banner864

Adil Hacıömeroğlu - Cumhuriyet 12 Eylül'de Yıkıldı 13 Eylül 2014, 15:24

24 Ocak kararlarını, iyice anlamadan 12 Eylül darbesi kavranamaz.
ABD’nin darbedeki rolü bilinmeden 12 Eylül’ün Türkiye’de neleri değiştirmek istediği de bilinemez.
Hele Cumhuriyet’in antiemperyalist özü kavranmadan 12 Eylül hakkında çözümlemeler yapmak temelsiz yapı gibidir.
“12 Eylül darbesini devlet yaptı.” diyerek ve bu sözü de işkence, idam öyküleriyle süsleyerek darbenin nereden geldiği anlaşılamaz.
12 Eylül darbesi, 1919 ruhunun, Cumhuriyet kazanımlarının, çağdaş edinimlerin, sosyal hakların, özgür birey oluşumunun, temiz ahlakın, dayanışmanın, yardımlaşmanın, ulusal değerlerin, kendi gücüne dayanarak kalkınmanın, yurtseverliğin, halkın çıkarlarını kişisel çıkarlardan üstün tutma anlayışının toplumdan kazınması amacına yöneliktir. Kısacası, Türk toplumunu topyekûn değiştirmek için 12 Eylül darbesi yapıldı.
12 Eylül’le Türkiye’nin siyasal, sosyal, ahlaksal, kültürel, bilimsel alanlarında önemli değişiklikler oldu. İnsanların bellekleri, düşünceleri değiştirildi. Bu darbe, en önemli değişimi insanların beyninde yaptı. 12 Eylül’den sonra kişilerin beyni farklı çalışır oldu. Algılar değişti. Toplum bazı odaklar ve iletişim organlarıyla uzaktan kumandalı bir biçimde yönlendirilmeye, yönetilmeye başlandı.
Peki, neden Türk toplumunu belli odaklardan yönetme ve yönlendirme gereksinimi duyuldu?
Türkiye, emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını veren ülkeydi. Yani, antiemperyalizmin bayraktarıydı. Üstelik bir de buna bağlı olarak büyük bir çağdaşlaşma devriminin öncüsü oldu. Bu durum ezilen halklar için hem güzel bir örnek oluşturmakta hem de onlara yol gösterici olmaktaydı. İşin en ilgi çekici gelişmesi de Türkiye’de sol yükselmekteydi. Hem de “Kahrolsun Amerika! Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!” diyen sol. Dünya emperyalizmi için yaşamsal konumdaydı Türkiye. Çünkü enerji kaynaklarının orta yerindeydi. Bu nedenle Türkiye’deki antiemperyalist yükseliş sona erdirilmeliydi.
12 Eylül darbesinin toplumsal, siyasal, ekonomik amaçları 24 Ocak kararlarıyla aylar öncesinden açıklanmıştı. Örgütsüz, savunmasız, dayanışmasız, özgür bireysiz, örgütsüz, hakkını aramayan kişilerden oluşan bir toplumun yaratılmak istendiği 24 Ocak kararlarında belirtilmişti. Bu kararların mimarı Turgut Özal’dı. Bu nedenle 12 Eylül darbesinin siyasal lideri Özal’dır. Bu öncülüğünü, ilk darbe hükümetinde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak sürdürdü.
Darbeden sonra Türkiye’nin siyasal anlayışı değişerek yeniden biçimlendi. İdeoloji, ikinci plana itildi. Çıkar kümelerinin toplandığı siyasal oluşumlar gündeme geldi. Bu da “İdeolojiler yok oldu.” sloganıyla yapıldı. Siyasal amaç; günlük, basit, kişisel çıkarları öne alan siyaset anlayışını öne çıkarmaktı. Bu doğrultuda ANAP’ın örgütlenmesi ilginçtir. O günlerde kurulan partilerin neredeyse hepsinin içinde ANAP anlayışını (Özalizm) görmek olasıydı.
Toplumun siyasal açıdan dinamik kesimleri ya hapishanedeydi ya da yasaklıydı. Bu nedenle siyaset alanında yaşamları boyunca etliye sütlüye karışmamış, siyasal kültürü zayıf, halk için siyaset yapma anlayışından uzak kişiler boy gösterdi. Tolumun asıl sorunları ötelendi, görmezden gelindi. Bunun yerine kişisel çıkarların nasıl sağlanacağı getirildi. Bir yandan da mafya palazlandırıldı. Antiemperyalizm yerine, yeni siyasetçi tipinde ABD ve AB hayranlık baş gösterdi yeni siyasetçi tipinde.
Yoksulların haklarını savunan siyasetçiler neredeyse yok gibiydi. Oysa varsıllığı kutsayanlar pıtrak gibi her yerdeydi. Darbe partilerinden olan ve CHP’nin kalıtı üzerine oturan SHP bile günün modasına uymuştu. Sınıf savaşımında uzak; etnik ayrımcılığı önemseyen, mezhep farklılığına dayanan politikaları oturttu gündemine. Parti örgütlenmesinde bile bu ayrımcılığı görmek olanaklıydı. SHP, içinde yer aldığı hükümetler de tıpkı ANAP gibi liberal politikalar uyguladı. Darbeden sonra gelen tüm hükümetlerin neoliberalizmi temel almaları, 12 Eylül’ün amacına ulaştığının göstergesi sayılmalı.
Toplumun ahlaki kodları değiştirildi. Nasıl olursa olsun para kazanmak toplumsal amaç olarak ortaya kondu. Paranın kirlisine, temizine bakılmadı. Türedi, görgüsüz varsıllar ortalıkta boy göstermeye başladı. Bunların öncülüğünü kimi ANAP’lı siyasetçilerin yapması ilgi çekicidir. Siyasete girmek, keseyi doldurmakla eşdeğer tutuldu.
Toplumun yüzyıllara dayalı ahlak anlayışı tersyüz edildi. Tüm toplumun çıkarlarını gözeten, toplumun ezilmekte olan kesimlerini gözeten Cumhuriyet ahlakı yerine; liberallerin “Kır şişeyi, dön köşeyi!” anlayışı egemen kılındı. “Altta kalanın canı çıksın!” düşüncesi, darbe ürünü yeni siyasetçinin şiarı oldu. Siyaset; ezilenlerin haklarını aramak için değil, güçlüyü daha da güçlendirmek için yapılır oldu.
Hak aramak, hukuka uygun davranmak, toplumsal erdemleri savunmak, sömürüye ve emperyalizme karşı çıkmak düzen partilerinin gündeminden çıktı. Bunları savunanlar ise çağa uymamakla suçlanıp dışlandılar.
Cumhuriyet kurumları bir bir elden çıkarıldı. Halkın en yoksul günlerinde bin bir emekle oluşturduğu KİT’ler haraç mezat satıldı. Halkın emeği çarçur edildi. Cumhuriyet kurumları yıkılırken Türkiye gittikçe dışa bağımlı duruma getirildi.
Yerli malı değersiz, yabancı ürünler moda oldu.
Türk köylüsünün emeği, tarlada kaldı. Köylü, efendi olmaktan çıkarılarak kentin yoksul mahallerinde bir dilim ekmeğe muhtaç duruma getirildi. Toprak çoraklaştı. Köyler, yazgısına terk edildi.
Yerli sanayinin baltalanmasıyla ülke, yabancı tekellerin insafına terk edildi.
Para pul oldu. Bir ülkenin bağımsızlığının en önemli simgelerinden olan ulusal para, enflasyonun dişlileri arasında dolar saltanatına yem edildi.
Bilim; safsataya, hurafeye, dogmatizme, lümpenliğe kurban edildi. Üniversiteler, özgürce bilimin yapıldığı yerler olmaktan çıkarıldı. Yapay sorunların tartışmaları içinde üniversiteler, asıl işlerinden uzaklaştırıldı.
Meslek erbabı olmak bir kenara itildi. Alanında uzmanlaşmak, değersizleştirildi. Uyanıklık, iş yaşamında yükselmenin en önemli göstergesi oldu. Toplum, giderek mesleksizleştirildi. Bir işi yapmak için bilgi, birikim, deneyim göz ardı edildi.
“12 Eylül darbesini devlet yaptı.” düşüncesi, özellikle dış odaklarla onların işbirlikçileri tarafından topluma benimsetildi. Eğer devlet yaptıysa bu devlet düşmandır, algısı yerleştirildi toplum kesimine. Bu nedenle muhalif olmak demek, devletle savaşmaktır; düşüncesi egemen kılındı. Bu algının yaratılmasındaki amaç, Cumhuriyet’i yıkmaktı. Ne yazık ki burada Cumhuriyet saflarında olması gerekenler de bu oyuna gelerek emperyalizme hizmet ettiler. Toplum, bölünebileceği kadar bölündü. Her şeyin sorumlusu ve suçlusu olarak laik Cumhuriyet gösterildi. O halde hesap verip yıkılmalıydı devlet.
Oysa 12 Eylül darbesini yaptıran ABD, yapan da devlet içinde odaklanmış bir kısım işbirlikçilerdi. Yapılması gereken, devletin içinde yuvalanmış işbirlikçileri açığa çıkarmaktı. Devleti, emperyalizmin uzantılarından temizlemekti asıl görev.
Geldiğimiz noktada 12 Eylül darbesinin büyük bir oranda amacına ulaştığı söylenebilir. ABD, artık yalnızca iktidarları değil; muhalefet partilerinin yönetimlerini de belirlemekte. Ne yazık ki Türkiye, şu anki durumu itibariyle ezilen halkların umudu olmaktan çıkmış durumda. Küresel güçlerin çıkarlarının savunucusu olmuş iktidarı ve parlamento içi muhalefetiyle.
12 Eylül, Cumhuriyet’i yıkmak için yapıldı. Zamanla yıkım işi tamamlandı. Darbenin iki çocuğu, irtica ve bölücülük Türkiye’nin yeni siyasal yönlendiricileri oldular. İkisi el ele Türkiye’yi, yok etmek için yarışmaktalar. İrtica da bölücülük de gücünü ABD emperyalizminden almakta.
12 Eylül’le hesaplaşmak, onun getirdiği toplumsal, siyasal, kültürel, ahlaksal değersizlikleri yok etmenin yolu; Cumhuriyet’i yeniden kurmakla olur. Gücünü 1919’dan alan laik Cumhuriyet’in yeniden inşası; emperyalizmi def edecek, onun başımıza musallat ettiği irtica ve bölücülük belasını da yok edecektir.


Adil Hacıömeroğlu
ulusalkanal.com.tr



Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder