek vermiş, dokunulmazlık sağlamış ve altlarına zırhlı araba bile vermiştir!
Teknik sorumlu Cemaat ise tertibe yargı ve emniyet desteği sağlamış, uygulayıcı olmuş ve işleri görmüştür.
Yani özetle tertibin asıl sahibi AKP’dir!
Zaten işin püf noktası da Gladyo’nun özelliğiyle ilgilidir: Çiller’in Özal’dan devraldığı özel örgütü, Tayyip Erdoğan da Çiller’den devralmıştır. Gladyo böyle çalışır. F tipi yapı Gladyo’nun esası değil, sadece bir parçasıdır.
AKP milletvekili Şamil Tayyar’ın “2004 MGK toplantısından sonra Emniyet’i Cemaat'e verdik” demesi de, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “AKP varsa Cemaat de var” demesi de bu gerçeğe işaret eden doğrulardır.

Hedef önce Erdoğan sonra Gülen
O nedenle Erdoğan ve kurmaylarının “kumpasın sahibi Cemaat” açıklamaları gerçeğin sadece bir yanıdır, tamamı değildir. Ayrıca Erdoğan cephesinden gelen “ittifak” görüntülü mesajlar da bir arınma değil, tersine 30 Mart ve sonrası için zaman kazanma, o süreçte safları sıklaştırma, mevziyi tahkim etme hamlesidir.
Bu gerçek, Erdoğan cephesinin kamuoyu baskısıyla hazırladığı sözde demokrasi paketinin içeriğine de yansımıştır. Erdoğan İran dönüşü sırasında yaptığı açıklamada görüldüğü gibi tutukluluk süresinin yeniden düzenlenmesinden kaçınıyor, yeniden yargılama konusunu “o ayrı bir konu” diyerek geçiştiriyor, kimlerin yeniden yargılanacağına “biz karar veririz” diyor! Ama savcıyı ve soruşturma sürecini, daha doğrusu yargıyı Vali yardımcısının emrine vererek polis devleti inşaatına bir kat daha çıkıyor!
Tertibi birbirlerinin üzerine yıkmaya çalışmalarının da, özel yetkili mahkemeleri kaldırmak mecburiyeti hissetmelerinin de asıl nedeni halkın gücüdür; Silivri’yi kuşatması ve Haziran’da ayaklanmasıdır. O nedenle AKP - Cemaat çatışmasından ülke adına yararlanmanın ve Silivri’yi boşaltmanın yolu, esas olarak Erdoğan cephesine vurmaktan geçer!

Mehmet Ali Güller
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder