banner864

Can Ataklı - Anlamsız bir cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyoruz 08 Mayıs 2014, 22:12

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; Cumhurbaşkanlığı seçiminde iki gün sonra son üç aya gireceğiz. Belli ki önümüzdeki üç ay boyunca eğer çok önemli başka gelişmeler olmazsa en çok konuşacağımız konu cumhurbaşkanlığı seçimi olacak.

Yüksek seçim kurulu biliyorsunuz seçim takvimini açıkladı. Bilmeyenler ya da unutanlar için bir hatırlatma yapayım.

Başlangıç 29 Haziran

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin başlama tarihi 29 haziran 2014. 3 temmuz günü saat 17.00’ye kadar adaylar için başvuru yapılacak. Cumhurbaşkanı adayı olmak için Meclis’ten en az 20 milletvekilinin imzası gerekiyor.
8 temmuz günü kesin olmayan aday listelerinin son günü. 11 temmuz günü ise adaylar kesinleşecek. Bu tarihten itibaren aday değiştirme ya da aday olma mümkün olmayacak.
Seçimlerin ilk turu 10 ağustos günü yapılacak. Eğer cumhurbaşkanı ilk turda seçilemezse 15 gün sonraki Pazar günü ikinci tur oylama yapılacak. Bu tura en çok oy alan iki aday katılacak. Burada daha fazla oy fazla alan aday cumhurbaşkanı seçilecek.

Yüzde 50 var mı?

Şimdi sevgili izleyiciler; genel kanı cumhurbaşkanının en az yüzde 50 oyla seçileceği konusunda. Ancak bu teknik bir konu. Cumhurbaşkanı seçim sistemimize göre ille de yüzde 50 oy almak zorunda değil.
Çünkü anayasa maddesi şöyle; Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.
Şimdi burada ilginç bir durum var. Bu maddeyi okuduğumuzda her iki oylama da yüzde 50 şartı aranmıyor. Birinci oylamada “geçerli oyların salt çoğunluğu” deniyor. Yani kullanılan oyların salt çoğunluğu denmiyor, geçerli oylar kastediliyor. İkinci turda ise “geçerli oyların çoğunluğunu alan” tanımı var. Bu da yüzde 50 anlamına gelmez.
Demek ki kanun yazılırken belki de “protesto” oylarının olabileceği hesaplanmış ve yüzde 50 tanımı özellikle yapılmamış.

Geçersiz oylar çok olursa

Şunu demek istiyorum sevgili izleyiciler. Diyelim ki cumhurbaşkanlığı adayı olarak 4 kişi var ve ilk tur seçime 50 milyon seçmen katıldı.
Ancak bazı seçmenler bilinçli olarak hiçbir adaya oy vermeme kararı aldılar ve bunu bir ölçüde uyguladılar. Birinci aday 18 milyon, ikinci aday 10 milyon, üçüncü aday 5 milyon ve dördüncü aday 2 milyon oy aldı. Yani geçerli oy sayısı 35 milyon. 15 milyon kişinin oyları ise geçersiz sayıldı. Bu durumda 18 milyon oy alan geçerli oyların yüzde 50’sini geçtiği için daha ilk turda seçilmiş olacaktır. Açıkçası bilinçli olarak “geçersiz hale getirilen” 15 milyon oy yok sayılacaktır. Bu milli iradenin de yok sayılması demek değil midir? Bu olasılığı yok sayabilir miyiz?

Hangisinin salt çoğunluğu?

Oysa anayasada “geçerli oyların salt çoğunluğu” yerine “kullanılan oyların salt çoğunluğu” yazılsa böyle bir durumla karşılaşmayacağız.
Tabii bu durumda ikinci tur da yapılmayacaktır. Çok uçuk fikir ama, ikinci turda muhalefet seçimleri tamamen boykot ederse de aynı durumu yaşayabiliriz,
Bunları sadece şunun için anlattım. İşte demokrasinin ve onun vazgeçilmezi yasamanın, bir yasayı yazarken nasıl kılı kırk yarması gerektiğini ifade etmek istiyorum. Meclisler bunun için var. Bir yasa yazılırken hiçbir açık bırakmamaya çalışacaktır. Türkiye’nin her yerinden, konusunda uzman, sağduyulu, akıl ve fikir sahibi insanları işte bu nedenle seçiyoruz. Bizim adımıza hiçbir eksik bırakmadan yasa hazırlasınlar ve bunların uygulanmasını sağlasınlar istiyoruz.

Hayal mahsulü gibi ama..

Bugün için anlattıklarım “hayal mahsülü” gibi görünebilir. Ama çok bilinçlenmiş bir toplum bir gün bunu uygulayabilir. Ne yapılacak o zaman? Maddeye göre elbette hiçbir şey, ama demokrasi yerine getirilmiş olmayacak ki o zaman.
Gelelim cumhurbaşkanlığı seçimini düzenleyen anayasa maddesindeki diğer eksikliklere. Örneğin “bir kişi en fazla iki kere seçilebilir” diyor maddede. Tamam. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı düzenlemeye göre mevcut Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bir kere daha aday olabiliyor. Diyelim ki aday oldu ve seçildi. 2019’daki seçimlerde aday olamıyor.
Peki, neden? Çünkü Gül daha önce cumhurbaşkanlığı yaptı. Yani eğer bu kez yine aday olur ve seçilirse ikinci kez Cumhurbaşkanı olacak.

Gül’ün fazladan iki yılı?

Mantıklı değil bu. Çünkü Gül, halkın değil Parlamento’nun seçtiği bir cumhurbaşkanı. Oysa 10 ağustosta yepyeni bir cumhurbaşkanlığı seçimi yapıyoruz. 7 yıl süreli parlamentonun seçtiği cumhurbaşkanlığı dönemi bitiyor yerine halkın 5 yıl için seçtiği bir cumhurbaşkanı dönemi başlıyor. Bu durumda Gül’e “sen cumhurbaşkanlığını bir kere yaptın, seçilirsen bu ikinci olacak” diyemeyiz ki. Üstelik Gül’ün ilk dönemi 7 yıl için. Bir daha seçilirse cumhurbaşkanlığı süresi toplamda 12 yıl olacak. Eee hani cumhurbaşkanı 5 yıl için seçilirdi? İkinci kez seçilirse eder on yıl. Gül’ün iki yıl fazlasını nereye koyacağız?
Neden böyle oldu biliyor musunuz? AKP cumhurbaşkanlığı seçimlerini canı nasıl istiyorsa öyle yapmak istediği için hukuk da demokrasi de orasından burasından büküldü, ortaya garip bir durum çıktı.
Bakın sevgili izleyiciler, eksiklikler bununla bitmiyor. Örneğin anayasa maddesinde aday olacakların partili mi bağımsız mı olacakları da seçim propagandası harcamalarını nasıl yapacakları da belirtilmiyor.

Partisiz Cumhurbaşkanı

Diyelim ki Erdoğan aday gösterildi. Erdoğan aday gösterildiği sırada Başbakan. Bu durumda Başbakanlıktan istifa edecek mi yoksa hem aday hem başbakan mı olacak? Seçim propagandası sırasında yapılan harcamalar nereden karşılanacak, AKP mi ödeyecek yoksa iş kılıfına uydurulup, Erdoğan her zaman yaptığı gibi resmi bir devlet törenini cumhurbaşkanlığı mitingine mi çevirecek?
Son günlerde çok konuşulan “muhalefetin ortak aday çıkarması” formülü var örneğin. Bu durumda partiler protokol imzalayıp seçim harcamalarını ortak mı karşılayacaklar?

Seçim masrafları ne olacak?

Bakın sevgili izleyiciler, partilerin cumhurbaşkanı adaylarının seçim masraflarını karşılamasını da formüle etmek zor. Çünkü devlet partilere seçim çalışmalarında harcamaları için hazineden yardım yapıyor. Sonra bu harcamalar usulen denetleniyor tabii. Ama cumhurbaşkanlığı seçimleri için partiler bu hazine yardımını kullanabilecek mi? Yasada bu yok. Çünkü zaten yasaya göre cumhurbaşkanı seçildiği andan itibaren eğer varsa bir siyasi parti ile ilişiğini keser. Yani cumhurbaşkanı olan kimse, her ne kadar partili olarak bilinse de bir parti ile hiçbir ilişkisi kalmayacaktır.
Bu durumda, bir siyasi parti “kendi adayım” diye bir adayı desteklese ve o kişi seçimi kazansa bile, Çankaya’ya çıktığı an partisinden ayrılacaktır. O halde bir siyasi parti kendisinden olmayan birine büyük miktarlarda para desteği vermiş olacaktır ki, daha sonra bunun hesabını hangi yasa maddesine dayanarak ibra edebilecektir.

Ya aday bağımsız olursa?

Hep partili bir adayı konuşuyoruz. Peki, diyelim ki Meclis’ten 20 milletvekili, hiçbir partiyle bağı olmayan bir ismi aday gösterdi. O aday seçim harcamalarını nasıl karşılayacaktır? Arkasında parti olmayacağına göre kimden hangi koşullarda ne kadar para alabilecek ve kampanyasını sürdürebilecektir? Bunlar yasada hiç yok.
Kısacası halkın seçeceği dediğimiz bir cumhurbaşkanının adaylık süresi çok sancılı geçecektir. Sonuçta büyük olasılıkla gizlice yapılan maddi yardımlarla kampanyasını sürdürebilecek ve seçildiğinde de kendisine destek verenlere borçlu kalmış duruma düşecektir.

Sadece Erdoğan heyecanlandırır

Bütün bunları anlatıyorum ya, aslında sevgili izleyiciler, 7 yıldır söylediğim bir şeyi tekrarlamak istiyorum. İşin gerçeği şu ki, Türkiye çok anlamsız biçimde cumhurbaşkanını halka seçtirmek gibi garipliği yaşıyor. Bakın; şu anda sadece Tayyip Erdoğan’ın adaylığının bir anlamı var. Bir tek Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilme olasılığı bir kesim halkı heyecanlandırıyor.
Çünkü hepimiz biliyoruz ki sadece Erdoğan’ın seçilmesi halinde devletin temel yapısında esaslı bir değişiklik yapılması gündeme gelecektir. Bir tek Tayyip Erdoğan’ın hayalinde Cumhurbaşkanlığını bir tür Başkanlık gibi yapmak, tüm Türkiye’nin yönetimini elinde tutmak arzu ve hırsı vardır.
Muhalefetin adayının seçilmesi halinde bir değişiklik olmayacaktır. Çünkü muhalefetin adayının başkan gibi davranmak gibi bir arzusu da hırsı da olmayacaktır. Ayrıca zaten seçildiği sıradaki parlamento aritmetiği gereği Erdoğan’ın hayalindeki gibi bir cumhurbaşkanlığı yapamayacaktır.

Erdoğan’ı sandıkta yenmek

O halde Tayyip Erdoğan’ın aday olması halinde bu seçimlerin halkı ilgilendiren yönü, Erdoğan’ın sandıkta alaşağı edilip edilmeyeceğidir. Muhalefet ister istemez seçimi kazanmaktan ziyade Erdoğan’ı sandıkta bitirmenin hesaplarını yapacaktır. Bu nedenle gerçekten Cumhurbaşkanlığına yakışan, orayı dolduracak, tüm Türkiye’yi kapsayacak, kucaklayacak, içte ve dışta Türkiye’yi en iyi temsil edecek bir aday yerine, en çok oyu alabilecek bir isim arayışına girecek ve onu seçtirmek için canla başla çalışacaktır.
Bana göre Türkiye’nin açmazı budur. Biz bu seçimlerde en iyi cumhurbaşkanını seçmeyeceğiz. Erdoğan’ın Türkiye’yi başkanlık sistemine geçirip geçirmemesini oylayacağız. Eğer muhalefet başarılı olur da kendi adayını seçebilirse, cumhurbaşkanlığı makamı da görev yetki ve sorumlulukları da değişmeyecektir.
Eğer Erdoğan seçilirse ise Türkiye’nin siyasi yönetimi baştan aşağı değiştirilmek ve Erdoğan’a başkanlık yetkileri verilmek istenecektir.

Erdoğan dışında bir AKP adayı

Tabii şunu da söylemeliyim. Sadece muhalefetin adayının kazanması değil, AKP’nin Erdoğan dışında bir aday göstermesi halinde de durum aynı kalacaktır. Seçimi farklı kılacak tek isim Tayyip Erdoğan’dır. Bu nedenle AKP Erdoğan’ı değil de örneğin Abdullah Gül’ü yeniden aday gösterirse de cumhurbaşkanlığı seçimleri heyecanını ve önemini kaybedecektir.
Ben muhalefetteki “aday gösterememe” sıkıntısını anlıyorum aslında. Muhalefet Erdoğan’ın aday olup olmayacağını bekliyor. Eğer aday Erdoğan olmazsa, muhalefet “ortak aday arama” çabasından bile vazgeçebilir. Herkes kendi adayını çıkarır, sonucu ikinci tura bırakmak ister.
Çünkü Erdoğan’ın aday olmaması halinde tansiyon çok düşeceği için “ille kazanacak bir isim” arayışı yerine gerçekten Çankaya’ya yakışacak bir isim arayışı başlar ki, işte o zaman vatandaş oyunu siyasi görüşüne veya siyasi husumetine göre değil, vicdanına göre kullanabilir.

Muhalefete kızmayın

Bu yüzden “muhalefet neden hala bir aday üzerinde anlaşamıyor” diye sormanın pek anlamı yok. Her şey Erdoğan aday mı değil mi anlaşıldıktan sonra gerçek anlamda şekillenecektir.
Sürem bitmeden son olarak bir kez daha söyleyeyim. Arzu ve hırslar açısından baktığımda Erdoğan’ın Çankaya için aday olacağını söyleyebilirim. Ama akıl ve mantık açısından bakarsak bana hala sanki Erdoğan aday olmayacakmış gibi geliyor.
Tabii AKP’de üç dönem kuralının işletilecek olması kararı sanki Erdoğan’ın adaylığını kesinleştirmiş gibi görünüyor. Ama inanın Erdoğan da “üç dönem kuralını uygulayıp kendim köşk adayı olursam, partiyi dirlik içinde tutmak zorlaşabilir, ilk genel seçimlerden sonra Çankaya’da yalnız adam olarak kalabilirim” endişesi taşıyordur. Yani her şeye rağmen Erdoğan’ın aday olmama ihtimalini ben daha fazla görüyorum.
Evet, bu akşam da süremiz bitti. Yarın aynı saatte birlikte olabilmek umuduyla iyilikler dilerim. Hoşça kalın.

GÜNÜN YORUMU. 8.5.2014.PRŞ. paylaşan: ulusalkanal
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder