banner864

Soner Polat - IŞİD'in sosyo genetik kodları: Abdülmecid Efendi'den sonra gelen yeni İslam halifesi! 17 Ağustos 2014, 10:49

ISİD'in tarihsel köklerine ulaşmaya çalışan her araştırmacının karşısına, öncelikle ABD'nin temel esaslarını belirlediği Irak Anayasası (15 Ekim 2005) çıkar. ABD, anayasa oluşturma sürecinde öncelikle Kürtlere, daha sonra Şiilere dayanmış ve Irak'taki sorunların tek kaynağı olarak gördüğü, önceki yönetici sınıf olan Sünnileri bütünüyle yönetim ve karar alma mekanizmalarının dışında bırakmıştır. Bu durum ise Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı bölgeleri her türlü isyan ve direnişe hazır hale getirmiştir.

Irak Anayasası'nın ruhunu, "Baas rejimini yok etme!" teşkil eder. Çünkü ABD, Baas rejimini savunan Sünni Araplar'ı ülkenin temel taşı olarak algılamış, bu grubu yok etmeden Irak'taki hedeflerine ulaşamayacağını düşünmüştür. Bu gelişme Şii ve Kürtlerin  işine geldiğinden, bu iki grup ABD'nin bu yöndeki politikalarına zımnen destek vermişlerdir. Ancak her seviyedeki tecrübeli devlet kadroları yönetimden dışlanınca, devlet etnik ve mezhepsel çekişmelerin çatışma sahnesine dönmüş, ortaya gerçek anlamda bir kaos çıkmıştır.
Sistemin dışına itilen Sünniler, 2003 yılından itibaren işgale karşı büyük bir direniş başlatmıştır. Sünniler, bir taraftan işgal kuvvetlerine yönelik direniş  eylemleri düzenlerken, diğer taraftan Şii ve Kürtlerin ağırlıklı olarak yer aldığı Merkezi Hükumete karşı da şiddet içeren girişimlerde bulunmuşlardır. ABD kısa sürede yaptığı hatayı anlamıştır. Çünkü hem İran'a yakın duran Şiilerin Irak üzerinde etkisinin artması hem de Irak'in istikrarı için büyük bir tehdit teşkil eden Sünnilerin terör eylemleri bu ülkeyi yeni arayışlar içerisine sokmuştur. Şiilere karşı Sünni dengesi aranmıştır. Anayasa'nin Sünniler lehine düzeltilmesi düşünülmüşse de, bu yöndeki engelleri aşmanın pek de kolay olmadığı anlaşılmıştır.
Daha sonra Türkiye, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteğiyle Sünnileri yeniden yönetim kademelerine sokmak için çalışmalar yapılmıştır. Bazı sivil ve askeri kadrolar Sünnilere verilmiş, ayrıca işbirliğine sıcak bakan Sünni aşiretlere finansal  ve askeri yardım yapılmıştır. Başlangıçta bu düzenlemeler olumlu bir hava yaratmışsa da ilerleyen süreçte Sünniler, mevcut durumun kendilerini Irak'ta yeniden söz sahibi yapacağı konusundaki inançlarını kaybetmişlerdir. Bağdat ve Irak genelinde siyaseten başarı şansı görmeyen Sünniler, zengin ekonomik kaynaklardan pay alma ihtimalinin çok zayıf olduğunu anlamışlardır.
Anayasa değişikliğinden ümidini kesen Sünniler, giderek daha güçlü propaganda vasıtaları olan El Kaide'nin etki alanına girmeye başlamıştır. Bu ise mücadele yöntemleri konusunda kendi aralarındaki görüş ayrılıklarını keskinleştirmiştir. Sünniler, büyük zorluklarla oluşturdukları milis gücü konusunda da tutarlı bir yol izleyememiştir. Eski Başbakan Maliki, bu gücü tehdit olarak gördüğü için dağıtılmasını istemiş, uzun tartışmalardan sonra milislerin azaltılmasına karar verilmiştir. Ama bu kez bambaşka bir gerçeklikle karşı karşıya kalınmıştır. Oluşan güvenlik boşluğunu radikal ve cihatçı Sünniler doldurmuş ve 2011 yılından itibaren belirleyici güç olmuştur.
Bu genel çerçevenin içine şimdi ISİD'i sokmaya çalışalım. ABD müdahalesi sonrasında Ebu Müsab El Zerkavi, işgale karşı Sünni kesimlere dayanarak "Cihad ve Tevhid" örgütünü kurmuştur. Usame bin Ladin'in bu yeni oluşumu desteklemesi nedeniyle bu örgüt, El Kaide'nin Irak kolu olarak görülmüştür. Yabancı işgal kuvvetlerine karşı yürütülen sabotaj ve intihar eylemleri Sünni kesimde bu grubun saygınlığını artırmıştır. Bu ise örgütün gelişip büyümesi için uygun koşullar yaratmıştır.
El Zerkavi, ABD'nin uzun istihbarat çalışmaları sonucunda 7 Haziran 2006 günü Irak'ın Bakuba kentinde öldürülmüştür. Örgüt, 15 Ekim 2006 tarihinde, "Irak İslam Devleti"nin kurulduğunu dünyaya ilan etmiştir. El Zerkavi'nin yerine geçen Ebu Ömer El Bağdadi öldürülmüş ve yerine 19 Nisan 2011 tarihinde Ebu Bekr El Bağdadi geçmiştir.
Zaman içinde Irak'taki cihadistlerle El Kaide arasında görüş ayrılıkları oluşmuş ve bazı alanlarda bu ihtilaf şiddetlenmiştir. Irak İslam Devleti, 2011 yılında Irak'taki silahlı mücadeleyi Suriye'ye taşıma kararı almıştır. 
Suriye'deki faaliyetler "El Nusra (Yardım)" adı ile sürdürülmüştür Ancak bu kez de El Nusra, El Kaide lideri Eymen El Zevahiri'nin tesiri altına girerek, kendini yaratan Irak İslam Devleti ile arasına mesafe koymaya başlamıştır.
Taraflar arasındaki müzakerelerden sonuç alınamayınca Ebu Bekr El Bağdadi Suriye'ye gelmiş ve kendisine sadık kalan unsurlarla faaliyetleri bizzat yürütmüştür. Bu ihtilaf devam ederken, 9 Nisan 2013 tarihinde, "Irak Şam İslam Devleti" kurulmuştur. Bu devlet, El Kaide lideri Zevahiri'nin açık muhalefetine karşın ayrı bir rota izleyeceğini deklare etmiştir. Diğer bir ifade ile IŞİD ve El Kaide düşman kardeşler durumuna düşmüştür.
IŞİD, 29 Haziran 2014 tarihinde yayımlanan bir ses kaydı ile Hilafeti ilan etmiştir. Ebu Bekr El Bağdadi, "Halife" sıfatı ile Müslümanları kendisine biat etmeye ve İslam Devleti bayrağı altına girmeye davet etmiştir. Biat etmeyenlerin öldürülmesini emreden El Bağdadi, dünyadaki tüm Müslümanların lideri olduğunu beyan etmektedir.
ABD ve peşinden giden Suudi Arabistan, Katar, Türkiye gibi ülkelerin sığ politikaları sonucu, Suriye'ye gönderilen uçaksavar füzeleri de dahil silah ve cephaneyi ele geçiren IŞİD, ciddi bir tehdit haline gelmiştir.
Görüldüğü gibi, ABD'nin yanlış hesabı Bağdat'tan dönmüş, ABD kendi yarattığı canavar ile çatışmak zorunda kalmıştır. Türkiye için de ciddi bir baş ağrısı olan bu konuyu fırsat çıktıkça değişik boyutları ile incelemeye devam edeceğiz.
Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Atakan atahan :

Bunların hepsi Şii Sünni çatışması yaratmak için planlanmış şeyler değil mi zaten ?

che :

ışid'in yöneticisi ne müslüman ne de arap. ismi değiştirilmiş bir yahudi. cia tarafından eğitilip sürülmüş. bütün bu yalanlara kanıp katliam yapan sözde müslüman teröristler uyuyor.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder