banner864

Can Ataklı - “Yetmez ama evet” derken bunu hiç düşünmemiştiniz 11 Nisan 2014, 20:26

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; geldik yine haftanın son gününe. Haftanın son günü hayli hareketli geçti, belki daha da gelişmeler olacak, bakalım bilmiyoruz henüz. Saat şimdi 7’ye geliyor, Ankara’daki dedikodulara göre hesapta 45 dakika sonra cemaatle ilgili çok büyük bir bomba patlayacak. Göreceğiz. Şansa bu akşam Halil Nebilerle sunduğumuz Çift Vuruş var, bakarsınız beklenmedik bir gündemi konuşuveririz.
Neyse ortada hiçbir şey yokken lafı fazla uzatmaya gerek yok. Gelelim bugünün neden hareketli olduğuna.

Anayasa Mahkemesi’nden üç önemli karar

Anayasa Mahkemesi bugün çok önemli üç karar aldı. Birincisi Adalet Bakanı’nın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yeni haliyle edindiği tüm yetkileri iptal etti. İkincisi Bilgi Teknolojileri İletişim Kurulu’na verilen özel sanal âlemdeki özel bilgileri depolama yetkisi de iptal edildi. Üçüncüsü ise birkaç gün önce kişisel bir başvuru üzerine twitter’in açılması kararını alan Anayasa mahkemesi bugün resmen bir twitter hesabı açarak yayına başladı. Açılmasıyla birlikte bir anda takipçi patlaması yaşadı. Üstelik ne patlama. Borsacı deyimiyle anında tavan yaptı. Saat 15.00’de 20 bin takipçisi vardı. 16’da baktığımda 32 bin olmuştu. Şu an ne kadar bilmiyorum.

Mahkemeye ağır saldırı

Ancakaaaaak. İşin bir de ancak’ı var. Öğle saatlerine kadar AKP’liler Anayasa Mahkemesi’nin twitter hesabı açtığını henüz fark edememişti. Ama fark ettikten sonra müthiş bir saldırı kampanyası başlattılar. Küfürün, hakaretin bini bir para.
Türkiye’de her şey anormal. Anayasa mahkemesi açtığı twitter hesabından belli ki o gün ele aldığı konularla ilgili bir paylaşmak istiyor. Nitekim bugün atılan ilk twitlerde bunlar var. Yani herhangi bir konuda yorum, görüş bildirmiyor bildirmeyecektir. O halde bu tepki niye? Niyesi basit, Anayasa Mahkemesi Başbakan Erdoğan’ın arzulamadığı bir iki karar aldı son günlerde. O halde saldırın. Hepsi bu.

Herkesin hesabı var

Oysa örneğin Cumhurbaşkanı da Başbakan da devletin neredeyse tüm resmi kurumları da twitter hesaplarından kamuoyunu bilgilendiriyor. Onların hesap açmasına hiçbir şey demeyen AKP takımı sıra Anayasa Mahkemesi’ne gelince küfür kafir. Allah akıl fikir versin ama, çok da kalabalıklar, hepsine akıl dağıtmak da kolay değil yani.
Bu haberlerin ayrıntılarını az sonda Ümit Zileli ile Ulusal Kanal Ana Haber Bülteni’nde izleyeceksiniz. Bu nedenle ben daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum.

Yandaş medya da saldırıda

Ancak görünen bir şey var ki, Anayasa Mahkemesi son zamanlarda çok ilginç tavırlar sergiliyor. Bunu hem aldığı kararlardan görüyoruz hem de Erdoğancı medyanın Anayasa Mahkemesi’ne yönelik ağır saldırılarından anlıyoruz.
Hepsini elbette izlemiyorsunuzdur, ama Erdoğancı medya son bir haftayı Anayasa Mahkemesi’ne yönelik saldırıların dozunu artırarak geçirdi. Çünkü Erdoğan Anayasa Mahkemesi’nin twitter kararı için “saygı duymuyorum” dedi.
Eh Başbakan Anayasa Mahkemesi’ne saygı duymadığını açıklarsa, hınk deyicileri için durumdan vazife çıkmış demektir değil mi zaten. Aynı tutum az önce anlattım ya twitter hesabı için de geçerli.

Başlarına taş mı düştü?

Peki, ne oldu, Anayasa Mahkemesi’nin başına taş mı düştü? Çünkü iktidar 2010 yılında yapılan Anayasa Referandumu ile Anayasa Mahkemesi’ne de kendisine bağlamıştı. En büyük sıkıntı çektikleri yer olan Anayasa Mahkemesi tehlikesini de atlattıklarına inanıyorlardı. Oysa bugün Anayasa Mahkemesi neredeyse ülkedeki muhalefetin sezi, sözcüsü gibi oldu.
Şaşırtıcı değil mi?
Aslında değil. Çünkü 2010 yılında bizim onca karşı çıkmamıza rağmen halkın bir bölümünü kandırarak düzenleme yapan iktidar, bu işte en büyük desteği şimdi haşhaşiler, vampirler, hainler, alçaklar diye nitelendirdikleri Fethullah Gülen Cemaati’nden almışlardı.

Orada da birlikteydiler

Demokrasiye, hukuka, özgürlüklere ağır darbeler birlikte indiriliyordu. Türkiye’nin değişimi konusunda iktidar da cemaat da hemfikirdi ve hiçbir engel tanımadan yollarında el ele yürüyorlardı.
Sorun rant paylaşımında çıkan anlaşmazlığın sonunda derin bir ayrılığa yol açmasından sonra ortaya çıktı. Şimdi birbirlerine düştüler. İktidar devlet içindeki hakim, savcı, polis, bürokrat gibi direk kendi tasarrufunda olanları hallaç pamuğu gibi atabiliyor. Ama Anayasa Mahkemesi başka. Oradaki üyeleri canları istediği an oradan oraya atamıyorlar.
Cumhurbaşkanı kontenjanından Anayasa Mahkemesi’nin yeni üyeleri belirlenirken, iktidarın aklına hiç “Yahu bunlar yarın öbürgün bizle ters düşer, eski Anayasa Mahkemesi’ni bile arar hale geliriz sonra” gibi bir kuşku gelmemişti.

Atı alan Üsküdar’ı geçti

Gelelim Anayasa Mahkemesi’nin aldığı iptal kararlarının kısa vadedeki etkilerine. HSYK ile alınan karara göre Adalet Bakanı’nın yetkileri tırpanlanıyor. Ancak kararlar geriye doğru işlemediği için, yasa değişikliğinden sonra yapılan bütün işlemler geçerliliğini koruyor. Yani Bakan’ın yetkisini kullanarak yaptığı tüm atamalar ve değiştirdiği uygulamalar aynen devam edecek. Tabii yasa değişikliğinden sonra görevinden alınanlar iptal davaları açabilirler ve kazanabilirler, bu ayrı konu.

Cumhurbaşkanı ortak mı?

Ancak bu noktada bir parantez açmak istiyorum. Bazı kesimlerde iktidarla Cumhurbaşkanı arasında çelişki olduğu, Gül’ün Erdoğan’a rakip olabileceği, Cumhurbaşkanı’nın son gelişmelerde cemaatten yana tavır aldığı, muhalefete şirin gözükerek yeniden Cumhurbaşkanı seçilmek istediği lafları yayılıyor.
Ben bunlara pek katılmıyorum. Abdullah Gül’ün gönlünden elbette Cumhurbaşkanlığı makamında bir beş yıl daha kalmak geçiyor olabilir. Ama Gül herhalde Tayyip Erdoğan istemezse asla aday olamayacağını, aday olamayacağı gibi sanıldığı gibi AKP’nin başına geçemeyeceğini de fark ediyordur.
Bu durumda Gül’ün bazı manevraları sanki iktidarla didişiyor görüntüsü verse bile aslında aralarında pek ayrı gayrı olmadığı da bir gerçektir.

Uçurum falan yok

Lafa gelince sanki Gül Erdoğan arasında bir uçurum varmış gibi algılanıyor belki de iş uygulamada tam tersi. Gül Cumhurbaşkanı olarak ara sıra sanki tavır yapıyor gibi görünmesine rağmen iktidarın hoşuna gitmeyecek ya da iktidarın işini bozabilecek hiçbir şey yapmadı.
Her alanda olduğu gibi bu alanda da bir yanılsama yaşıyoruz. Kimileri Erdoğan Gül çelişkisi yaratarak bundan medet ummaya çabalıyor. Ama bana göre gerçek bu değil.
Bakın HSYK ile ilgili yasanın çıkmasına ve onay aşamasına bir bakalım.
“Cumhurbaşkanı Abdullah Gül aslında yasa önüne geldiğinde bunun anayasaya aykırı olduğunu biliyordu. Ancak hükümetin HSYK’daki değişikliklere ihtiyacı olduğunu da biliyordu.
Bu nedenle “imzalamayabilir” beklentilerini boşa çıkararak yasayı imzaladı. İktidarın hiç zaman yitirmeden gerekli uygulamaları yaparak HSYK’yı dileği gibi şekillendireceğini de biliyordu. En önemlisi konunun Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi halinde, ki zaten CHP daha yasa çıkmadan bunun hazırlıklarını yapmıştı, bazı maddelerinin iptal edileceğini de biliyordu. Yani Cumhurbaşkanı her şeyi biliyordu.

Amaç yolsuzlukları örtbas etmek

Sonuçta özellikle 17 Aralık’tan sonra yolsuzlukları örtbas etmek için alınan önlemler devam edeceği için şu anda iktidar için çok büyük tehdit ve tehlike yok. Demek ki Cumhurbaşkanı asıl işlevi olan hükümetin bütün işlerinde destek ve yardımcı olmasını yine gerçekleştirmiş.
Bunun iktidar aleyhine tek olumsuz gelişmesi Erdoğan karizmasının çizildiğini düşünerek öfkelenmesidir. Ama orada da top Anayasa Mahkemesi’ne atılacağı için Cumhurbaşkanı hiçbir rahatsızlık duymayacaktır.
Tabii Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararlarından sonra AKP sözcülerinin tepkilerine de değinmek isterim. AKP Grup Başkanvekili zatlardan biri tıpkı çocukların dayak yedikten sonra aynı inatla “acımadı ki acımadı ki” demeleri gibi bir demeç verdi.
Başbakan daha önce Anayasa mahkemesi kararına saygı duymadığını söylemişti ya, aşağı kalacak değil ya, o da “Bunu saygıyla karşılamıyoruz” dedi. Sonra da AKP’nin çok sık kullandığı ve ne yazık ki bilgisizlik nedeniyle kamuoyunun bir bölümünden destek almasına neden olan sayısal üstünlüğü dile getirerek “300 milletvekilinin Anayasa’ya aykırı bulmadığı bir yasayı bu heyet nasıl olur da Anayasa’ya aykırı bulur?” diye sordu.

Nasıl anlatacağız buna?

Şimdi gelin de anlatın bu siyasetçiye demokrasinin ne demek olduğunu. Sayısı fazla olanların her zaman haklı olmayacağını, kişi hak ve özgürlüklerinin, temel yasaların sayısal üstünlüğe göre değil evrensel kurallara göre yapılabileceğini gelin de anlatın.
Bir benzetme yapayım. 3 bin kişilik bir aşiret namus meselesi nedeniyle 16 yaşında bir kızın infazına karar veriyor. Olmadı mı hiç? Oldu tabii. Peki, bu olabilir mi? Olamaz tabii. Yasalar var. Şimdi bu aşiretten biri çıkıp de “3 bin kişinin suç görmediği bir uygulamayı bir ağır ceza hakimi mi suç görüyor?” diyebilir mi? Ama ne yazık ki demokrasiyi sayısal güç olarak görenlerin hep yaptığı bir şey bu.
Ne diyeyim bilmem ki.

Burhan Kuzu’nun acıklı durumu

Ama laf Anayasa’dan açılmışken, kendisi bir Anayasa profesörü olan ve Meclis Anayasa Komisyonu’nun da başkanlığını yürüten Burhan Kuzu’ya değinmeden geçemeyeceğim.
Çok eksantrik tavırlarını bugüne kadar pek gördüğümüz Burhan Kuzu twitter’in kapatılması için gitti Anayasa Mahkemesi’ne kişisel başvuru yaptı. Neymiş, iki yıl önce bir izleyicisi kendisine hakaret etmiş, ama Kuzu bu kişi hakkında bulunamadığı için yasal işlem yaptıramamış, bu nedenle twitter’in tamamen kapatılmasını istiyormuş.
Tabii sorarsanız Burhan Kuzu, kapatılan twitter’in, bir kişisel başvuru üzerine Anayasa mahkemesi tarafından açılmasına tepki olarak yapıyor bu eylemini. Tamamen popülist yani.
Ancak sonuçta bilim adamı kisvesi altındaki bir kişiye bu yakışır mı? Bu kadar mantık ve akıl dışı bir eylemi sırf popülizm uğruna yapmak Burhan Kuzu’nun tüm itibarını aslında yerle bir etmiştir. Bir Anayasa profesörü ve Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı bu kadar mı kendinden geçmiştir de, akılla ve mantıkla olmadığı gibi hukukla da hiç ilgisi olmayan popülist bir eyleme kalkışmıştır.

Telefon sapığı gibi

Bakın sevgili izleyiciler, Burhan Kuzu’nun bu tuhaf eylemi neye benziyor biliyor musunuz? Diyelim ki bir telefon sapığınız var. İzlenemeyen bir numaradan hergün sizi arayıp rahatsız ediyor. Siz de sapığınızı bulamadığınız için yasal hiçbir girişimde bulunamıyorsunuz. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurup “Beni rahatsız eden biri var, o halde bütün telefonları kapatın” diyorsunuz. İşte Burhan Kuzu’nun başvurusu bu kadar absürttür.
Sevgili izleyiciler. Süremizin sonuna geldik. Hayırlısıyla bu haftayı da bitiriyoruz. Ama benim işim bu akşam için henüz bitmedi biliyorsunuz.

Çift Vuruş da var

Can Ataklı ile Günün Yorumu paylaşan: ulusalkanal
Ümit Zileli ile Ulusal kanal Ana Haberleri’ni izledikten sonra saat 20.00’de Halil Nebiler’le birlikte Çift Vuruş programında yine karşınızda olacağım. Orada zamanımız biraz daha fazla. Hem bugünkü geiişmeleri hem de hafta boyunca yaşadıklarımızı Çift Vuruş’ta ayrıntılarıyla birlikte konuşacağız.
Hem bu arada bekliyoruz bakalım, 19.30’da bir şey çıkacak mı, yoksa o da tıpkı 25 Mart beklentisi gibi balon mu çıkacak.
Bir saat kadar sonra görüşmek üzere hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın…
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

TC.Vesile kaynar :

sayın can ataklı başbakanın ruh halini bir güzel anlattınız b.bakan devletin tüm olanaklarını forsunu sonunakadar kullanmakta içine hırsını intikammınıakresif birşekilde sunmaya devam etmekte

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder