banner864

Levent Kırca - Kendin pişir kendin ye 11 Mayıs 2014, 15:28

Harıl harıl oyun yazıyorum. Size bundan ikide bir söz etmemin sebebi: Bu, benim için çok önemli. Bir oyun için yaklaşık yüz sayfa yazı yazmalısınız. Yazarken, öyle noktalara geliyorsunuz ki, artık orada Tanrı’yla berabersiniz. O bir yükseliş, adeta “ermek”. Oyun bir anlamda, Gezi Parkı’ndaki direnişin bir uzantısı. Şehit edilen devrimci gençlerimizin ailelerini, evlerini tek tek ziyaret ettim. Oradan yola çıkarak “Haziran” ismini verdiğim oyunu, artık yazıp bitirmenin mutluluğunu ve sevincini yaşıyorum. Sayfaları şöyle çevirirken, ne yalan söyleyeyim “Güzel oldu be!” demekten kendimi alamıyorum. Bundan önce Cumhuriyet’i savunan “Azınlık” adlı oyunu, ardından yurtseverlerin hapishanede yazdığı kitaplardan oluşan “İçerdekiler”i oynadık.

Oyunu yurtiçinde ve yurtdışında yüzden fazla oyunla yaklaşık 150 bin kişiye oynadık. Ve yurtseverlerin birer, ikişer tahliyesine tanık olduk. Her iki oyun için de, bizzat Başbakanın mahkemeye vermesinin ötesinde, soruşturmalar, ifade vermeler ve oyunlar oynanırken polis tarafından kayda alınması bizi aşırı tedirgin etti ama yılmadık. Üstelik yıllardır özel tiyatrolara destek mahiyetinde verilen devlet katkısını da, bana bu oyunları oynadığım, Gezi Olayları’nı desteklediğim gerekçesiyle vermediler. Bunca yılın Levent Kırca’sı olarak bu durum bana ekonomik olarak dokunurken, kendime olan güvenimi ve onurumu artırdı.
50 yıllık sanatçıyım

Belli ki, bu yardım bu yıl da yapılmayacak. Nedeni, faaliyetimi durdurmam, tiyatromu kapatmam için. Sebep; sussun, muhalefet edemesin. Amaç bu. Ölmeniz dahi umurlarında değil. Her an gözaltı, her an hapishane olabilir. Zira, demokrasi yok. Dikta rejimi var. Hukukun durumu, polisin durumu ortada.

Tiyatro ödülleri

Birtakım kurum ve kuruluşlar, tiyatrolarda oynanan oyunlara ödüller verirler. Örneğin, ben çok ödüllü bir sanatçıyım. En son olarak “Devlet Sanatçısı” unvanıyla da taltif edilmişim. Ama ülkenin sorunlarına, sıkıntılarına eğilen bu oyunları oynayınca durum değişiyor. Cumhuriyet’i savunup, Atatürkçü olduğunuzda, muhalefet yaptığınızda size ödül veren kurumlar da görmezden geliyor. Ne yazık... Oysaki, bu dünya görüşünü savunan devrimci tiyatroların ödülleri, daha da önemli ve katmerli olmalı. Hiçbiri hükümetle papaz olmak istemiyor açıkçası. Tayyip’ten çekiniyorlar, Tayyip’i desteklemeseler bile. Benim için bu korkaklıkları; yandaşlık, yalakalık anlamına geliyor. Ben bunları yazıyorum. Göreceksiniz hiçbiri çıkıp da cevap bile vermeyecek. Bu tavır ve davranışlar sanatı yüceltmiyor, yok olmasına katkıda bulunuyor. Geriye kalan tiyatrolar adeta bu ülkede yaşamıyorlarmışçasına suya sabuna dokunmayan oyunlarıyla ödüller alıyorlar. Ve sahneye çıkıp aldıkları ödülü havaya kaldırıp kişniyorlar.

Sanat yok oluyor

Biz ülkenin ve sanatın derdine düşmüşler, gelmiş ve gelen tehlikeyi görürken; bunlar ses çıkarmayıp tavır koymayarak, fikir beyan etmeyerek Tayyip’e bulaşmayanlar, adeta pasta yercesine ödül kapışıp, alamayınca da ellerini bellerine koyup çirkefleşiyorlar.

Geçenlerde Eczacıbaşı’nın ödül töreninde Umur Bugay’ı gördüm sahneden. Onur Ödülü vermişler. Ödülünü alırken, yurtseverlerin tutukluluğundan tutun, sanatın ölüyor olmasından, yasaklardan cesurca dem vurunca salonu dolduranlar ayakta alkışladı Umur’u. Ben de, evimde alkışladım onu. Eczacıbaşı’nın büyümüş, adeta pörtlemiş gözlerini görmeliydiniz. Bu demekti ki, artık Umur’a ödül verilmeyecek ve bir daha bu tip gecelere çağrılmayacaktı. Zaten sonradan konuşulmuş. Nasıl bu tufaya düştük demişler.

Yapı Kredi’nin ise ödül değerlendirmelerini çok sığ ve yetersiz, hatta taraflı buluyordum. Çünkü, eş dost bu vesileyle ağırlanıyordu. Taa, başından bir dilekçe verdim. “Lütfen benim tiyatrolarımı ve oyunlarımı muaf tutun. Ben sizden ödül almak istemiyorum. Çünkü, yaptıklarınıza inanmıyorum” diye. Araştırmak yerine, dilekçenin üstüne yatıp hasıraltı ettiler.

Geçtiğimiz günlerde Sadri Alışık Ödülleri dağıtıldı. Orada da, durum Yapı Kredi’den farklı değil. Ben oraya dilekçe vermedim. Zaten onların da cesaret edip bana ödül vereceği yok. İşte bu yazım da, onlara dilekçe olsun. Ödül verseniz de gelip almam. Onun için yanılıp da bana ödül vermeyin. Sizler birbirinizi ağırlamaya devam edin.

Ödül nasıl ve niye verilir?


Ödül, sanatın ve sanatçının gelişmesi için teşvik anlamını taşır. Hakça olmazsa, bir anlamı olmaz. Sanat, sanatçı halktan taraf olmalı, özgürce fikrini söyleyerek yürüyüp gelişmeli. Sanat gelişirken, seyircisini de oluşturup geliştirmeli. Bu yaklaşımınızla hükümetten yana olup, “sanat”a bir de siz vuruyorsunuz.

Bugünkü şartlarda ödül almayanların, esas ödülü aldığı ortada... Böyle devam ederseniz eleştirile eleştirile ödül kurumları da sanatla birlikte yok olacaktır. Benden söylemesi.

Levent Kırca
ulusalkanal.com.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Deniz :

levent bey gerçek sanatçılar toplumların aynası ve yol göstericileridir siz bu toplumda görevinizi hakkıyla ilerleyen yaşınıza rağmen yorulmadan yerine getiriyorsunuz binlerce insan oyunlarınızı takip ederek sizi ödüllerin en büyüğünü vermektedirler.yeni oyununuzdu başarılar diliyorum.

baba nusret :

ne deyem ne deyem iyiki varsın levent baba

sydneyden turan :

bu karanlik gunlerde sizin gibi sanatcilarda olmasa millet kafayi yiyecek. eline saglik sevgili kirca.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder