banner864

Can Ataklı - Bana garanti belgesi yeter faturayı istemiyorum 08 Mayıs 2014, 08:30

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; tartışması hala sürdüğü için ben de bugün bir kenarından tekrar gireyim, dün Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının katledilmelerinin yıldönümü nedeniyle başka konu konuşamamıştık.
Meclis’te 4 bakan hakkında soruşturma komisyonu kurulması kabul edildi biliyorsunuz. Şimdi ilk bakışta müthiş olay gibi geliyor değil mi? AKP’liler, suçlanan bakanlar dahil, hepsi 4 bakan hakkında soruşturma komisyonu kurulması için oy verdiler.
Yolsuzlukla mücadele açısından çok umut verici bir gelişme gibi görünüyor. Öyle ya iktidar bakanların kendinden olmasına hiç bakmadan sanki yolsuzlukların üzerine gidiyormuş gibi yapıyor. Buna kimsenin söz söyleme hakkı olamaz herhalde.

Kazın ayağı öyle değil

Ama hepimiz biliyoruz ki kazın ayağı öyle değil. Çünkü 4 bakan hakkında soruşturma komisyonu kuruluyor kurulmasına da, buradan bir Yüce Divan kararı çıkması mümkün değil.
Nedeni basit; bu dört bakan neyle suçlanıyor. Rüşvet almak, rüşvete aracılık yapmak, rüşvet almak amacıyla nüfuz ticareti yapmakla. Hani şu ünlü 17 Aralık operasyonunda çıkmıştı ortaya bu iddialar.
Başbakan Erdoğan ise 17 Aralık’tan bu yana yolsuzluk olmadığını, yargıyı ele geçiren paralel bir yapının darbe yapmak, hükümeti devirmek için bu tür kirli operasyonlara giriştiğini, bunun hesabının mutlaka sorulacağını söylüyor.

AKP’liler aksi karar verebilir mi?


Böyle bir durumda soruşturma komisyonundaki AKP milletvekillerinin “Hayır, eldeki delillere göre bu bakanların yolsuzluğa bulaştıklarına kanaat getirdik. Yargılanmaları için Yüce Divan’a gönderilmeleri gerekir” kararı almaları mümkün olabilir mi?
Üstelik biliyorsunuz 17 Aralık ve devamlı olan ama akamete uğratılan 25 Aralık soruşturmalarında şüpheli konumunda olanlardan biri de bizzat başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal. AKP’li komisyon üyelerinin 4 bakan hakkında “suçlu olma ihtimalleri var” demeleri bir anlamda mahdum beyi de kapsama alacaktır.

Sadece göz boyamak için


Siz AKP’li komisyon üyelerinin bu koşullarda belgeleri yeterli görmeleri halinde vicdanlarının sesini dinleyebileceklerine inanabiliyor musunuz? O halde AKP’nin oylarıyla kurulan soruşturma komisyonu aslında sadece bir göz boyama komisyonudur ve asıl amaç yolsuzlukları ortaya çıkarmak değil tam tersine tamamen hasır altı etmektir.
Tamamen diyorum, çünkü eğer bir soruşturma komisyonu bakanlar hakkında “suç işledikleri kanaati oluşmamıştır” kararına varırsa, bu bakanlarla ilgili aynı suçtan asla bir daha soruşturma açılamıyor. Yani iş tamamen bitiyor.

Sonra demedi demeyin


Bu nedenle, beni dinleyen özellikle AKP’li vatandaşlara seslenmek istiyorum. Sakın “Bak partimiz yolsuzluklarla mücadele etmek için kendi bakanları hakkında bile soruşturma komisyonu kuruyor, kim yapabilir bunu?” gibi bir duyguya kapılmayın. Sizi çok fena aldatıyorlar bunu bilin.
Elbette yargı karar verinceye kadar herkes suçsuzdur, ama sevgili izleyiciler, dinleyebildiğiniz kadar bakanların meclis’teki konuşmalarını dinlemişsinizdir. Adamlar her halleriyle “biz suçluyuz” demiyorlar mıydı?

700 bin liralık saat

Örneğin neydi o sanayi bakanı mı, Zafer Çağlayan’ın kolundaki 700 bin liralık saatle ilgili yaptığı savunma? Neymiş efendim bir gün bir gazetede bu saatin reklamını görmüş. “aaa, ne güzel saat, nasıl alırım acaba?” demiş. Şansa bakın ki tam o sırada yanında Rıza Sarraf yok muymuş? O da demiş ki “sayın bakanım bizim İsviçre’de büromuz var, biz sizin için aldıralım.” Aldırmış. Sayın bakan diyor ki “parasını ben ödedim, ayrıca garanti belgesi de benim üzerime.”
Bugün o 700 bin liralık saatin yapımcı firmasının bir yetkilisi Aydınlık Gazetesi’ne açıklama yapmış. Bir “Biz gazetelere hiç reklam vermeyiz ki. Bizim müşterilerimiz özeldir, e posta ile yeni ürünleri tanıtırız” demiş. Peki o bakan saatin reklamını acaba hangi gazetede gördü? İki “Garanti belgesinde isim yazmaz, isim faturada yazar” demiş.

Sadece garanti belgesi yeter

Şimdi Zafer Çağlayan’ın yapması gereken çok basit bir şey var. Saat firmasının “garanti belgesi isme yazılmaz” dediği o garanti belgesini gösterebilir mi? Bakın faturayı istemiyorum. Koca bakan Meclis kürsüsünde “garanti belgesi benim adıma” dedi mi? Dedi. Onu göstersin. Onu göstersin, vallahi faturayı sormayacağım.

Google’dan sallayan bakan

Ya google’a “Sevgi virgül, Kuran” yazdığını ve çıkan ayeti her Cuma sabahı twitterda salladığını söyleyip “Bakara makara işte” diyen Egemen Bağış’ın konuşmasına ne demeli? Adamın bir Meclis kürsüsünde namaz kılmadığı kaldı. Meğer türbanlılar için mücadele etmiş, hacca da gitmiş, inancı da tammış, falan filan. Ya konu Egemen Bey’in ne kadar Müslüman olduğu değil ki, rüşvet aldın mı almadın mı? Bu kadar basit. Hala montaj muhabbeti.

Gezi kahramanı zor durumda

Eski İstanbul Valisi, Gezi kahramanı İçişleri Bakanı’nın konuşması da evlere şenlikti. Meğer polis bakanı dinleyemezmiş, dinlemeler hukuksuzmuş, bakana haber bile verilmemiş. Doğru mu bunlar. Doğru olmasına doğru da, konuşmalar yalan mı? Üstelik bunca yıldır yasadışı dinlemeleri savunacaksın, bu dinlemelerden elde edilen veriler üzerinde oynanmasını kabul edeceksin, bu yüzden birçok vatanseverin yıllarca hapiste kalmasına alkış tutacaksın, sonra benzer bir şey başına gelince de feryat edeceksin. Zamanında “Bunlara bu kadar prim vermeyin, yol olur, sonra bir gün gelir kendi başınıza iş açarsınız” dediğimizde “Sus be darbeci” diyordunuz.

Ben de merak ediyorum


Kısacası sevgili izleyiciler, bakanların güya kendilerini savunmaları aslında daha da çamura batmalarına neden oldu. Şimdi iş kurulan komisyonun AKP’li üyelerinde. Ben de çok merak ediyorum, bunca şey apaçık ortadayken, ne bahane bulacaklar da bakanları aklayıp paklayacaklar.
Hoş aklayıp paklamalarına kamuoyundan bir tepki gelmeyecek, ama tarih yazacak ya siz ona bakın.

CHP ne yapar?

Neyse konuyu değiştirelim. Dikkatimi çeken bir başka konu da şu; bakın 1 Mayıs üzerinden bir hafta geçti. 1 Mayıs sabahı Beşiktaş’ta polis CHP’li milletvekili ve yöneticileri tartakladı, üzerlerine gaz ve su sıktı. Ne oldu o polislere? CHP bu polislerle ilgili bir şey yaptı mı, yapabildi mi? İçişleri Bakanı’nın karşısına çıkıp “O polisleri çıkar ortaya” diyebildi mi? Hayır. Neden?
Bu hiçbir CHP’linin canını sıkmıyor mu? Ana muhalefet partisi önüne gelenin bir tekme sallayabildiği bir parti mi?
Bakın Kemal Kılıçdaroğlu’na yumruk atan adam ne oldu? Biliyorsunuz şu anda hapiste. Ama Kılıçdardoğlu’na yumruk attığı için değil, zaten arandığı başka bir suçtan ötürü hapiste tutuluyor. Savcılar, hakimler Meclis çatısı altında Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı’na yapılan saldırıyı hafif suç olarak kabul ettiler, adi bir sokak sataşması muamelesi yaptılar, saldırganı tutuklama gereği bile duymadılar.

Savcının sözlerine bakın

Sonra bir savcı çıktı Kemal Kılıçdaroğlu’na “şüphelisin, gel ifade ver” diye bir yazı gönderdi. Meğer Erdoğan’ın mahdumu Bilal Bey şikâyetçi olmuş, savcı da harekete geçmiş. Cürete bakar mısınız? Sonra “sehven” dedi o savcı.
Kılıçdaroğlu savcı ile ilgili eleştirilerde bulununca da, adam büyük bir cüretle Ana Muhalefet Partisi Lideri’ne canının istediğini söyleme gücü buldu kendinde her nasılsa. Önce “ne var yani, sehven dedik ya, daha ne istiyor” gibi mahalle kabadayısı edasıyla adeta hesap sordu.
Ama aynı savcı bugün bir açıklama yapmış ki, olacak şey değil. Bakın ne diyor o savcı; Diplomayı nerden aldığımı sormuş. Ben 1983 İstanbul Hukuk Fakültesi mezunuyum. Diplomayı Kılıçdaroğlu'ndan almadım. Eğer diplomaları yarıştıracak olursak; diplomaları yan yana koyduğumuzda Kılıçdaroğlu'nun diploması benim diplomam yanında gözyaşları içinde kalır. Benim diplomamın sadakasını versem Kılıçdaroğlu'nun diploması 15 yıl açlık çekmez.”
Böyle bir ifade olabilir mi? Bu savcı bu gücü bu cesareti nereden alıyor acaba? Ayrıca ne demek diploma yarıştırma. Sonuçta aldığın hukuk diploması. Başka hangi diploması varmış da yan yana dizerse Kılıçdaroğlu’nun diplomaları ağlarmış. Sadakası bile 15 yıl doyururmuş.

Eleştirilere kızmayın

Sevgili izleyiciler, CHP ile ilgili bazı eleştirilere kızanlar oluyor. Özellikle CHP yönetiminin bunlara hiç tahammülü yok. Vallahi istedikleri kadar kızsınlar, ama söylemeden edemeyeceğim, böyle parti yönetimi olur mu?
Türkiye’nin en eski partisi, en köklü partisi önüne gelenin canını istediğini yaptığı parti olabilir mi? Polis döver, milletvekili falan takmadan yerlerde sürükler, otobüsünü çeker götürür, milletvekillerinin bile gözüne gözüne su sıkar gaz atar, genel başkanını yumruklar, savcılar veya devlet memurları istedikleri hakaretleri yapar.
Olabilir mi böyle bir şey? Bir parti kendine bunları yaptırır mı? CHP yaptırıyor işte. İyi de kimden nasıl hesap soracağız ki. Kime “Bu partiyi bu hale düşürmeye hakkınız yok” diyeceğiz ki? Kapı duvar gibi. Bunları duymak bile istemiyorlar.

O polisler ortaya çıkmalı


Ama bir vatandaş olarak en azından şunu istiyorum; 1 mayıs günü CHP milletvekillerini tartaklayan, il başkanını yerlerde sürükleyen polisler mutlaka ortaya çıkarılmalı ve cezalandırılmalı. CHP’nin bunu yaptıracak gücü var. Neden yaptırmıyor?
Polisten dayak yiyen ve bunun hesabını bile soramayan bir parti nasıl iktidara oynayabilir? Zaten güç sarhoşluğuna kapılmış bir toplum sürekli dayak yiyen, hakarete uğrayan ve hiçbir şey yapamayan bir partiye neden oy versin ki?
1 Mayıs günü “AKP iktidarı özellikle CHP milletvekillerini hedef aldırıyor. Amaç toplumda (bunların kendine hayrı yok, kendilerini bile koruyamıyorlar) dedirtmek” demiştim. Ne yazık ki CHP yönetimi başına gelenlerin hiçbirinin hesabını sormadığı soramadığı için toplum içinde bu duruma düşüyor.
Yazık ki ne yazık…

Bakalım değişim işe yarayacak mı?


Gerçi her şeye rağmen CHP için umutlu bir gelişme yaşandı bugün. Genel başkan bazı genel başkan yardımcılarının değişeceği sinyalini verdi. Ortada değişecek isimler dolaşıyor, bakalım umarım hayırlı ve olumlu bir değişiklik olur. Belki yenilenen CHP yönetimi partiye yönelik saldırıların hesabını soracak gücü kendinde bulur.

Jöleliye 40 bin lira maaş

Sürem bitmek üzere. Bir notum daha var. Gazetecilikte AKP iktidarına ve Tayyip Erdoğan’a karşı sert eleştiriler yaparak yükselen, ama yükseldiği yerden bir anda iktidar yalakalığına uçan jöleli namlı bir kişi Türk Telekom yönetim kuruluna atanmış. Mutlaka değerli fikirleri ile Türk Telekom çok daha büyük ataklar yapacaktır, bundan kuşkum yok da, milleti bir koli gıda maddesine muhtaç hale getirip sonra bundan oy toplayan zihniyetin bu değerli zata aylık 40 bin lira maaş vermesi merak ediyorum AKP’ye oy veren kitlede bir tepki yaratacak mı?

Diyeceksiniz ki, “o zat olmasa başkaları atanacak aynı parayı onlar alacak, niye kafayı buna takıyorsun?” Haklısınız tabii. Aslında ders çıkarmak gerek değil mi? Yalakalık çok değerli bir şey, bunu öğrenmiş oluyoruz.

Evet, yarın akşam aynı saatte tekrar birlikte olmak dileğiyle hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın….

Can Ataklı
ulusalkanal.com.tr



GÜNÜN YORUMU. 7.5.2014.ÇRŞ. paylaşan: ulusalkanal
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder