banner864

Tayfun İçli - Tanıdıkça sevmek! 18 Temmuz 2014, 12:52

Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Tanıdıkça seveceksiniz”söyleminin aksine, tanıdıkça sevmedik,sevemedik.Neden mi?

Ekmeleddin İhsanoğlu’nun lâiklikle ilgili görüşleri, kendisini destekleyen CHP, MHP gibi partilerin görüşlerinden çok AKP’nin görüşlerine yakın da ondan.Hatta İhsanoğlu dini istismar noktasında Başbakan Erdoğan’ı bile sağlamış durumda!

İhsanoğlu, Türkiye’yi Afganistan, Mısır gibi devletlerle karıştırmış olacak ki; Çırağan Sarayı’ndaki Cumhurbaşkanlığı adaylığı tanıtım toplantısındaki konuşmasına Türkçe besmele ve Fâtiha Suresi’nin Türkçe mealini okumakla başlıyor.

Fâtiha Suresi’ne; ana hatlarıyla İslâm'ı anlattığı için, "el-Vâfiye" ve "el-Seb'u'l-Mesânî", "ana kitap" manasında "Ümmü'l-Kitâp", "dinin esaslarını ihtiva eden" manasında "el-Esâs" gibi isimler verildiğinden, İhsanoğlu bir şekilde tüm dünya aleme İslâmı tebliğ etmiş de oluyor.

Böylelikle Kur’anı, devlet işleri ile, politikada öncelikli “üstün değer” ve müracaat kaynağı (referans) olarak gördüğünü bütün dünyaya ilan ederken Anayasa’mızın başlangıç hükümlerindeki “Lâiklik ilkesi gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılmayacağı” ilkesini taammüden (bilerek ve tasarlayarak) ihlal ediyor.

İhsanoğlu’nun “Kürt Açılımı” konusundaki görüşleri de kendisini destekleyen partilerin görüşlerinden çok HDP, Demokratik Bölgeler Partisi (Eski adı BDP) gibi ayrılıkçı partilere daha yakın.

İhsanoğlu bir TV kanalında “Kürt Açılımı” ile ilgili soruları yanıtlarken kullandığı; “Biz ne zaman bu asrın başında, 1.Dünya savaşı sonunda yeni devlet, ulus devlet kurduk. O zaman sopa kullanmaya başladık. O zaman sıkıntı oldu.” şeklindeki giriş cümlesi ise tam bir hayal kırıklığına yol açıyor.

İhsanoğlu konuştukça çözülüyor(!).

Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ile devrimlerle bir sorunu olduğu anlaşılan İhsanoğlu, doğal olarak sözde Ermeni soykırımı ile ilgili RTE’nin özür dilemesini de olumlu buluyor. AKP’nin başlattığı “Kürt açılımını” desteklediğini bildiriyor. “Resmi dil” ile “Ana dil” arasındaki farklılığı sanki bilmezmiş gibi, bu iki kavramı bilinçli olarak karıştırmak suretiyle ayrılıkçılara, Kürtçülere şirin gözüken açıklamalar yapıyor.

“Benim sayın başbakanla çok mükemmel bir dostluğum vardır belediye reisliğinden itibaren. Ben AK Parti’nin aleyhinde değilim ki, böyle bir şey yok. Ben AK Parti’nin adayının da aleyhinde değilim. Zaten biz diyoruz ki, oyunuzu istediğinize veriniz. Siz ekonomiden memnunsanız yine gidin AK Parti’ye veriniz.” şeklindeki açıklamaları ile RTE’ye methiyeler düzüyor ve aslında oyunun rengini de belli ediyor.

Bu arada kurgulanan plan yavaş yavaş işliyor. Bir taşla bir kaç kuş vuruluyor.

CHP ve MHP seçmen tabanını kaybediyor. Küstürülen, hayal kırıklığına uğratılan seçmen “tıpış tıpış sandığa gideceksiniz” şeklindeki aşağılayıcı ve tahrikkâr söylemin aksine sandığa gitmiyor. “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma.”sözünde olduğu gibi, AKP’den oy alalım derken,oylar sürekli kaybediliyor.

İhsanoğlu çatı adayı gösterilmekle, Atatürkçü, milliyetçi, yurtsever insanlar bir daha bir araya gelemeyecek şekilde bir kez daha ayrıştırılıyor. Hemen hemen aynı dünya görüşüne sahip olanlar İhsanoğlu’nun adaylığı nedeni ile bir daha birbirlerinin yüzlerine bakamayacak şekilde birbirlerine ağır ithamlarda bulunuyor.

Toplumun önemli bir kesimi mutsuzluğa, çaresizliğe itiliyor. Psikolojileri bilinçli olarak bozuluyor. Böylelikle dikensiz gül bahçesinde “Kürt Açılımı”, “Demokratik Özerklik”, “Kıbrıs”, “ Parlamenter Rejim” gibi çok önemli ulusal konular halkın tepkisi olmaksızın pürüzsüz ve sorunsuz olarak çözümlenmek isteniyor.

İşin özü şudur;

Türkiye’de fiili olarak başkanlık sistemi icra edilmektedir. Yasama, yürütme ve yargı organları, medya, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler bu “de facto” duruma seyirci kalmaktadır.

Asıl önemli olan konu, Cumhuriyet’in değişmez değiştirilemez niteliklerinin, parlamenter rejimin korunması gerekliliğidir. Bu “de facto” duruma derhal son verilme çağrısı yapılmalı ve bu oyun bozulmalıdır.

12.Cumhurbaşkanlığı seçimleri, eşit ve adil olmayan anti demokratik bir seçimdir. Sonucu öncelen belirlenmiştir.

Artık, öncelikli olan 2015 Genel Seçimleri’dir. Bu seçimlere birlik ve beraberlik içerisinde güçlü bir şekilde girilmesi ve parlamenter rejime yönelik açık ve gizli ittifakların çökertilmesi öncelikli görev olmalıdır.

Gezi olayları göstermiştirki; bu ülkede namuslu, ahlaklı ve birikimli insanlar çoğunluktadır. Atatürkçüler, milliyetçiler, vatanseverler durumdan derhal vazife çıkarmalıdırlar. Siyaseti, halkı aldatma sanatı olarak gören, siyasi partilere çöreklenmiş sözde Atatürkçülerin, milliyetçilerin siyasi partilerden tasfiye edilme zamanları artık gelmiştir.

“Ne yapalım önümüze konulan seçeneklerden en az kötüsünü tercih edelim.” şeklindeki teslimiyetçi anlayışlar; toplumu zehirleyen, yok olmasına sebep olan anlayışlardır.

Dünyada hiç bir canlı kendini zehirleyeceğini bildiği yiyecek ve içeçek seçenekleri arasında en az zehirli olanı seçenek olarak kullanmaz. Arkasını döner gider.

Türk toplumu böylesi tuzaklar içeren dayatmaları hak etmemektedir. Geçmişten beri süregelen, toplumu aldatmaya yönelik böylesi yöntemlere ve dayatmalara artık “dur”, “yeter” denilmelidir. Sonucu belli olan bu oyunun tarafı ve suç ortağı olunmamalıdır.

Av. Tayfun İÇLİ
Devlet Eski Bakanı - 21 ve 23. Dönem Milletvekili


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

ali demir :

doğru söylüyorsunuz.toplumu zehirler tabii hem de ne biçim!dayatmaları kabullenirsek yarın atamızın heykellerini kaldırırlar arkamızda kimseyi bulamayız

Selahattin Yılmaz :

chp kitlelerin güvenini yitirmiştir. 11 ağustos'ta kemal bey istifa edecektir muhtemelen.ancak bu da chp'yi kurtaramaz.atatürkçüler yeni bir örgütte birleşerek 2015 e hazirlanmali

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder