banner864

Turhan Özlü - CHP'de bir Genel Başkan Yardımcısı portresi: Sezgin Tanrıkulu 22 Ağustos 2014, 17:55

Tanrıkulu Diyarbakır Barosu başkanıyken Ergenekon tertibinde müdâhildi. Davanın bütünüyle çöktüğü 2013 yılında bile “Ben ilk günden beri aynı düşünüyorum” diyordu.

2009 Ekim ayında Habur’dan giren PKK’lıların avukatları arasındaydı.

Baykal, Sav dışarı, Tanrıkulu içeri


Yeni CHP’nin TESEV’in ev sahipliğinde 16-17 Ekim 2010 günlerinde düzenlediği toplantıya Diyarbakır Baro Başkanı Sezgin Tanrıkulu da davet edildi. Bir kısım MYK üyelerinden bile saklanan toplantı CHP içinde tepkilere yol açtı.

Dönemin CHP Grup Başkan Vekili Şahin Mengü anlatıyor: “Merkez Yürütme Kurulu’nda (18 Ekim 2010) herkesin içinde -Kılıçdaroğlu’na -‘bu şahsı tanıyıp tanımadığını’ sordum. ‘Hukukçu’ diye cevap alınca ‘bu şahsa dikkat etmesi gerektiğini, ABD’nin adamı olduğunu, Baro başkanlığı sırasında en az birkaç defa ABD’ye götürüldüğünü' söyledim. Sadece dinledi. Her zaman yaptığını yaptı, hiçbir tepki vermedi.”

Bu uyarılara karşın Tanrıkulu 15. Olağanüstü Kurultay’da (18 Aralık 2010) CHP Parti Meclisi’ne getirildi. Deniz Baykal ve Önder Sav gibi isimler ise dışarıda bırakıldı.

Neden BDP değil de CHP?


Tanrıkulu, “neden BDP değil de CHP” sorusuna, “CHP’de geçmişe nazaran tam bir sosyal demokrat parti olma iradesi var, yeni bir anayasa gerekliliği genel başkan tarafından dile getirilmiştir” yanıtını vermişti.

2011 genel seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili yapıldı. Ardından genel başkan yardımcılığına getirildi.

Referansı Amerikan devlet başkanları

1997 yılında Robert Kennedy anısına verilen insan hakları ödülüne Türkiye’den layık görülen iki kişiden biriydi. Ödülünü, 21 Kasım 1997 günü ABD Kongre binasının büyük salonunda Senatör Edward Kennedy’nin elinden aldı. Salonda PKK temsilcileri de hazır bulunuyordu. Kennedy Tanrıkulu’nu “insan hakları savunucusu” olarak tanıttı; “Bu masum insan, DEP’lileri ve halkı savunduğu için hapis yattı” diyordu.

Clinton, 1999 yılında AGİT Zirvesi için bulunduğu İstanbul’da, programının yoğunluğuna rağmen STK temsilcileri denilerek seçilmiş 6 kişiyle görüştü. 17 Kasım günü gerçekleşen buluşmaya Tanrıkulu, İnsan Hakları Vakfı Diyarbakır Temsilcisi sıfatıyla davet edildi.

“Uzun zamanlı konsolos kontağı”

Wikileaks'in yayınladığı, ABD Büyükelçiliği’nden Washington’a gönderilen 2 Mart 2006 tarihli, 06ANKARA1042 kod no’lu bir belgede Tanrıkulu’nun “bölgedeki çabaları için Amerika’ya minnettar olduğu” belirtilmişti.

CIA’nın gölgesi olarak bilinen Stratfor’un Türkiye “analisti” Emre Doğru, 30 Haziran 2010 tarihli e- postada Stratfor merkezine bir de müjde veriyordu: “Bize daha önce üç kez bilgi veren Kürt kaynağım, CHP yönetiminin bir üyesi oldu.”

5 Temmuz 2006 tarih ve 06ANKARA3899 kod’lu belgede ise, Tanrıkulu’nun adı “uzun zamanlı Konsolos kontağı” olarak geçmektedir.

Tanrıkulu, isminin bu şekilde ortaya çıkmasından en ufak bir rahatsızlık duymadı. Eleştirilere karşı, "O tarihte henüz CHP üyesi değildim” diyordu.

TÜSİAD’ın ABD temsilcisi Emre Doğru belge yayınlandıktan hemen sonra istifa etti. Ama TR705 kılını bile kıpırdatmadı.

CHP tarihinde bir ilk

CHP milletvekili Ali İhsan Köktürk, Başbakan'ın yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı önergesinde şöyle soruyordu: "Gölge CIA diye adlandırılan bir kuruluşa ülkemizle ilgili bilgiler sızdırılması doğru bir yaklaşım mıdır? Bu bir casusluk faaliyeti değil midir?"

Köktürk, partisinin genel başkan yardımcısını "casuslukla" suçluyor ve İktidar partisinin başkanına; Başbakana "niçin adli işlem yapılmadığını" soruyordu. Kılıçdaroğlu’na sorulamayan sorular Başbakan’a yöneltilmişti.

CHP tarihinde ilk kez bir milletvekili, kendi partisinin milletvekilleri tarafından "CIA" ajanı olarak suçlanmıştır.

Kılıçdaroğlu’nun sağ kolu

Eleştirilere inat TR 705, CHP içinde giderek daha da ön plana çıkarıldı. Kılıçdaroğlu'nun sağ kolu oldu; 6 Haziran günü (2012) Başbakanla görüşmeye Sezgin Tanrıkulu’nu yanına alarak gitti.

O kadar himaye görmektedir ki, Genel Başkan Yardımcıları, Muharrem İnce ve Akif Hamzaçebi, Tanrıkulu’nun hazırladığı bir önergeyi kendi isim ve imzalarıyla Meclis Başkanlığı’na verdiler.

Önergede, Partilerin mevcut yasadaki “tüzük ve programlarında, kongrelerinde, toplantılarında, mitinglerinde, Türkçeden başka dil kullanamazlar” ifadesinin, “Türkçenin kullanılmasını esas alırlar” şeklinde değiştirilmesi isteniyordu. Yani Kürtçe de kullanabilirlerdi.

CHP, Tayyip Erdoğan’ın 30 Eylül 2013 günü açıkladığı “Demokratikleşme Paketi”nde yer alan bu öneriyi, 1 yıldan fazla bir süre önce gündeme getirdi.

20 AKP'li vekil imzalı CHP önergesi

CHP’yi Açılım sürecinde tutmanın yolu, yeni komisyonlarla bağlamaktan geçiyordu. Öcalan'ın bu amaçla önerdiği "Meclis’te yeni bir komisyon kurulsun" önerisini Tayyip Erdoğan gündeme taşıdı. Öneriye Faruk Loğoğlu destek verdi; “CHP’nin komisyona katılabileceğini” açıkladı.

Tanrıkulu mesajı almıştı; yine ön aldı, yasa teklifi hazırladı. Loğoğlu'nun açık çeki CHP içinde şaşkınlıkla karşılandı ama AKP üzerine atladı. Kendi önerileri ile Tanrıkulu'nun verdiği önerinin birleştirilmesini” teklif ettiler.

Tanrıkulu'nun önergesini 20 AKP’li vekil de imzaladı. Grup Başkan Vekili Muharrem İnce’nin sözleri olayı özetlemektedir: “Meclis tarihinde bir ilk belki de. AKP milletvekilleri CHP önergesine imza atıyor. Bu ahlâk dışı bir olay.”

Tepkiler üzerine sonunda CHP önergeyi geri çekti ama Tanrıkulu’nun ısrarı sürdü. Yeniden Meclise sunmak üzere imza topladı. Ancak önergesi CHP Grubunda reddedildi.

Tanrıkulu bir grup neoliberal’in gazetelere verdiği ilana da ismini koyarak soykırım yalanlarına destek verdi. İlanda “1915’te Osmanlı Ermenilerinin maruz kaldığı 'büyük felakete' duyarsız kalınmasını, inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum” deniyordu.

Kılıçdaroğlu bu metne imza atan Tanrıkulu’nu genel başkan yardımcısı yaptı. Bir diğer imzacı ismi de Parti Meclisi’ne aldı.

PKK ve AKP’den daha hızlı “çözümcü”

Anayasa tartışmalarının yoğun bir şekilde sürdüğü günlerde (Ekim 2011) Tanrıkulu, Parti Meclisi’ne sunduğu görüşlerinde şöyle diyordu: “Yeni anayasa etnik kimlik vurgularına yer vermemeli. Yasalardaki ayrımcı dil ortadan kaldırılmalıdır.”

Etnik kimlik derken kastettiği "Türk" kavramıdır. Tanrıkulu daha o zaman Türk sözcüğünün Anayasadan çıkartılmasını istiyordu. Tepkiler üzerine “şahsi önerilerimdir” demişti.

PKK, Hükümet-İmralı mutabakatı çerçevesinde yasal düzenlemelerin bir an önce yapılmasını istiyordu. Öcalan da Meclisin tatile girdiği yaz aylarında (2013) çalışmaların sürmesini istemişti. Tanrıkulu Öcalan’a destek çıkmakta gecikmedi:

AKP’ye yaptığı çağrıda şöyle diyordu: “Temmuz, Ağustos ayını boşa geçirmeyelim, gelsinler Meclis’te çalışalım, diledikleri yasayı geçirsinler.”

Diyarbakır CHP İl Başkanlığı’nda düzenlediği basın toplantısında ise “çözümü çekilme şartına bağlamayın” çağrısı yaptı. “Silahlı güçlerin tamamının ülke dışına çıkmasını beklemek yanlıştır. Örgüt üyeleri çıkmazsa Türkiye’ye demokrasi gelmeyecek mi” diye soruyordu.

Tayyip Erdoğan henüz demokratikleşme paketini açıklamadan önce, içeriğinde yerleşim yerlerinin adlarında eskiye dönülmesi maddesinin de bulunduğu sızdırılmıştı. En başta Tunceli adı Dersim olarak değiştirilecekti.

İlk destek yine Kılıçdaroğlu'ndan geldi: “Dersim olabilir tabi” diyordu. “Belki insanlar ‘Dersim dört dağ içinde’ türküsünü daha güzel söylerler.”

İşaret alınmıştı. Aynı gün Sezgin Tanrıkulu, Kamer Genç ve Hüseyin Aygün’le birlikte Tunceli adının Dersim olarak değiştirilmesi için Meclis’e yasa teklifi verdiler. Teklif Tunceli ile sınırlı değildi: “Kaza, nahiye, belde, köy, mezra, dağ, tepe vb. tüm adların” da değiştirilmesi isteniyordu.

Kamer Genç’in, “içime sinmedi ancak parti talimatı” sözleri, teklifin asıl sahibinin Kılıçdaroğlu olduğunu ortaya koyuyordu.

Esad'a karşı kimyasal silah tertibinde görev başında


21 Ağustos 2013'te Suriye'nin Doğu Guta bölgesinde kimyasal silah saldırısıyla yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Suriye'ye saldırı için bahane arayan ABD ve Türkiye'deki işbirlikçileri anında harekete geçirildi. Medyada katliamı Beşar Esad'ın düzenlediği şeklinde kampanya başlatıldı. Amerikan yönetimi "kırmızı çizgi"sinin ihlal edildiğini bildirerek Suriye'ye askeri harekât için düğmeye bastı.

ABD’nin Suriye’yi vurmaya hazırlandığı günlerde Tanrıkulu’nun Meclis’e, Başbakan’ın yanıtlaması isteğiyle verdiği soru önergesi kimliğini ve rolünü bir kez daha ortaya koydu:

"Soru" aynen şöyledir: “Olası bir kimyasal saldırıya karşı hükümet tarafından yapılmış olan yeterli bir hazırlık çalışması var mı? Eğer yoksa ne gibi hazırlıklar yapmayı düşünüyorsunuz? Görevli personel ve araç sayısında artış olacak mı?”

Bu ifadenin soruya benzer bir yanı var mıdır? Tanrıkulu açıkça Tayyip Erdoğan'a Suriye'ye saldırı çağrısı yapmıştır.

Esad'a Kimyasal silah tertibi boşa çıktı ama Tanrıkulu ve CHP yönetiminin tertibe çanak tutan rolü unutulmadı.

Turhan Özlü
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

ayhan ilyasoğlu :

asıl sorun chp nin dönüşmesidir.akp bunu başaramadı yanına chp yi almak istiyor. ki bu küresl güçlerinde istediğidir.solun yada sosyal demokrasinin aslı hedefi erdoğan değil kılıçdaroğlunun tasviyesi olmalıdır.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder