banner864

Tayfun İçli - Çatı su akıtıyor! 07 Ağustos 2014, 17:36

Sanki herkes çıldırmış! Kendileri gibi olmayanları, kendileri gibi düşünmeyenleri hemen “ alçaklıkla”, şerefsizlikle”, “hırsızlıkla” “hainlikle” suçlayabiliyorlar.
Sadece bununla da kalsa iyi;
"Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak" şeklindeki söylemlerle kadınlarımızın iffetine dil uzatılıyor.
Ya da “Benim için Gürcü dediler affedersin daha çirkinini söylediler, Ermeni dediler” şeklindeki söylemlerle Gürcü’lüğün çirkin, Ermeni’liğin ise daha çirkin olduğu vurgulanarak ırkçılık yapıp, nefret suçu işlenebiliyor.
Daha neler, neler ...
Siyasi ortamın gerginliğinden, havaların dengesizliğinden, fırtınalı havalardan olsa gerek; ifadelerde de  bir gerginlik bir dengesizlik hüküm sürüyor. “Üzüm üzüme baka baka kararır.” atasözü doğrulanırcasına, amacı aşan hakaretamiz sözler, yazılar birbiri ardına havalarda uçuşuyor.
Başkalarının malzemeleri ile çatılan; derme, çatma çatı su akıttığından olsa gerek!;
"Sandığa gitmeyen, bir daha Atatürk'ün adını ağzına almasın",  “Ekmel Bey seçimi birinci turda  küçük bir farkla kaybederse, bu kayıp  "boykotçular" nedeniyle demektir. Bu böyle biline.” ya da “Bu seçimde, geçerli mazereti olmadan sandığa gitmemek veya boş oy vermek, emin olun ki, vatana ihanet gibi haince bir davranış olur!” şeklindeki sözler sarfedilebiliyor.

Düşünce Özgürlüğü

Düşünce özgürlüğü, insanın serbestçe düşünce ve bilgilere ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanmaması ve bunları tek başına ya da başkalarıyla birlikte söz, basın, sinema, resim, tiyatro vb. gibi çeşitli yollarla serbestçe açıklayabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.
Kimse,  kanaatleri nediniyle rahatsız edilemez. Onlara,  kanaatleri nedeni ile psikolojik şiddet, terör uygulanamaz. Onların düşünceleri aşağılanmaya kalkılamaz.  Onlar hain ilan edilemez. Düşünce özgürlüğü, sadece kanaatlerin açıklanmasını tehlikeye koyan her şeye karşı güvenceleri değil, farklı siyasal, felsefi ya da dinsel inançları nedeniyle bireyleri rahatsız eden ya da bunların benimsenmesini engelleyen her olumsuz etmene karşı  güvenceyi gerekli kılmaktadır.
Bu nedenle sandığa gitmemeyi ya da gidipte geçersiz oy kullanmayı düşünenlere; "Sandığa gitmeyen, bir daha Atatürk'ün adını ağzına almasın",  “Ekmel Bey seçimi birinci turda  küçük bir farkla kaybederse, bu kayıp  "boykotçular" nedeniyle demektir.” ya da “Bu seçimde, geçerli mazereti olmadan sandığa gitmemek veya boş oy vermek, emin olun ki, vatana ihanet gibi haince bir davranış olur!” şeklindeki ifadeleri düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirmek mümkün değildir. Bu ifadeler hiç kuşkusuz psikolojik şiddet, psikolojik terör (mobbing) olarak adlandırılabilecek sözler ve yayınlardır.  Bu ifadeler ve bu yayınlar Basın Meslek İlkelerine de açıkça aykırılık teşkil eder. Bu nedenle de kamuoyundan acil “özür” dilemeyi gerektirir.

Makyavelizm

RTE’den kurtulmak için şeytanla bile yatağa girebileceklerini açıkça ifade eden Makyavelist düşüncenin günümüz temsilcileri tutarlılığı bir yana bırakıyorlar, ilkeleri, ahlâki değerleri gözardı edebiliyorlar. Makyavelli’nin “Gangasterin el kitabı” olarak da tanımlanan “Hükümdar” adlı başyapıtındaki fikirlerini bir yaşam biçimi olarak kabul edebiliyorlar.
Onlara göre, "Amaca ulaşmak için her araç mübahtır."
Bu nedenledir ki; “Türkiye’nin RTE’den kurtulması için tek çıkar yol Ekmeleddin İhsanoğlu’na oy vermektir.” şeklinde kendilerine ait olmayan söylemlere sıkı sıkıya sarılabiliyorlar.
Kendi kusurlarının bedelini şimdiden başkalarına fatura edebiliyorlar.
Kendilerinden farklı düşünenleri bir çırpıda yargılayıp hemen mahkum edebiliyorlar. Böylelikle günahlarından arınabileceklerini sanıyorlar.
Düştükleri çukurdan çıkabilmek için ise yine Atatürk’ümüzü kullanıyorlar.
Atamız, önderimiz; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını küçük çıkar hesapları için kullananlara ufak bir hatırlatma.
Ata’mız, Nutuk’ta; “(...) Kurtuluş çaresi ararken İngiltere, Fransa, İtalya gibi büyük devletleri gücendirmemek temel ilke olarak kabul edilmekte idi. Bu devletlerden yalnız biri ile bile başa çıkılamayacağı kuruntusu hemen bütün kafalarda yer etmişti. Osmanlı Devleti’nin yanında koskoca Almanya, Avusturya-Macaristan varken, hepsini birden yenip yerlere seren İtilaf kuvvetleri karşısında, yeniden onlarla çatışmaya varabilecek durumlara girmekten daha büyük mantıksızlık ve akılsızlık olamazdı. Bu zihniyette olan yalnız halk değildi; özellikle  seçkin ve aydın denen insanlar böyle düşünüyordu.(...) Halbuki, Türk’ün haysiyeti , gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!... O halde. Ya istiklâk ya ölüm! İşte, gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa uğranılacağını farz edelim. Ne olacaktı? Esirlik! Peki efendim. Öteki kararlara boyun eğme durumunda sonuç bunun aynı değil miydi?”
Ne kadar az bilirseniz, onu o kadar şiddetle savunursunuz.
İhsanoğlu için yaklaşık bir ay içinde çok yazıldı,  çizildi. Herkes bir şeyler söyledi.
AKP kurucusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için;  "Geçmişte tanıdığımız, bildiğimiz bir insandı ama iddia ediyorum, Sayın Kılıçdaroğlu yolda görse kendisini tanımazdı.(...) Biz biliriz. Onu İKÖ Genel Sekreteri yapan da biziz, arkasında duran da biziz. Beraber hac ve umre yapmaktan tutun uluslararası konferanslarda onu takdim etmeye kadar biz tanırız, biliriz ama o bilmez." demiş.
Artık çok fazla söze gerek yok. 1872-1970 tarihleri arasında yaşamış olan Britanyalı filozof Bertrand Arthur William Russell’a   ait iki güzel söz; “Ne kadar az bilirseniz, onu o kadar şiddetle savunursunuz.” ve “Akıllılar hep kuşku içindeyken aptallar küstahça kendinden emindir.” 

Tayfun İÇLİ
Devlet Eski Bakanı- 21 ve 23 Dönem Milletvekili

ulusalkanal.com.tr
.

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder