Can Ataklı - Korkmayın, 'oylar bölünüyor' paranoyasına kapılmayın 01 Temmuz 2014, 20:30

İyi akşamlar sevgili izleyiciler; sonunda anladık ki Erdoğan’ın “ters köşe” dediği kendi adaylığı imiş. Biliyorduk tabii de, son ana kadar yine beklemek zorundaydık.

Sizlere bundan önce “Erdoğan aday olmazsa sürpriz değildir” demiştim. Sonuçta fark etmiyor. Aday olması ile olmaması eşit riskler taşıyor.
Ayrıntılarını daha önce anlatmıştım. Aday olması halinde bir seçilememe tehlikesi var, iki seçilirse partiyi her daim kontrol edebilecek mi?
Aday olmasa “korktu” denilecekti. Neresinden bakarsanız bakın, Erdoğan için Cumhurbaşkanlığı bir risktir, yeni bir maceranın eşik kapısıdır.

Sanki aday değil de seçildi bile

Bundan sonrası ayrıca meçhuldür. Şu anda AKP, yandaş medya ve yalakaları Erdoğan’ı Cumhurbaşkanı adayı olarak değil, seçilmiş cumhurbaşkanı olarak alkışlıyor.

Sevgili izleyiciler, bu güç sarhoşluğunun yarattığı şımarıklıktan başka bir şey değildir. Tabii aynı zamanda bir psikolojik harekatın da simgesidir. Yıllardır aynı taktiği çok iyi uyguladılar ve başarı da kazandılar açıkçası.

Seçimden çok önce anketlere başlayıp kendilerini hep yüksek gösterdiler. Diyeceksiniz ki, “öyle yapsalar ne olacak, sonuçta sandığa gideceğiz, orayı nasıl kontrol edecekler” diye. Orası öyle de, ama psikolojik harbin taktiğidir bu. Beyinlere “bunlar kazanacak, en çok oyu bunlar alacak” algısını yerleştiriyorsunuz. Sonra seçim günü milyonlarca duyarsız, bilgisiz insan “güç kimdeyse” ona doğru meyleder.
Yani aylar önce başlayan ve gerçeği yansıtmayan anketler günü geldiğinde kendiliğinden gerçeğe dönüşür.
Erdoğan bugün gerçekten çok görkemli bir törenle adaylığını ilan etti.

Dini ayin gibi aday açıklaması

Ama ne törendi o değil mi?
Cumhurbaşkanlığı adaylığı mı açıklanıyor yoksa dini bir ayin mi yapılıyor? Dualar, sürekli “Allah, kitap” deyişler, el açmalar, şükretmeler.
Türkiye elbette Müslüman bir ülke ama siyasetle dinin bu kadar iç içe sokulması da olur mu?
Bizde oluyor işte. Sonuçta “Türkiye artık böyle” zannına kapılan CHP bile Tayyip Erdoğan’ı yenebilmek için onun okumuş ve daha sakin ve efendi görünümlü bir kopyasını halkın önüne koymadı mı?

Yeri gelmişken bir konuyu çok açık biçimde sizlere anlatmak istiyorum;

Yine “oylar bölünmesin” paranoyası

Sevgili izleyiciler, günlerdir cumhurbaşkanlığı adaylığı ile yatıp kalkıyoruz. CHP- MHP’nin ortak gösterdiği aday üzerinde tartışmalar çıkınca gözlediğim kadarıyla bir kesim panik yaşamaya başladı.
Tayyip Erdoğan’dan kurtulmaktan başka bir şey düşünmeyen bu kesim tıpkı 2007, 2009, 2011 ve en son 2014 seçimlerinde olduğu gibi bir “oylar bölünmesin yoksa Erdoğan’dan kurtulamayız” paranoyasını sürdürüyor.
Şimdi benzer bir paranoya ve bunun saldırgan tepkisi cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kendini gösterdi yine.
AKP’nin adayı belli. Recep Tayyip Erdoğan.
CHP az önce değim gibi Erdoğan’ın okumuş, sakin ve efendi görünümlü bir kopyasını “ancak böyle kazanırız” mantığı ile aday gösterdi.

Alternatif aday isteniyor

Tabii CHP-MHP adayının da bir AKP’li olması özellikle CHP tabanında tepki gördü. Pek çok kişi “alternatif aday” olmasını istiyor.
İşte “oyların bölüneceğini ve Erdoğan’ın aradan sıyrılacağını” zanneden bir kesim, CHP’nin de tahrikiyle saldırıya geçti. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu eleştiren ya da alternatif bir aday çıkmasını isteyenler neredeyse linç edilecek.
Sokakta geziyorum, her yerde ve her görüşten insanlarla sohbet ediyorum. Abartmayayım her gün onlarce kişiyle karşılaşıyor ve ayaküstü de olsa konuşup görüşlerini alıyorum.
Gözlediğim şu ki, pek çok kişi iki turlu seçimin ne olduğunu bilmiyor. Bilmediği için de Erdoğan’ı istemeyenlerin CHP’nin dayatma adayı etrafında birleşmesini tek yol sanıyor.
Önce bilmeyenler için iki turlu seçimi anlatayım.

İki turlu seçim nedir?

İki turlu seçim şu; Bazı seçimler çoğunluk sistemine göre yapılır. En çok oyu alan seçilmiş olur. Belediye başkanlarını, milletvekillerini bu yöntemle seçiyoruz.

Ancak “dar bölge” de denilen sistemde çoklu adaylar arasından bir kişi seçilecekse, bu kişinin oyların salt çoğunluğunu yani en az yarısını almaları istenir.
Yöntem şöyle çalışır; bir makam için çok sayıda kişi aday olabilir. Ama tek koşul adaylardan birinin yüzde 50’yi bulmasıdır. Çok aday olduğunda bir kişinin herkesin önüne geçip üstelik oyların yüzde 50’sini alması zor bir olasılıktır.
Şöyle örnekleyeyim. Bir seçimde diyelim ki 5 aday yarışıyor. Adaylardan biri yüzde 35 oy aldı. Diğer aday yüzde 30 aldı. Üçüncü aday yüzde 20, dördüncü 10 ve beşinci aday da yüzde 5 oy aldılar.

Bu durumda hiçbir aday yüzde 50 barajını geçememiş demektir.
Peki, bu durumda ne olacak?

Önemli olan ikinci tur

İşte ikinci tur dediğimiz şey olacak. İlk turda en fazla oy alan iki aday bu kez ikinci turda yarışacaklar.
Örneğimize dönelim. Adaylardan biri yüzde 35 diğeri 30 almış. Diğer üç aday elenmiş oluyor, 35 ve 30 alan adaylar tekrar seçime giriyor.
İki adayın toplamı yüzde 65 eder. Geride yüzde 35 daha var. İşte bu yüzde 35 kendi adayları artık seçimde olmadığı için finale kalan iki aday arasında bir tercih yapar. Seçim iki kişi arasında olacağı için, sonuçta biri mutlaka yüzde barajını geçmiş olacaktır.
İşte iki turlu seçim bu.

Aslında belki beni dinleyenlerin çoğunun bildiği bir sistemi neden bu kadar ayrıntılı anlattım.

Çünkü, iki turlunun ne olduğunu ya da nasıl işlediğini bilmeyen, özellikle Tayyip Erdoğan’ın gitmesini isteyen bir kesim birden fazla aday çıkması halinde oyların bölüneceğine ve aradan Erdoğan’ın çıkacağına inanıyor.

Erdoğan’ın oyların bölünmesine ihtiyacı yok

Oysa Erdoğan’ın seçilmek için oyların bölünmesine hiç ihtiyacı yok. Arkasındaki destek yüzde 50’yi bulup geçiyorsa zaten ilk turda seçilir. Daha da açık anlatayım. Diyelim ki seçime 40 milyon kişi katıldı. 20 milyon 1 oy alırsa Erdoğan seçilir.
Yani demek ki siz ilk turda istediğiniz kadar tek adayda birleşin, oyları bölmeyin, eğer yüzde 50’yi bulamazsanız seçimi kaybettiniz demektir.
Şimdi Erdoğan muhalifi olanları bekleyen tehlike şudur: CHP-MHP’nin ortaya koyduğu AKP’li adaya özellikle CHP tabanından tepki var. Ayrıca CHP’li olmayan ama Erdoğan’a karşı mecburen CHP’ye oy veren geniş bir kitle de durumdan memnun değil.
Bunun seçime yansıması iki şekilde olur. Ya hoşnut olmayanlar sandığa gitmezler ya da sandığa gider ama oyunu geçersiz hale getirir. Tepkisini böyle gösterir.

Seçime katılmamak en büyük hata

Bunun bir yararı yok. Çünkü cumhurbaşkanını “geçerli oylar” belirleyecek. Katılımın düşmesi Tayyip Erdoğan’a yarayacaktır. Çünkü AKP tabanından oy kullanmayacak olanların sayısı muhaliflere göre çok daha düşük çıkacaktır.

Şimdi düşünün, 50 milyondan fazla seçmen var. Bunun 50 milyonu seçime katılırsa seçilme barajı 25 milyon birdir. 40 milyon kişi katılırsa bu kez yüzde 50 oranı için yeterli oy sayısı 20 milyon 1 olacaktır. Ama diyelim ki 30 milyon kişi seçime katıldı. O zaman 15 milyon bir alan kazanır.

Sizin de göreceğiniz gibi, seçime katılanların sayısının düşmesi Erdoğan’ın şansını yükseltmektedir.

Demek ki Erdoğan’ı devirmek için birinci koşul, ne pahasına olursa olsun sandığa gitmek, oy sayısını artırmaktır ki, yüzde barajı mümkün olduğu kadar yukarı çekilebilsin.

Neden alternatif aday gerekli?

Şimdi gelelim ben de dahil pek çok kişi neden alternatif bir aday istiyor?
Nedeni çok basit. CHP-MHP’nin gösterdiği AKP’li adaya tepki gösterip sandığa gitmeyecek ya da oyunu geçersiz hale getirebilecek pek çok kişi var.
Dayatma ile önüne konan ve “Başka çaren yok” denilen adaya gönül rahatlığı ile oy vermeyecek hatta seçime katılmayacak milyonlarca insan var.
İşte alternatif adayın önemi burada ortaya çıkıyor. CHP veya MHP ya da Meclis’ten çıkacak karma bir liste ile bir hatta iki kişi daha aday gösterilir.
Bu durumda herkes gönlünde hangi aday yatıyorsa ona oyunu verir. Bu sayede sandığı boykot eden ya da oylarını geçersiz kılanların sayısı çok düşer.

İkinci turda herkes oturur düşünür

İlk tur biter, eğer Tayyip Erdoğan yüzde 50’yi bulamamışsa en çok oy alan iki kişi ikinci tura kalır.
İşte o zaman ilk turda oyunu başka adaya veren seçmenler bu kez oturup düşünür ve en fazla oy alan diğer adayda birleşir. Çünkü artık bahanesi kalmamıştır. Adayı beğenmese bile, kendi adayını ortaya koymuş, oyunu vermiş ancak yeterli sayıya ulaşamadığını görmüş olacaktır. Yalova’da yaşanan budur. Tabii o iki turlu seçim değildi. Ama Yüksek Seçimi Kurulu Yaloa seçimlerini toptan iptal edip yeniden seçime gidilince bu seçimler ikinci tur gibi oldu. İlk seçimde her parti ne kadar oy aldığını, ikinci bir seçimde kazanıp kazanamayacağını gördü. Seçimler yenilence bazı partiler aylarını seçti, bazı partilerin seçmenleri de AKP’ye karşı en fazla oyu alan CHP’ye yöneldiler. Böylelikle Yalova’yı AKP kazanamadı.
Bu kadar basit.

Ama CHP-MHP ikilisi, dayatma aday koyarak hem küskün, öfkeli, tepkili bir seçmen kaynağı yarattılar hem de seçimi çok keskin hale getirerek AKP seçmeninin de kemikleşmesine neden oldular.

Oysa vakit var, hala bir ya da birkaç alternatif aday çıkabilir. Bu seçimin kalitesini artıracağı gibi seçmeni de sandığa çekecektir.

Saçma sapan eleştiriler yapılmamalı

İkinci turda ise herkes ak mı kara mı göreceği için tercihini akıllı ve mantıklı biçimde yapacaktır.
Tekrar ediyor ve konuyu kapatıyorum; Eğer Tayyip Erdoğan seçime katılanların yarısından bir fazlasını alırsa seçilir. Diğer seçmenlerin oyları bölmemesinin, tek adayda toplanmasının bir yararı yoktur.

Herhalde derdimi anlatabildim. Bu nedenle lütfen paniğe kapılıp “oyları bölmeyin, CHP ayını eleştirmeyin” demeyin. Hele hele bunca yıllık mücadeleyi yok farzedip de “AKP’ye çalışıyorsun, Erdoğan’ın seçilmesini sağlayacaksın” gibi saçma sapan sözlerle de güya eleştiriyor gibi yapmayın.
İlle “sen ne yapacaksın?” diye sorarsanız onu da söyleyeyim. Israrla ve heyecanla bir alternatif adayın çıkmasını bekleyeceğim. Çıkarsa ilk turda oyumu büyük olasılıkla ona veririm. İkinci turda ise elbette oyum Tayyip Erdoğan’a gitmeyecektir.

Cumhurbaşkanı’na gözaltı

Neyse konuyu kapatalım. Bugün Türkiye’den değil, yurtdışından Fransa’dan gelen bir haber çok ibretlikti.
Haberlerde de izlemişsinizdir, Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Nikoli Sarkozy bu sabah gözaltına alındı. Sebep yargı kararlarını uygulamamak, yargıyı etkilemek, rüşvet olaylarına bulaşmak.
Sarkozy bizim için çok bildik bir savunma yaptı gözaltına alınırken, “Bu bir darbedir, bana komplo kuruldu” dedi. Bu makamlara çıkıp da suça bulaşanların ortak tepkisi bu galiba değil mi?
Demek ki neymiş demokrasi cumhurbaşkanı falan takmıyormuş. “Ben halkın seçtiği kişiyim, başbakanım, cumhurbaşkanıyım” diyerek kendinizi her şeyi yapabilme kudretinde zannetmeyeceksiniz. Eğer bir ülkede demokrasi varsa, hukuk işliyorsa, suç işleyen kim olursa olsun gözünün yaşına bakılmıyor.
Başbakan olup “beden büyük yok” havasına girdikten sonra “Cumhurbaşkanı seçildim, halk beni seçti” diye böbürlenseniz de suç işlemişseniz bir yararı yok.

Erdoğan aslında riske girdi

İşte başta da söyledim, günlerdir de dile getirmeye çalışıyorum, Erdoğan aslında cumhurbaşkanı adayı olmakla büyük bir riske giriyor. Milletvekilliği hiç olmazsa dokunulmazlık sağlıyor. Cumhurbaşkanının dokunulmazlığı yok. Görevi nedeniyle suçlanamıyor, hakkında dava açılamıyor ama geçmişte işlenmiş suçlar varsa dokunulmazlık zırhı olmadığı için hakkında pat diye dava açılabilir hiç beklemediği bir anda ifadeye çağrılıp tutuklanabilir bile.
Başbakan olarak hukuku askıya alarak savcıyı, polisi odasından dışarı çıkarmayabilirsiniz, fiili durum yaratabilirsiniz, geçici olarak yargıyı engelleyebilirsiniz. Ama bir suç varsa bir gün gelir mutlaka hesap sorulur.

Erdoğan cumhurbaşkanlığı riski ile hesap verme süresini de daraltmıştır bence. Haydi hayırlısı.
Evet, bu akşamki süremizin sonuna geldik. Yarın aynı saatte tekrar birlikte olmak dileğiyle sevgiler sunarım. Hoşça kalın.

GÜNÜN YORUMU. 1.7.2014. SALI. paylaşan: ulusalkanal
Etiketler

Yorum Gönder