banner864

Soner Polat - Seçimin gerçekte mağlubu kim? 10 Ağustos 2014, 21:54

İstanbul için beklenilmeyecek ölçüde sakin bir Pazar günü. Diğer seçim günlerine göre son kerte sıradan, heyecan içermeyen bir atmosfer var. Trafik bile İstanbul’un normal günlerine inat, hızlı ve emniyetli bir şekilde akıyor. Sanki günün dinginliğine eşlik etmek istercesine rüzgâr yok, yaprak kımıldamıyor. Eşim ve annemi oy atmak için Etiler’deki Hasan Ali Yücel ilkokuluna götüreceğim. Her zaman sabahın erken saatlerinde oy vermek için evden çıkan bu ikili, işi oldukça ağırdan alıyor. Birdenbire fikir değiştiriyorlar: “Öğleden sonra gideriz! Hem o zaman kalabalık da olmaz; sıra beklemeden rahatlıkla oy kullanırız!”

Okul yakınlarındaki ara sokaklardan birinde arabamı park ediyorum. Eşim ve annemi demokrasi (!) görevlerini yapmak üzere yolcu ederken, ben oy veren insanları izlemek için okulun bahçesine doğru yöneliyorum. Hiç kimsenin yüzü gülmüyor. Okulun giriş kapısına doğru ilerleyen insanların adımları dikkat çekecek ölçüde ağır. İlerleme hızlarını anlamakta güçlük çekiyorum. Ayaklara sanki taş bağlanmış! Oy verip dönmekte olan insanların yüzlerindeki endişeli bakışlar derhal dikkatimi çekiyor. Bu seçimin insanları huzursuz eden bir yönü var. İnsanların gözlerinde mutsuzluğun resmini görüyorum.

Yaşlı bir hanımefendi, yanında duran eşine sesleniyor: Ahmet, Ekmelettin Bey seçilirse, ekmek mi ucuzlayacak, “Ekmek için Ekmelettin” diyorlar. Ahmet Bey, eşine bu slogandaki derin anlamı (!) ve hikmeti (!) anlatmağa çalışıyor. Bu diyalog bulunduğum periyotta tanık olduğum tek konuşma. Ortamın tartışmasız tek hâkimi sükûnet. Büyükleri anlıyorum da anne ve babalarının ellerine sımsıkı sarılan çocukların hareketsizliğine bir anlam veremiyorum.

“Acaba neden böyle oldu?” diye düşünüyorum. Bu seçimler öncesinde niçin bu ülkenin eğitimli, düşünen, çalışkan, katma değer yaratan, duyarlı ve sorumluluk sahibi insanlarında bir bezginlik duygusu oluştu. Bakıyorum da siyasi İslamcıların, küresel dalaverecilerin, Güney Kıbrıslı Rumların, Suudi Arabistan’ın, Kürtçülerin, bölücülerin ve hatta Barzani’nin bile bir adayı olmasına rağmen, Atatürkçü ve Cumhuriyetçi bir kesimin adayı yok! Hatta bu kesim açıkça aşağılanıyor. “Tıpış tıpış gidip oy atacaksanız!”
Bu seçimin bir galibi olabilir. Ama bu seçimin mağlubu kesinlikle yurtsever insanlarımız değildir. Çünkü aynı fikir yapısındaki adaylar kendi aralarında yarışmıştır. Cumhuriyetçi kesim, hor görüldüğü, temsil edilmediği ve fikirler çerçevesinde katılmadığı bir seçimin mağlubu olamaz! Böyle bir tanımlama, hem etik hem de nesnel nedenlerle geçerli ve gerçekçi değildir.

Ama bu seçimin ağır yenilgiye ve hatta hezimete uğramış iki mağlubu vardır. Kaybedenler kulübünün devamlı üyeleri arasında olan bu iki kişiden birisi Kemal Kılıçdaroğlu, diğeri ise Devlet Bahçeli’dir. Bu iki siyaset ustası (!), kendi parti yetkili organlarına danışmadan buldukları adayın ardındaki sis perdesini kaldırmalıdır. Bu aday, hangi çevreler tarafından kulaklarına fısıldanmıştır. Türk kamuoyuna ve özellikle kendi seçmenlerine bu konuda açıklama yapma borçları vardır.

Türkiye’nin önündeki en büyük engel, sanıldığı gibi AKP ve onun liderleri değildir. Bu engel kolaylıkla aşılabilir. Ama Kılıçdaroğlu ve Bahçeli, uyguladıkları anlamsız siyasetle, sadece bugünümüzü karartmakla kalmayıp, geleceğe yönelik umutlarımıza da ipotek koymaktadır. Umutsuzluk karamsarlık, karamsarlık da çöküntü getirmektedir. Cumhuriyetçi ve milliyetçi kesim, başarısızlıkları tescillenmiş bu iki liderle daha fazla gidemez. Bu iki lider, seçmenlerini dizginleyen, onların dinamizmini, direncini yok eden idare-i maslahatçı politikalarla Türkiye’nin önünü tıkamaktadır. Bu yönde ısrar, sadece 100-150 milletvekiline, cebimizden ömür boyu maaş ve Meclis’te havanda su döğme fırsat verir. Salı günleri de Başkanlarını uzun uzun alkışlarlar.

CHP, Cumhuriyetçi bir aday göstermek için içinden 20 milletvekili çıkaramamıştır. Bu ise şu hususu açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. CHP milletvekillerinin çoğunluğu için öncelik, genel seçimlerde yeniden seçilebilecek bir yer ve sırayı garanti etmektir. Maksat yeniden seçilmek ise, gerisi teferruattır. Ayrıca, bu partinin Güneydoğu’ya yönelik politikaları ciddi bir kuşku doğurmaktadır. 16 Temmuz 2014 günü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, ülkemizin birlik ve bütünlüğü için risk unsurları içeren 6551 sayılı açılım yasasına CHP’nin destek vermesi bardağı taşıran damla olmuştur.

Yarından itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağına inanıyorum. Aramızdaki suni ayrılıklara derhal son vermeliyiz. Çatı örgütlerimizin yönetiminde sorunlar olduğunu kabul ve idrak etmeliyiz. Atatürkçü ve milliyetçi kesim Bağdat harap olmadan, öncelikle bir mücadele mevzi kazmalı, daha sonra hem yüreği hem de aklı ve sağduyusu ile Cumhuriyet kavgasına girmelidir. Gerisinin kolaylıkla geleceğini hep birlikte göreceğiz…

Amiral Soner Polat

ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder