banner864

Yener Oruç - Sadaka Kültürü Nereye Sızdı? 28 Haziran 2014, 10:21

Suyu akmayan köye çamaşır makinesi götürerek sadaka kültürü olarak bilinen seçim rüşveti tarihi, AKP ile yükselme dönemine girerken; CHP Genel Başkanı

Kemal Kılıçdaroğlu, haklı olarak şöyle sesleniyordu:

"Türkiye'yi, sadaka devleti yapacaklar" , “Sadaka kültürünü ortadan kaldıracağız”

Makarnaya, kömüre teslim edilecek oyların da önüne geçmek maksadıyla seçim bildirgesinde yer alan “Aile Sigortası” ile gerçekten bir fark mı sergiliyordu? Yoksa sadaka kültüründe fark yaratan bir sıçrama mıydı? Neredeyse bir Bağkur emeklisine yakın bir ödemeden söz ediyordu. Sigorta primi ödeyerek emekli olmuş, emekli aylıklarının artacağından umutsuz diğer düşük gelirlilerin aylıklarına göre orantısızdı. Belki de sırf bu yüzden yeterince itibar görememişti. Seçim bildirgesinde geçim refahını vaatten çıkartıp, somutlaştıran, belleklere yerleşen, üretime yaslanan projeler de yoktu.

Geniş kitlelerin sorunlarında yeterlilik arz etmek yerine bedelli askerliğin dar potansiyelinden oy toplamaya çalışılıyordu. Maksatlı olarak medyada çok sık yer alan bu konuda AKP ile yarışa çıkılmıştı. Yoksullara parasız bedelli askerlik, altı aya düşürülecek askerlik süresi gibi.(*)

İnandırıcı somut projeler üretememek CHP ya da diğer sol partiler için yeni değildi. AYM’nin laiklik karşıtlığı için ceza verdiği bir parti karşısına projelerinden alamadığı güç nedeniyle Kılıçdaroğlu öncesinden itibaren CHP, çareyi sağdan isim taşımakta bulmaktadır.

Yenilen bizler AKP’nin başarısını sadece dinsel güdüleme ile değil, seçim rüşvetleri ile de aldığını iddia ediyorduk. Çünkü oy bilinci oluşmamış seçmen kitlesinde dinsel güdüleme kendine yer bulduğu gibi yoksul da olan bu kitle üzerinde seçim rüşvetinin sonuç alması kaçınılmazdı. Fakat bu demokrasimiz için ayıp ve yanlıştı.

Sayın Kılıçdaroğlu bu duruma şöyle karşı çıkıyordu:

“AKP’nin yaptığı gibi ’yoksulluğu yönetmeyi’ değil yoksulluğu azaltmak ve yok etmeyi amaçlıyoruz. Minnet duygusu yaratan yardımlar ile oy dâhil, kararlarını özgür biçimde veren bireyler yaratılamaz.”

Haklıydı. “Sadaka dağıtan bir devlet sosyal hukuk devleti olamaz" derken de haklıydı.

Pekiyi, kendi içinde sadaka mekanizması yaratan partiler, sosyal hukuk devleti yaratabilir mi? Ya özgür bireyler?

Devlet bir yana parti yaratabilir mi?

Bu soruyu sorduran çatı adayın tespit edilmesi sonrası yaşananlardadır.

Parti ve seçmen tabanındaki hassasiyeti gözetmeden iki Genel Başkanın tespit ettiği adayın yanlış olduğunu bildiren CHP’li çevrelerin itirazlarının Genel Merkezce dikkate alınmaması ve bu itirazın anketlerde seçim kaybettirecek oranları göstermesine karşın; bu geniş kamuoyunu temsil etmek üzere özgür birey kimlikleriyle doğru adayı saptayarak, imzasını sunacak milletvekili hiç mi yok meclis grubunda CHP’nin!

Korkarım yok. Çoğu önseçimle gelmediğinden ve önseçimle gelenler dahi bundan sonra önseçimin hayal olduğu sezisiyle hareket ettiğinden yok sanırım. Çünkü CHP yönetimi çatı adayda ki tutumuyla böyle bir seyir izleyeceğinin sinyallerini vermiştir. Önseçim kültürünün büyük ölçekte kaybedildiği maziden çıkış şansının olmadığı algısı çatı aday konusundaki tutumla pekişmiş göründüğünden bu oldubittiye sessiz kalınmaktadır. Bu davranış modelinin güvencesinde her iki Genel Başkan bugüne dek süren rotayı izlemiştir.

Gelecek seçimlerde listeye girmek uğruna içlerine sinmeyen çatı adayına suskun kalıp, 20 imzayı bir araya getiremeyen milletvekillerinin, yarattığı algı kendi ikballeri adına güvence arayan bir suskunluktur. Bu aynı zamanda biat kültürünün de pekişme alanıdır. Fakat daha önemlisi sadaka kültürünün parlamentoya girdiğinin resmidir. Makarna, bulgur, kömür karşılığında oyunu teslim etmek ile gelecek seçimde listeye girmek olasılığını sağlamak için milletvekillerinin hissiyat ve iradelerini özgürce kullanmamaları, teslim etmeleri arasında ne fark var?

Bu durumda yoksulluğundan, eğitimsizliğinden hepimizin sorumlu olduğu o kitlenin seçim rüşveti alması muhtaçlığındandır. Bu nedenle seçim rüşvetinden değil, sadaka kültüründen söz edilmektedir. Milletvekillerinin muhtaçlığı söz konusu olamayacağından sadaka değil, seçim rüşveti kültüründen söz edebiliriz. Ortada muhtaçlık olmadığına göre bu bir sadakadan ziyade karşılıklı rüşvet gibidir. Al gülüm ver gülüm, önseçimi unutalım olayıdır.

Çatı adayının yanlış tespitine izin veren işte bu tablodur. Üçüncü bir adayın çıkışına izin verilmeyişinin temel gücü buradadır. Bu güç, Cumhuriyetimizi en hafif ifade ile başkalaştıracak güçtür. Bu nedenle mutlaka üçüncü aday çıkarılmalıdır. Çünkü çatı adaya güven duymayanları ikna etme koşulları yoktur. AKP adayına birinci turda Cumhurbaşkanlığını teslim etme koşulu vardır. Üçüncü aday sinerjisi ikinci tur seçime sürükleyecektir. Görülecektir ki o turda çatı adayı devre dışıdır.

İşte bu nedenle yirmi önünü gören milletvekili; yirmi efe bu partilerde vardır diye düşünmeliyiz.

Siyasi rüşvetlere itibar etmeyen ve Atatürk’ün“Korkutma esasına dayanan ahlak, bir fazilet olmadıktan başka itimada da şayan değildir.”sözü bilen bu nedenle teslim olmayıp, çatı adaya imza vermeyeceğini bildiren milletvekilleri var. Şükür ki en azından böyle bir maya var. Atatürk’ün "Vatan mutlaka selamet bulacak, millet mutlaka mesut olacaktır. Çünkü kendi selametini, kendi saadetini memleke¬tin milletin saadet ve selameti için feda edebilen vatan evlat¬ları çoktur."sözünü güncelleyecek yirmi efe aranmaktadır.

O efeler, Atatürk’ün “Şunun bunun teveccühünden kuvvet almaya tenezzül ederseniz, bugününüzü bilmem; fakat geleceğiniz çürük olur.” öğüdünün uyarıcılığında ve cesaretin mantığını bildiren "Savaşta yağan mermi yağmuru, o yağmurdan ürkmeyenleri ürkenlerden daha az ıslatır." sözünden hareketle MHP’li görevdeşlerinin fikirlerini de alarak “Atatürk’ün yine bir sözünde vücut bulacaklardır.

“Fikir hazırlıkları, seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında tevazuuyla çalışmak, kendini silmek, karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır."
Cumhurbaşkanlığı seçimine giderken Cumhuriyet adına zaferin işaret fişekleri yeni aday için atılacak ilk imzayla ışıldayacaktır.

Yener ORUÇ
ulusalkanal.com.tr
27.06.2014


(*) Bedelli askerlik, vicdani ret, profesyonel ordu koşutunda bir zorlama alanıdır. Ne sol ne ulusal değerlerle örtüşmeyen önermeler, Kurtuluş Savaşından doğan bir partide tartışılırken; sokakta dokuz ay askerlikten kalan sürenin istihdamı yanıt arıyordu. Elbette konunun uzmanları da başta genel eğitim ortalamasının düşüklüğü nedeniyle askeri eğitimin bu sürelere teknik olarak düşürülemeyeceğini ve ulusal hassasiyet alanı olarak da doğru olmadığını dillendiriyordu.



Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder