banner864

Rafet Ballı - Cemaat, mağduriyet üzerinden psikolojik savunmaya geçti 20 Şubat 2014, 09:26

Önceki sabah Cemaat’in Zaman gazetesindeydim. “Türk-Arap Entelektüeller Forumu” için.
Gazetenin İstanbul/Yenibosna’daki binasındaydı.
Oldukça büyük, modern bir yapı.
Eski Milliyet ve Hürriyet’inkinden farksız.
Bilinecek bir küçük ayrıntı:
Bürolarda başörtüsüz kadınlar da çalışıyor.
***
Toplantı, zemindeki salonlardan birinde.
Henüz başlamamış. Çay-kahve faslında.
Bir çay da ben dolduruyorum.
Gözlerim tanıdık sima arıyor.
En azından bir-iki isim.
Mesela: Ali Bulaç olur umudundaydım.
Fakat: Kimseyle tanışmıyorum.
Sonuç: Hafifçe deplasman sendromu yokluyor.
***
Milli Görüş toplantıları öyle mi?
Yabancılık çekmem.
Sohbet ortağı birçok tanıdıkla karşılaşırım.
Kendime bir not:
Nurcu çevreleri eksik bırakmışım.
Tamamlamalıyım.
***
Tekrar toplantıya döneyim.
Bir ilgiliye kartımı uzatıyorum.
Hafif bir şaşkınlık.
Aydınlık’tan biri pek beklenmiyor anlaşılan.
Talebim: Kerim Balcı ile tanışmak.
Toplantının organizatörü.
Grubun eski Kudüs temsilcisi.
Yazıları doludur.
***
Toplantı dosyasını inceliyorum bu arada.
Katılımcıların listesi.
Önce Araplar: Fas, Tunus, Cezayir, Mısır, Ürdün...
Birçok ülkeden 28 katılımcı.
Bazıları Cemaat üzerine kitap yazmış.
Eski bakanlar da var.
***
“Türk katılımcılar listesi” daha kısa.
Hepsi Cemaat’ten mi? Çoğunluk öyle gözüküyor.
İsimlerin sıralaması ilginç. Alfabetik değil.
Akademik kıdem de dikkate alınmamış.
Birkaç örnek:
Doç. İhsan Yılmaz. Televizyonların flaş tartışmacısı. İlk sırada.
Mümtazer Türköne ikinci.
Ali Bulaç beşinci.
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yöneticileri sonlarda.
Başkan Mustafa Yeşil on birinci. Yardımcısı Cemal Uşak onu izliyor.
Hiyerarşi mi: Bilmiyorum.
Öyle ise: İhsan Yılmaz’ı izlemeye devam.
***
Kerim Bey geliyor biraz sonra.
Sıkıntılı ve kibar.
Özür diliyor: “Toplantımız medyaya açık değil.”
Yani: Çıkmam gerekiyor.
Oysa: Sadece bilgilenme amaçlı gelmiştim.
Özellikle Arap konukları merak ediyordum.
Yazı falan da düşünmüyordum.
***
Çıkıyorum. Protokol Müdürü de benimle.
Dış kapıya kadar uğurluyor. Sürekli özür halinde:
“Malum. Dönem nazik. Saldırı altındayız. Yanlış anlama olmasın istiyoruz.”
Özür sırası bende. Sıkıntı yarattığım için.
Son söyledikleri hoştu.
Solun tarihine gönderme yaptı.
Baskılar altında geçen.
“Bizi anlarsınız. Sizin de başınıza geldi geçmişte...”
Sonra hafifçe duraksadı.
Aydınlık çevresinin “özel” durumunu hatırladı.
“Gerçi siz hâlâ yaşıyorsunuz.”
Ergenekon operasyonlarını kastediyordu.
Hay Allah! Kimler yapmıştı acaba!?
***
Gelelim genel duruma.
Cemaat’in pozisyonu: Psikolojik savunmaya geçti.
Söylem: Mağduriyet. İslamcılar bu işi iyi biliyor.
Göze alınan: Bürokrasideki “öncü”lerin tasfiyesi.
B planı: Devlet dışındaki örgütlenmesini korumak.
Öğrendiğim: Davaları seçimden sonra bekliyorlar.
Kesin strateji: Seçim sonuçlarına göre belirlenecek.
***
Konjonktürel bakmayanlar da var.
İslamcı bir akademisyen.
İslamcılığın tarihi üzerinde otorite.
Cemaatçi değil. AKP ile de özdeşleşmek istemiyor.
Birkaç satırbaşı aktaralım.
***
AKP-Cemaat kavgası?
“İrade ikisinin de değil. Denklem öyle kuruldu.”
“Dış operasyonlara açıklar. Çünkü entelektüel yapıları zayıf.”
Uluslararası iradeyi, Cemaat’i arkasında görüyor.
Cemaat’e operasyon: “Ankara öyle istiyor.”
Yani: “Devlet” iradesi.
***
Cemaat devletten tasfiye mi edilecek?
“Tersine daha da yerleşecekler.”
12 Eylül örneğini veriyor.
MHP yönetimi içeri atıldı. Yargılandı.
Ama kadroları devlete dolduruldu.
“Sol” için de aynı görüşte.
Öngörüsü: Cemaat kadroları da dönüştürülecek.

Rafet Ballı
[email protected] 
twitter.com/rafetballi
ulusalkanal.com.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder