Mehmet Bedri Gültekin - Kapımızdaki tehlike 03 Ağustos 2014, 22:16

Hitler'in ölüm kamplarına götürülen insanların kitlesel olarak katledildikleri çok sonraları ortaya çıktı. Hitler Almanyası'nın resmi söyleminde ölüm kamplarının adı "Çalışma Kampları"ydı.

Ünlü Auscwitz kampının giriş kapısında "Çalışmak Özgürleştirir" (Arbeit macht frei) sloganı yazılıydı. Kısacası Naziler, yaptıkları katliamları hep gizlemek ihtiyacı duydular.

Savaşın sonlarına doğru ise bütün ölüm kamplarında, yaptıkları katliamların kanıtlarını yok etmek için harıl harıl uğraştılar. Gömdükleri cesetleri çıkararak yaktılar.

Irak ve Suriye'yi kan gölüne çevirmiş olan IŞİD'li canilerin ise böyle "kaygıları" yok. IŞİD, katliamlarını kayda alıyor ve bizzat kendisi bütün dünyaya servis ediyor.

Katliam fiilinin bizatihi kendisi, IŞİD'in ideolojisi içinde önemli bir yer tutar. Katliam ne kadar vahşi ve ne kadar büyük olursa, dünya görüşünü o kadar başarılı olarak hayata geçirmiş olacak. Onun için pervasız.

'AĞACA VE TAŞA DÜŞMAN'

IŞİD sadece insanları katletmiyor. Aydınlık yazarı Dr. Bassam Abu Abdullah'ın deyimiyle "onlar ağaca ve taşa da düşmanlar".

Irak ve Suriye'de hakim olduğu yerlerde bütün tarihi kalıntıları, tarihi kişilikler adına olan camileri ve türbeleri yok ediyorlar. Yani kısacası insanlığın 10 bin yıllık tarihi içinde yarattığı ve geride bıraktığı bütün mirasa karşılar.

Yani IŞİD vahşeti, sadece komşularımızın insan varlığına yönelmiş bir tehdit değil. Bütün bu ülkeleri sahip oldukları eşsiz tarihi mirastan da mahrum bırakıyor.

Petrol zenginliği bugün var yarın yok. Oysa Batı Asya ülkelerinin sahip olduğu tarihi miras, petrol ile kıyaslanamaz. Zaman geçtikçe tükenmeyen, tam tersine değeri artan bir zenginliktir tarihi miras.

Vahhabi terörü, bölge ülkelerinin bu büyük zenginliğini hedef aldığı için de bir emperyalist projedir. Sonuç olarak Bölge ülkeleri telafi edilemez biçimde yoksunlaştırılıyor. Emperyalist tehdit karşısında zayıf duruma düşürülüyor.

ANADOLU MÜSLÜMANLIĞI

Türkiye, hemen yanı başında yaşanan bu vahşeti adeta bir sinema filmi izler gibi izliyor. İnsanlarımızın önemli bir kısmı yüzlerce ve binlerce insanın kurşuna dizilmesini, işkence görüntülerini, camilerin ve türbelerin havaya uçurulmasını, mezarlıkların tahrip edilmesini, başka bir gezegende yaşanan olaylarmış gibi kayıtsızlıkla izliyorlar.

Oysa bugüne kadar çeşitli vesilelerle kapımızdan içeri gireceği işaretini veren IŞİD terörünün Türkiye için neyi ifade ettiğini anlamak için çok fazla çaba harcamaya gerek yok.

IŞİD kafasına göre sadece Alevi yurttaşlar değil, laik demokratik Cumhuriyete inanan bütün insanlar kâfirdir ve katledilmeleri gerekir.

Anadolu İslamının Vahhabi İslamcılığıyla en ufak bir ilgisi yoktur. Her köyün ve her kasabanın hatta her mahallenin bir mezarlığı vardır. Ölmüş atalara saygı, bu toprakların ve Türklerin binlerce yıllık kültürünün bir parçasıdır. Kurgan buluntuları, Avrasya'nın 10 bin yıllık tarihini aydınlatıyor.

Her dağ başında bir kutsal ziyaret yeri, hemen her şehrimizde onlarca Anadolu Ereninin türbesi ve kutsal makamı bulunuyor. Yani Anadolu; bütün insanı, taşı ve ağacı ile Vahhabi dinciliğine karşı.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ VE SONRASI


Türkiye 10 Ağustos'ta Cumhurbaşkanını seçiyor. Ortada olan adayların kimliği, Türkiye'nin; kapısına dayanmış olan tehlikenin ne kadar farkında olduğunun da bir göstergesi.

Öte yandan kamuoyu yoklamalarının gösterdiği Tayyip Erdoğan'a olan kamuoyu desteği ise tabloyu daha da vahim kılıyor.

Oysa, IŞİD canavarının ortaya çıkmasında AKP başından beri ABD - Suudi ortaklığı ile kolkola olmuştur.

Dünyanın 84 ülkesinden getirilen 80 bin terörist, Türkiye üzerinden AKP iktidarının yardımıyla Suriye ve Irak'a geçirildi. Silahları ve bütün lojistik destekleri Türkiye'den gitti ve gitmeye devam ediyor.

Tayyip Erdoğan ve arkadaşları bugüne kadar bir kez olsun IŞİD için "terörist" ifadesi kullanmadı. Tam tersine IŞİD taraftarlarına, İstanbul'dan Cihad çağrıları yapmalarını mümkün kılan olanakları sağlamaya devam ediyorlar.

İşte bu tablo ülke ve millet olarak kapımızdaki tehlikenin farkında olmadığımızı gösteriyor.

Türkiye 10 Ağustos sonrası dönemde, farkına varamadığı tehlikenin önüne koyacağı faturayı ödemeye başlayacaktır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr


Etiketler

Yorum Gönder