banner864

Can Ataklı - Dün “sakın dokunmayın” Bugün neden vurmadın? 10 Haziran 2014, 20:18

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; Diyarbakır’da bir grup teröristin 2. Taktik hava komutanlığına saldırısı sırasında Türk bayrağının indirilip yere atılması kamuoyunda bir tartışma da başlattı.

O terörist direğe tırmandığında asker ne yapmalıydı?
Vurmalı mıydı, yere indiğinde yakalamalı mıydı, yoksa yaptığı gibi sadece seyretmeli miydi?
Başbakan noktayı koydu; “Asker o teröristi indirmeliydi, ama yapmadı, ne yani ben Ankara’dan gelip mi indireceğim?”

Hukukun bittiği nokta

İşte hukukun bittiği nokta.
Şimdi belki beni izleyenlerden de “Nasıl böyle söylersin, adam bayrağımızı indiriyor, onu da mı vurmayacaktık”
Açık söyleyeyim, evet vurmayacağız.
Devlet vurmaz, hesap sorar.
O terörist olay anında mutlaka yakalanmalıydı. Daha doğrusu o terörist askeri tesisin içine asla girememeliydi.

Dilimde tüy bitti ama

Sevgili izleyiciler, yıllardır dilimde tüy bitti sormaktan. Açılım açılım diye tutturdunuz, peki nedir bu açılım, ne yapacaksınız, sonuca ulaştığınızda nasıl bir Türkiye manzarası olacak?” diye soruyorum.
Cevabı var mı? Yok. Bol laf salatası var.
Değerleri kendinden menkul bir takım yazarlar bugünkü köşelerinde yazmışlar. Neymiş efendim bütün provokasyonlara rağmen açılım devam etmeliyiymiş, aman açılıma bir zarar verilmemeliymiş.

Asıl hedef Cumhuriyet ve ilkeleri

Bu iri lafları edenler neden bugüne kadar açılımdan ne anladıklarını hiç söylemediler.
Televizyonlar ise bir başka alem. Türkiye nefretlerini hiç saklamayan, unvanları gazeteci, yazar, akademisyen, sivil toplum kuruluşu üyesi, siyasetçi olan bir sürü adam abdesthane bardağı gibi diziliyorlar ekranlara, açılım adı altında Türkiye’ye, Türkiye Cumhuriyeti’ne Atatürk ilke ve devrimlerine kin ve nefretlerini kusuyorlar.
Kendilerine liberal, demokrat gibi yaftaları yapıştırıp bundan da övünç payı çıkaran bu zibidilerin aklında aslında Kürt sorunu, çözüm falan yok. Onlar fırsattan istifade cumhuriyet ilkelerine, medeni olmaya nasıl karşı çıkacaklarını, bu ülkeyi neresinden zedelerse tatmin olacağını hesaplıyor.

Lafı ille oraya getiriyorlar

Bakın şu Kürt sorunu ve açılım tartışmalarına. Dün, adına siyasetçi denilen ve iktidar partisinden olduğunu öğrendiğim kişi karakol inşaatlarını eleştirirken “Cumhuriyetin ilanından beri bölge halkı jandarma zulmünün ne olduğunu bilir” diyordu.
Dinleyince zannedersiniz ki, bölgedeki halk Cumhuriyet’in ilanına kadar bir eli yağda bir eli balda mutlu mesut yaşıyordu da, Atatürk ve Cumhuriyet belası geldi huzurları kaçtı.
Sanki Kürtler tarih boyunca devletler kurmuşlar, imparatorluklar kurmuşlar da, Osmanlı bitince yerine kurulan Cumhuriyet bölgeyi işgal etmiş, Kürt devletini ortadan kaldırmış, halkına da zulmetmeye başlamış.

Asker bölgede artık etkisiz

Neyse, onları da konuşuruz bir gün elbette. Biz dönelim yine Başbakan’ın “vur emri”ne.
Bence Başbakan’ın bu sözlerine en çok PKK ve uzantıları dikkat etsinler. Çünkü asker uzunca bir süredir bölgede etkisiz. Teröristler ellerinde silahlar, bellerinde bombalar cirit atıyorlar her yerde.
Askerin durduğu yere 100 metre öteden ellerini kollarını sallayarak geçiyorlar. Yol kesiyorlar, kimlik kontrolü yapıyorlar, araçlara el koyuyorlar, küçücük çocukları gerilla eğitimi vermek, hepsini birer savaşçı olarak yetiştirmek için dağa kaçırıyorlar.
Ama asker bunların hepsine karşı sessiz. Hiçbir şey yapmıyor. Sadece seyrediyor. Sonunda iş öyle bir noktaya vardı ki, teröristler askeri birliğe saldırıp gönderdeki Türk bayrağını indirme cüretini bile gösterdiler.
Peki asker niye sessiz?

Askerin kolu kanadı kırıldı

Birincisi kolu kanadı kırıldı. Zamanında terörle mücadele için canını ortaya koyarak görev yapan komutanların çoğu orduya kurulan kumpasla tutuklandı, ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
Terörle mücadelede dönemlerin hükümetleri tarafından alınan kararları uygulayanlar, kendilerine verilen emirleri yerine getirenler birer katil muamelesi gördü. Kirletildiler, aşağılandılar.
Kendinizi onların yerine koyun. Terörle mücadele edenler, bu ülke için canlarını ortaya koyanlar, aralarından çıkan üç beş kişinin hukuksuz davranışları nedeniyle topyekün haksızlığa uğratılırsa o orduda moral kalır mı?
O ordunun fertleri terör eylemleri gözlerinin önünde bile yapılsa, kalkıp da müdahale ederler mi? Ederlerse bir süre sonra aşağılanarak hapse atılma ve ağır cezalara çarptırılma ihtimallerini düşünmezler mi?
Bu ordunun psikolojik durumu.

Asıl vahim durum

Ancak sevgi izleyiciler, asıl vahamet burada değil. İktidar, tamamen dış kaynaklı olarak başlattığı açılım sürecinde aslında hiçbir şey yapmıyor. İmralı’daki teröristle görüşüyor, dağdakine heyet gönderiyor, gizli pazarlıklar yapıyor, her seçim öncesi asla tutamayacağı sözler veriyor, zaman kazanıyor, bunu da oya tahvil etmeye çalışıyor.
Bu içi boş operasyonun kamuoyunda da sempati görmesi için bazı somut sonuçlara da ihtiyaç var. Örneğin “bakın hiç şehit cenazesi geliyor mu?” sorusu ile beyinler yıkanmaya çalışılıyor.
Evet, hiç şehit cenazesi gelmiyor, çünkü PKK eskisi gibi askere tuzak kurmuyor, mayın patlatmıyor, karakol basmıyor, suikast yapmıyor.

Her seçimden önce gizli anlaşma

Sonra bunu neden yapmadığını seçimlerden sonra terör örgütü liderlerinin açıklamalarından öğreniyoruz. Ne diyorlardı; “seçimden önce hükümetle görüştük. Ateşkes sağladık. Seçimlerden sonra vaatlerin tutulacağına inandık.”
AKP bu taktikle iki üç seçim atlattı biliyorsunuz. İşte bu süreçte PKK’ya şirin gözükmek, “bakın biz de hiçbir şey yapmıyoruz” demek için askere de talimat verildi. “size bir saldırı olmadıkça sakın ola ki teröriste karışmayın, terörle mücadele falan etmeye kalkmayın.”
Başbakan bunu bir meclis toplantısında açıklamamış mıydı? Aynen “Gelip geçiyorsa adam, bir şey yapmıyorsa biz niye dokunalım” dememiş miydi? Sonra sınır dışına çıkma komedisi oynanırken “nasıl çıkarlarsa çıksınlar, kendilerine hiç engel çıkarılmayacak?” dememiş miydi?

İlk defa indirilmiyor

Hem bakın, bugün askeri birlikteki Türk bayrağı bir terörist tarafından indirildi diye öfkeleniyoruz. Ama bu ilk değil ki. Üstelik bundan önce teröristler bayrak indirmemişti ama Türk askeri emirle bayrak indirmişti. Beytüşşebap’tı galiba, bir PKK’lı teröristin cenazesi kaldırılırken, kortej bir askeri birliğin önünden geçiyordu.
Topluluk tepki göstermesin, alerji duymasın diye birliğin bahçesindeki Türk bayrağı geçici süre indirilmişti. Maksat açılıma zarar verilmesin yani.
Kısacası asker aldığı emir gereği artık kedisine bir saldırı olsa bile hiçbir şeye karışmıyor. Genelkurmay başkanı bu eylemsizliği “serinkanlılık” olarak tanımlıyor.

Cool takılmak var ya

Hani yeni gençler “cool takılmak” diyor ya işte öyle bir şey. O kadar ki, terörist gelip askeri birliği basıyor, içeri giriyor, direğe tırmanıp gönderdeki Türk bayrağını indirip yere atıyor, askerimiz de “cool” biçimde seyrediyor.
Bugüne kaar “aman açılıma zarar vermemek için teröriste dokunmayın” diye talimat veren Başbakan bugün kalkıp “Niye indirmediniz?” diye soruyor. “ben Ankara’dan gelip indireceğim?” diye efeleniyor.

Bakanları yine ters köşe oldu

Gerçi başbakan bunları söylerken, muhtemelen bu sözlerden habersiz olan başbakan yardımcısı Bülent Arınç ve açılımdan sorumlu devlet bakanı Beşir Atalay söz birliği etmiş gibi “silahlı kuvvetler sivil otoriteden aldıkları emri yerine getirdiler, sivil idareye bağlılıklarını gösterdiler” diye açıklamalar yaptılar. Hükümete bak, başbakan “vur emri” veriyor, bakanları “biz vurmayın diye emir verdik” diyorlar. Komedi yani.
Ancak sevgili izleyiciler, şimdi diyorum ki, Başbakan’ın askere öfkesi PKK’nın mutlaka dikkate alması gereken bir durumdur.
Düne kadar “Aman açılım zarar görmesin, siz teröristlere pek karışmayın” deniyordu. Bugün ise adeta “vur” emri verildi.

“Günah benden gitti” derse

Yanisi şu ki, asker zaten kamuoyu önünde inanılmaz derecede küçük düşürüldü, ezildi, ufalandı bu son bayrak olayıyla.
Başbakan nasıl polise “Göstericiler taş atıyor, Molotof atıyor, bu polis nasıl sabrediyor anlamıyorum” demişti ve polis daha sonra iyice sertleşmişti, “bayrağı indireni niye indirmiyorsun” sözlerinden sonra asker de “günah benden gitti” diyebilir.
Tabii olaya sadece bu açıdan bakmayalım. Dün de anlatmaya çalıştım, iktidar olayları kendi körüklüyor. Çünkü gündeminde açılım yok, açılım bahanesiyle bölge halkının oylarını AKP’ye kaydırmak var. Bunun için de PKK’nın tasfiye edilmesi gerek.
PKK lafla tasfiye olmaz. 4-5 yıl “açılım yapıyorum, merak etmeyin, bölgede siz hakim olacaksınız” diyerek bir yandan İmralı’daki ile, bir yandan dağdaki terör liderleriyle pazarlıklar yapıldı.

PKK’nın üzerine gidebilir

Ancak PKK da çok iyi biliyor ki silahı bırakması halinde bugünkü gücünün onda birini bile bulamayacaktır.
İşin püf noktası burada. Açılım dedikten sonra, sürekli barış nutukları attıktan sonra PKK’nın üzerine şiddetle gitmek en azından inandırıcı olmayacaktır.
Ancak yol kesmeydi, askere ateş açmaydı, askeri birlik basıp bayrak indirmeydi gibi olaylardan sonra normal halkın da öfkesini burnuna getiren bir dizi olayın ardından “bak gör terörle mücadele nasıl olurmuş” diyerek topyekun bir operasyona başlamak toplumdan da destek ve sempati görecektir.
Yani açık söyleyeyim, Erdoğan teröre karşı büyük bir operasyon emri verse, toplumun önemli bölümünde savaş kazanmış muzaffer komutan gibi karşılanır. Milletin sabrını zorluyorlar, “yeter artık” dedirtiyorlar. İş bu kıvama gelince yapılacak operasyonların kanlı olup olmamasına kimse bakmaz, yapanı da alkışlar.

PKK gider oylar AKP’ye akar

Sonuçta terör örgütü ağır kayıplar vererek kendini toparlayıncaya kadar etkisiz hale gelir, iktidar bölgedeki halka “siz oları bana verin, sonrasını merak etmeyin, istediğiniz her şey asıl şimdi yerine getirilecek” sözleri verir.
Bu çok tehlikeli, kanlı olma olasılığı yüksek bir senaryo elbette. Ancak ne yazık ki Türkiye bir kişinin siyasi hırs ve arzularının esiri olmuş durumda.
300 küsur milletvekili olan bir parti kurşun asker gibi bu hırs ve arzunun arkasında duruyor. Halkın önemli bir bölümü yaşadığı illüzyonun esiri olmuş biçimde ne hırsızlıkları, ne yolsuzlukları, ne haksızlıkları takmıyor bile.

Aslında bundan korkmalılar

Sevgili izleyiciler bir şey söyleyeyim, bu bile iktidar için ürkütücü olmalı. Toplum bugüne kadar hiç bu kadar sessiz olmamıştı. Hiç bu kadar duyarsız davranmamıştı. Ama bunların sonu da kötü olabilir. Bir sabah bir kalkarsınız, bütün Türkiye ayakta. Bunu da bir yere not edin.
Sevgili izleyiciler bugün son olarak bizzat tanık olduğum bir sohbeti aktarmak istiyorum sizlere.

AKP oyları neden düşmüyor

Hani çok soruyoruz ya “Herkes çok şikâyetçi ama AKP’nin oyu neden düşmüyor?” diye. Sabah yolda rastladığım bir vatandaş ille de bir çay içmeye davet etti. Ben de kıramadım. Oturduk çay içiyoruz. Eh işte biraz tanındığımız için otururken çevredekiler de ilgi gösteriyor, sohbet alanı genişliyor.
Sohbet konusu tabii ki siyaset oluyor. Herkes şikâyetçi. Aman aman neler söylüyorlar bilemezsiniz. Ama bu en çok şikayet edenlerden biri “Can bey, ama itiraf edeyim, son seçimde ben de oyumu mecburen AKP’ye verdim” dedi.
Haydi buyurun. O şiddet, o celalden sonra “ben de oyumu AKP’ye verdim.” İyi de neden?
Ne dedi biliyor musunuz? “Can bey ben burada esnafım. Şu işyerini bu hale getirebilmek için çok çaba harcadım. Ama belediye de başımdan hiç eksik olmadı. Bugüne kadar şu kadar, rakamı söyledi ama ben söylemeyeyim, rüşvet verdim. Şimdi belediye değişecek, yeni gelen başıma musallat olacak. Aynı paraları tekrar mı vereyim, bari eskisi kalsın da bana bulaşmasın istedim.”
Ülkenin geldiği duruma bakar mısınız? Bir şey söyleyemiyorum.
Evet, yarın yine aynı saatte görüşmek üzere hepinize iyilikler dilerim. Hoşça kalın…

GÜNÜN YORUMU. 10.6.2014. SALI. paylaşan: ulusalkanal
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder