banner864

Can Ataklı - 1 Mayıs kutlamaları ve AKP'nin korkusu 21 Nisan 2014, 23:07

İyi akşamlar iyi haftalar sevgili izleyiciler; hep yeni hafta yeni umutlar deriz, deriz demesine de Türkiye gibi bir ülkeye yaşayınca öyle demekle olmuyor işte.
Alın size Rıza Sarraf mı Zarrab mı, 17 Aralık'ın baş aktörü İranlı adam oldu mu size Türkiye'yi kurtaran kahraman.  Adamı çıkarmışlar televizyona koymuşlar arkasına bir de Türk bayrağı, konuşturuyorlar. Diyor ki "ne yolsuzluğu, ben öyle becerikli işler yaptım ki Türkiye'nin cari açığını kapattım." İyi mi. Gülelim mi ağlayalım mı?
Eee, Rıza Bey tahliye edilince koskoca Başbakan "Adalet yerini buldu" demedi mi? Dedi. O halde yanaş medya durumdan vazife çıkaracak tabii. Nur topu gibi bir kahramanımız oldu daha ne?
Haftaya umutlu haberlerle güzel haberlerle başlayalım istiyoruz değil mi? Ne mümkün. 100 kişi Taksim'de bir basın açıklaması yapmak istiyor. Etrafları polislerle Toma'larla çevriliyor. Emniyet müdürleri orada. Veriyorlar emirleri, başlıyor gaz ve su sıkmaya.
Gezi parkı ise daha o 100 kişi gelmeden çoktaaaan kapatılmış. Etrafına Çevik kuvvet etten duvar örmüş.
Bun ne korkudur böyle?
Sevgili izleyiciler; 1 Mayıs'a çok az zaman kaldı. İktidar namus meselesi haline getirdiği Taksim'i işçilerden, aydınlardan, gençlerden, vatanseverlerden korumak için vahşet ve şiddet politikası uygulayacağını açıkça ilan ediyor.
Başbakan "Taksim falan anlamam, gidecekler Yenikapı'ya" diye fetva veriyor. Neden? Hiçbir nedeni yok.
Geçen yıl "Taksim'in ortasında kazı var, maazallah kalabalıktan biri düşer de yaralanır Allah muhafaza bu nedenle Taksim'de gösteri yok" dediler. İki gün sonra Galatasaraylılar şampiyonluk kutlaması yaptı Taksim'de. Ne çukura düşen oldu ne yaralanan.
12 Eylül askeri rejimi Taksim'i özellikle 1 Mayıs tüm gösteri ve mitinglere kapatmıştı. O dönemin generalleri de aynı bugünkü gibi "Meydan mı kalmadı başka yerde gidin toplanın, hem halk miting yapınca vatandaş mağdur oluyor" diye deli saçması bir bahane arkasına sığınıyordu.
Ondan sonra gelen bütün iktidarlar her nedense 11 Eylül paşalarının bu saçma sapan yasağına uymayı bir görev bildiler.
Ancak bu ülkenin aydınları, devrimcileri, vatanseverleri, işçileri, öğrencileri 30 yıl boyunca yılmadı, her yıl direndi. Gaz yedi, cop yedi, su yedi, köşe bucakta sıkıştırılıp neredeyse linç edildi, öldürüldü ama yılmadı.
Sonunda gelmiş geçmiş iktidarlar içinde 12 Eylül'e en yakın davranan AKP iktidarı bile pes etti ve üç yıl önce Taksim alanı 1 Mayıs mitinglerine açıldı.
Ne oldu? Milyonlarca kişi akın etti Taksim'e.  Kimse kimseye karışmadı. AKP'liler bile ellerinde bayrakları geldiler Taksim alanına, alkışlandılar. Normal koşullarda halk arasında gezmekten çekinen AKP'li milletvekilleri hatta bakanlar bile özgürce Taksim'e geldiler, bir omuzlarda taşınmadıkları kaldı.
Devlet halkına şiddet ve vahşet uygulamayınca halkın da buna tepkisi tertemiz, sıcacık, özgürce eylem yapmak oldu. Taksim'e çıkan her grup görüş ver fikirlerini özgürce dile getirdi.
Kimsenin burnu kanamadı. Tek bir cam bile kırılmadı.
Peki, sonra ne oldu? İşteee bu barış, özgürlük ve hoşgörü ile bezenmiş eylemler iktidarı korkuttu. Biat kültürüne alışmış iktidar halkın bu kadar özgür olmasının yarın öbürgün başına iş açacağını hesapladı.
Nitekim bu görüşünde haksız da çıkmadı aslında. Geçtiğimiz yıl,1 Mayıs'ı sudan bahanelerle yasaklayan iktidar yine şiddet ve vahşet uyguladı, halkına gazı, suyu, plastik mermiyi ve dayağı reva gördü.
Ama 1 Mayıs'tan sonra, hiç beklenmedik bir anda, bir ağacın kesilmesine direnen bir avuç gencecik insanın isyanı bir anda çığ gibi büyüdü ki; Taksim, Taksim olalı böyle büyük bir eyleme, böyle büyük bir kalkışmaya, böyle büyük bir direnişe sahne olmamıştı.
Aslına bakarsanız sevgili izleyiciler, iktidar iki yıl üst üste özgürlük ortamı sağladıktan sonra "Bu kadar özgürlük yeter" deyip eskiye dönünce, halkı da iyice sindirdiğini düşünüyordu, ama beklediği gibi olmadı,  o koyun sürüsü sandığı halkın görülmemiş direnişi karşısında şaşkına döndü.
Bugün Başbakan bir yıl önce yaşanan Taksim direnişinin etkisinden hala kurtulabilmiş değil. Başbakan'ın dilinde varsa yoksa Taksim direnişi.
Çünkü Taksim'de sokağa çıkan halk bugün AKP'yi sandıkta galip ilan eden, nicelik değil. Taksim'de ve her yerde Başbakan'ın, AKP iktidarının karşısına dikilen güç Türkiye'nin nitelikli gücü. Bilim, sanat, kültür alanında gelişmiş, üreten, yaratan, Türkiye'yi sırtında taşıyan, Türkiye'nin gerektiğinde itici gücü gerektiğinde lokomotifi olan nitelikli insanları.
Nicelik karşısında sayıca baskın olmayabilir ve olmaz da bu nitelikli güç. Ama iktidarların en korkulu rüyasıdır bu nitelikli halk.
Sayısı az olsa da üreten, yaratan onlardır, fikirleri ve düşünceleri vardır, demokrasiyi, hukuku, özgürlükleri, ayırımcılığa karşı olmayı içselleştirmiştir, biat kültüründeki gibi "Büyük baş ne diyorsa biz ona uyarız" duygu ve düşüncesi içinde değildir.
Sandıktan çıkamaz belki ama onlar olmadan sandıktan çıkanın da bir hükmü yoktur aslında.
İşte bunu bilen iktidar Türkiye'nin nitelikli kesimini bastırmak, korku ve endişeye sevketmek, ürkütüp her türlü sosyal ve toplumsal olaylardan uzak tutmak için şu anda elinden geleni yapıyor.
Bu nedenle başbakan en sert tavrı takınarak "Taksim Maksim anlamam, gidin Yenikapı'ya" demesi bu nedenledir. Üstelik bunu söylerken doğru olmayan ifadeler kullanmaktan da çekinmiyor. "halkın camının çerçevesinin kırılmasına müsamaha gösteremeyiz" diyor.
Buradan Başbakan'a, İçişleri Bakanı'na, İstanbul Valisi'ne hepbirlikte soralım. Hangi toplumsal olayda cam çerçeve kırıldı dükkânlar yağmalandı, esnaf ve işinde gücünde vatandaş mağdur edildi?
Hiç birinde? Peki, bunlar hiç mi olmadı? Oldu tabii. Ama ne zaman oldu? Sadece iktidar halkın haklı eylemini sindirmek için devlet gücünü acımasızca kullandığında yaşandı bunlar.
Şimdi kimi yandaş medyadaki yalakalar şiddet görüntüleri yayınlayarak "Bu manzaralar artık bitmeli" diye bilgiç bilgiç yayınlar yapıyor. Oysa onlar da biliyor ki o görüntüler polisin hiç yok yere halka saldırmasından sonra yaşanan olayların görüntüleri.
Bir kere daha söylüyorum. Üç yıl önce Taksim alanı 1 Mayıs mitingine açıldı. Üst üste iki yıl milyonlarca insan Taksim'e geldi. Tek bir olay yaşanmadı. Bir kişinin burnu kanamadı, bir tek cam kırılmadı.
Ama ne zaman Taksim halka kapatıldı, polisin vahşi saldırıları başladı, 8 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce işyeri atılan gaz bombaları ve sıkılan tazyikli sularla kırıldı, esnaf zarar gördü, işinde gücünde insanlar mağdur oldu.
Sevgili izleyiciler, hala zaman var. İktidar Taksim konusunda kararını bir daha düşünmeli. İstanbul'un valisi, emniyet müdürü, çevik kuvvetin başındaki kişiler halka saldırılmadığı sürece hiçbir olay çıkmadığını Başbakan'a rapor etmeli.
Ama hepimiz biliyoruz ki bütün bunlar nafile çabalar olacak. İktidar öyle bir korku içinde ki, halkın haklı direnişini bastırmak için elinden geleni yapacaktır. 1 Mayıs'ı yine kana bulamak, olay çıkarmak, sonra bu olayları bahane ederek baskı ve şiddeti artırmak iktidarın temel hedefidir.
Göreceksiniz, 1 Mayıs günü yüz binlerce vatandaş Taksim'e çıkmak isteyecek, polis engel olacak. Ama o kabalıklardan en küçük bir şiddet eylemi bile gelmeyecektir. Buna karşı artık uzun yıllardır alıştığımız benim kadrolu teröristler dediğim gruplar var. Onlar yine bir yerlerde sahne alacak ve polise saldıracaklardır. Polis onları yakalamak için değil, tam tersine daha şiddetli saldırmalarını sağlayacak biçimde güya karşı koyuyormuş gibi yapacak, bu fırsattan istifade 1 Mayıs'ı hakkıyla kutlamak isteyen yüz binlere gözdağı vermeye çalışacaktır.
Bu kirli oyun bozulabilir mi? Elbette. Eğer Türkiye'nin itici gücü hiçbir engelden korkmadan, iktidarın kin, nefret, vahşet kokan propagandalarından etkilenmeden, aklını gücünü kullanarak pasif biçimde sokağa inerse bu oyun bozulur.
Devletin kadrolu teröristlerinin tahriklerine kapılmadan, onları arasına sokmadan, gerektiğinde polise bile ihtiyaç duymadan onları püskürtebilirse, bu gücün önünde hiç kimse duramaz. Duramayacaktır.
1 Mayıs'ı kara bir gün yapmaya niyetlenen iktidara karşı en iyi yöntem 1 Mayıs'ta bütün İstanbul'u  protesto alanına çevirmektir.
Bakın sevgili izleyiciler, iktidarın toplumsal protestolardan nasıl korktuğunun ve buna karşı oyun geliştirdiği alanlardan biri de biliyorsunuz statlar. İktidar statlardaki protestoları önlemek, önlemese bile tek tek adam toplayıp hadlerini bildirmek için şimdi yepyeni bir tezgah kurdu.
Artık maçlara bilet alıp giremeyeceğiz. Bunun yerine icat edilen E-biletler var artık. İktidara en çok şak şak yapan, 17 Aralık'ın bir numaralı ismini Türk bayrağının önünde bir kahraman gibi halka yutturmak isteyen medya gurubunun sahibi olduğu banka aracılığı ile bir kart dağıtılıyor herkese. Tabii bunun bir üyelik bedeli var. Bu olduğu gibi bu küçük bankaya gidiyor.
Bu kart olmadan artık maçlara girilemeyecek. Ama bu öyle bir kart ki, bütün kimlik bilgileriniz içinde olacak. Tuttuğunuz takımdan, gittiğiniz maça, oturduğunuz koltuktan içtiğiniz gazoza kadar her şey takip altında olacak. Diyelim ki bir maçta "Her yer Taksim her yer direniş" diye bir slogan atıldı, ya da siz ve yanınızdakiler "Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye bağırdınız. Hemen oturduğunuz bölgedekilerin kartlarına bakılacak, tüm bilgileriniz önceden fişlendiğinden, sizi bulmak hiç de zor değil, bir sabah bir bakacaksınız kapınızda polis arabaları "darbeye teşebbüsten veya hükümeti devirmek istemekten" gözaltındasınız.
İktidar şakşakçıları bu uygulamanın maçlardaki şiddet olaylarını önlemek için yapıldığını söylüyor ve destekliyor. Siz külahıma anlatın bunu.
Tabii bunu halka yutturabilmek için tezgâh yapmak da lazım değil mi? O da hazır. Bakın bu hafta Beşiktaş Fenerbahçe maçına giren birinin fotoğrafları yayınlandı medyada. Bu kişi daha önceki Beşiktaş Galatasaray maçında nereden çıktığı belirsiz 1453 grubunun lideri. Bu adam ve grubu maçın son dakikasında hiç gereği yokken stada inmiş, futbolculara saldırmış ve Beşiktaş'ın ağır ceza almasına neden olmuştu. Sonra bu adam güya yakalandı, yargılandı, yine bir yandaş kanal bu adamı ekrana çıkarıp kahraman gibi sunmak istedi, sonra bu adama uzun süre maça girmeme cezası verildi.
Şimdi iktidar yandaşları diyor ki "İşte bu tür adamların maçlara girmesini önlemek için e-bilet uygulaması çok lazım. E- bilet olduğunda bunlar içeri giremeyecek."
Hey aklımı koru Allahım. Yahu tezgâh olduğu her halinden belli. Şimdi o adamın fotoğrafını yayınlayan gazetelere soruyorum. Binlerce kişi içinde hangi muhabiriniz o adamı tanıdı da fotoğrafını çekti. Yoksa zaten onu maça getirenler "bak bu adam maça nasıl girdi?" diyebilmek için size o fotoğrafları mı verdiler.
Ne diyeyim, her şeye inanan yurdumun nicelik insanı buna da inanacak. O daha ne diyeyim. Bari siz uyanık olun da bu çirkin oyuna gelmeyin.
Evet haftanın ilk gününde süremizin sonuna geldik. Yarın yine birlikte olmak dileğiyle hepinize sevgiler sunarım. Hoşça kalın.




GÜNÜN YORUMU. 21.4.2014.PTS. paylaşan: ulusalkanal
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

ahmet yak :

e passoyorumum yok.herkez e passoyorum istiyor.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder