banner864

Oktay Yıldırım - Sırtımızdaki deli gömleği 09 Haziran 2014, 12:10

Deli gömleği, çırpındıkça daha da sıkı sarar. Bir kez giymeyegör…

Haberleri okudukça insan ne diyeceğini şaşırıyor.

Devletin yolunu güpe gündüz kesip, hem de askerlerin biraz ilerisinde başka askerleri kaçırıyorlar. Arslan Bulut yazdı, olayın görgü tanığı anlatıyor: “Askerler bizim önümüzdeydi müdahale etmediler… diye (30 Mayıs 2014)

PKK elebaşı Duran Kalkan, “AKP hükümeti geldi Apo’ya yalvardı” diyor.

Biraz arkasından, o hükümetin açılım işlerinden sorumlu Bakanı Beşir Atalay “TC ile hesaplaşıldığını” söylüyor…

AKP bir yandan TC ile hesaplaşmasının övüncünü yaşarken… Haber bültenlerine düşüyor ki, PKK ile cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde anlaşmalar yapılıyor, “sürece destek olun” diye… Rejim değiştiriliyor, kim yardım edecek başka? Size başkanlık diye anlatıyorlar ya… Cumhuriyet gidiyor, Meclisli Saltanat geliyor…

Ve devlet… 16 gündür bir ilçe karayolunu açamıyor. Açamayacağından, eksikliğinden, yetersizliğinden değil. Atlantik ötesinden böyle buyurulmuş ferman: “Aman sakin olun…”

O Bayrağı Korumayan Asker Değildir

Lice vatan parçasıdır, Türk toprağıdır. Kanım çekilerek izliyorum televizyonlardan… İpten kazıktan kurtulmuş bir kalabalık. Bir kışlanın dikenli tellerini aşıp, Türk bayrağını indiriyorlar, ayaklar altına alınıyor bayrağımız. Halk değil onlar, hiç bir halk bayrağına saldırmaz çünkü. Nöbetçi kulübeleri taş yağmuru altında… Nöbetçiler ya yerinde değil, ya da sadece izlemekle yetiniyorlar. Ve çok belli ki, bu o kulede nöbet tutan askerin seçimi değil.

Aklıma çalınıyor, unutmamışım. Tarih 8 Ağustos 1996. Yer, Kıbrıs. Bir grup Rum, Türk sınırını aşmaya çalışıyor. Adı, Tasos İsaak… Tam o sınırı geçerken vuruluyor. Bundan 6 gün sonra bu kez Magosa sınır kapısında Solomos Solomu… Adı bu… Türk bayrağını indirmek için tırmanmaya çalıştığı bayrak direğinden kanlar içinde aşağı yuvarlanıyor…

Çünkü bayraktır o. Namustur. Vatandır. Uğrunda ölünecek ne varsa sembolüdür hepsinin. Uzanan eli kırmak için yemin eder Türk askeri. Bu yüzden askerdir, bu yüzden vardır. O üniforma, o silah, o rütbeler, günde üç öğün karavana bu yüzdendir. Bu yüzden önünde selam dururuz, öldüğünde o bayrağa sarılmasının nedeni budur.

O bayrağı korumayan asker, asker değildir. O bayrağı koruyamayan devlet devlet değildir.

Seyit Rıza Demokrasisi

Bu karanlık, bu Ortaçağ, bu deli gömleği nasıl dolandı başımıza? Bu karanlığı getirenler, hangi ninnilerle büyüdüler, hangi türküleri dinlediler? Nasıl büyüdü içlerindeki bu karanlık? Onlar bu toprakların çocukları değil mi?

Bu öyle bir karanlık ki, gözler kararmış. Şaşkın solcular, kendisine solcu diyen zavallılar, Gezi, Soma ve Lice’yi eşitliyorlar: “Katil Devlet” sloganı yine dolanmış dillerine… Böylece koca bir milleti katlediyorlar, koca bir tarihi kanlı bıçaklarla bölüyorlar. Vatansızlık, köksüzlük sıradanlaşmış.

O partiyi Mustafa Kemal kurdu. O CHP’yi… Bugün bir Seyit Rıza izcisinin ellerine geçmiş. Ne acı… Kılıçdaroğlu: “HDP ve BDP oylarına talibiz” diyor. Tutturmuş bir önü-sonu belli olmayan demokrasi zırvalığı, açık açık ortaklık teklif ediyor PKK’ya… Demokrasi, Türk Devrimi’ne ihanet değildir.

Hilafetin ilgasından hemen öncesi, 1924 yılı Mart aylarıydı. Gazi İzmir’deydi. Zamanın Gazeteciler Cemiyeti başkanı Necmettin Sadık Gazi Paşa’ya iki önemli soru sordu. İlki şuydu: “Cumhuriyeti ilan ettiniz ama eksikleri nasıl tamamlayacaksınız? Mesela medreselerin kalkması, Şeriat mahkemelerinin kapatılması, anayasadaki din maddesinin çıkarılması nasıl olacak? Meclis’teki muhalefet buna izin verecek mi?”

Mustafa Kemal’in cevabı açık ve netti: “Meclis’ten geçse de geçmese de bunlar yapılacaktır…”

Gizli ajandası yoktu, takiyye yapmıyordu, açık açık ilan ediyordu ne yapacağını çünkü yapıtına sahip çıkan bir devrimciydi o…

İkinci soru şuydu: “Madem ki, bu Meclis cumhuriyet ilan etmeye kendisini salahiyetli gördü, o halde başka bir mecliste, başka bir çoğunluk bir gün Meşrutiyet(Meclisli Saltanat) ilan ederse ne yaparız?”

Cevap yine çok açıktı: “Olabilir. Fakat hepsini sopa ile kovarız…”

İşte bugün bölücü PKK’yla ortak edilme derecesine kadar indirilmeye çalışılan CHP, bu Mustafa Kemal’in partisidir. Seyit Rıza demokrasisi bir deli gömleğidir CHP’nin sırtında. Amerikan çuvalı gibi geçirilmiştir CHP’nin başına… Mustafa Kemal’in demokrasi anlayışında Türk Devrimine düşmanlığın karşılığı sopadır.

O gün Ortaçağ karanlığıydı sopayla kovulan… Ve bugün tepemize çöreklenen aynı karanlıktır.

Lice’de yere düşen bayrak, zehir etmiyorsa dünyayı o vatansızların başına…

PKK’ya ortaklık teklifi Mustafa Kemal’in partisinde bir tepki uyandırmıyorsa…

Şüphe yok, bir deli gömleğidir bu…

Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder