banner864

Doç. Dr. Sait Yılmaz - IŞİD, Büyük oyun ve uzun savaş 23 Eylül 2014, 20:33

Giriş
Büyük Ortadoğu’da 11 Eylül 2001’den beri hep aynı senaryo oynanıyor; hukuksuz savaşlar, iç işlerine müdahale, rejim değiştirme, El Kaide’ye CIA desteği, iç savaş çıkarmak için yeni terörist gruplar kurma, sivil katliamı, göçler, propaganda ve ajitasyon, yasal olmayan yaptırımlar, iki yüzlülük, yalan, işkence ve kanunsuz tutuklamalar. ABD’nin demokrasi getirmek için savaş çıkardığı Irak bölünürken, Afganistan’ın geleceği karanlık, Libya bölünmek üzere, Mısır’a Mübarek’ten daha otoriter bir lider geldi, Suriye iç savaşla harap edildi. Ortadoğu’nun dönüşümünde Sünni İslamcı ve örtülü cihat destekçisi Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, ABD’nin güdümündeki diktatörler tarafından yönetilmeye devam ediyor. Afrika’da da El Şaab, Boko Haram gibi terör örgütleri, korsan grupları kuruldu. Şimdi o örgütler sayesinde ABD ve arkasındaki Fransa, Afrika’nın başta petrol bölgeleri olmak üzere doğal kaynakları nerede varsa orada rejimleri değiştiriyor, özel kuvvetleri ile teröristlere karşı (!) eğitim veriyor, ülkenin güvenliğine katkıda (!) bulunuyor. İşin özeti ABD terörle mücadele yerine, terörle dış politika uyguluyor, terör örgütlerini kurup istikrarsızlıktan faydalanıyor, isimlerini ve elbiselerini değiştirerek bir yerden diğerine terör örgütlerini naklediyor ya da mutasyona tabi tutup bazen iyi bazen de kötü terör örgütü tanımlaması yapıyor. Bütün bunların ortak paydasında bir türlü bitmeyen ve ABD’nin amaçlarına hizmet eden kaos ortamı ve el konulacak petrol bölgeleri var. IŞİD da bu yüzden hem Suriye’de hem Irak’ta petrol bölgelerinden başka bir yere saldırmadı ve amacına ulaştı. Şimdi görev tamamlandı, yeni bir düzen kurulmalı, IŞİD kenara çekilmeli ama yok edilmemeli. Bu makalede, IŞİD’a yönelik harekât ve arkasındaki Yeni Ortadoğu planlarını analiz edeceğiz.

ABD ve IŞİD
Amerikan stratejisi, II. Dünya Savaşı’ndan beri sabittir; önce bölgesel güçlerin birbiri ile rekabet ve güç dengelemesini beklemek, bu olmazsa mümkün olduğu kadar az riskle ve en küçük kuvvetle müdahale etmek (1). Bu yüzden sürekli bölge içi düşmanlıklar beslenir ve büyük gücün masrafları en aza indirilir. Stratejinin gereklerini anlamayanlar ya da yerine getirmeyenler cezalandırılır, en sonunda egemenliklerini kaybederler. Bugün IŞİD’a karşı oluşturulan strateji de arkasında gene kendisinin ve bölgesel ortaklarının olduğu terör örgütleri ile yeni bir stratejik güvenlik ortamına geçiş ve şekil verme çabasıdır (shaping the security environment). İşin taktik boyutunda ise terörle mücadele veya yerel halkın baskıcı bir rejime karşı direnişi ya da sivil savaş yalanı kullanılmaktadır. İstihbarat operasyonları savaş dekorunun hazırlanması, medya ise kamuoyu algısının yönetilmesi içindir. IŞİD örneğinde, tüm bu silahlı grupların hazırlanması istihbarat servislerinin işi idi. Harekâta kamuoyunda meşruiyet sağlamak için başı kesilen insan videoları benzeri pek çok medya operasyonu yapıldı (2). Sahnede IŞİD elbisesi giydirilmiş, El Kaide uzantısı ve İslamcı cihatçı olarak tanımlanmış, Batı ve bölgesel oyuncuların desteklediği ve kullandığı bir örgüt ile oynanan oyunun son perdesi oynanmaktadır. Libya örneği, Suriye ve IŞİD operasyonuna model oldu. ABD, Irak’tan çıkarken Saddam’ın arkasındaki halk tabanı olan Sünnilere bir şey verememişti. IŞİD ile birlikte Sünni bir Arap devleti kurulması hayali yaratıldı. ABD, Suriye’de IŞİD’e karşı şimdilerde ılımlı Müslüman Özgür Suriye Ordusu’nu takviye ediyor.
ABD’nin terörle mücadelesi başından beri yalanlarla doludur. IŞİD’in başı olan Bağdadi, 2004-2009 arasında Irak’taki ABD’nin Bucca Kampında tutuklu idi. Bugün IŞİD’in lider kadrosu içinde yer alan Kumu, Bel Hadi ve Bağdadi, tutuklu oldukları dönemde ABD istihbaratı tarafından devşirildi (3). Ama ABD, Bağdadi’nin kellesi için 2011’de 10 milyon dolar ödül koydu. IŞİD, ABD’nin kısa ve uzun vadeli çıkarlarına hizmet etmesi için barbar ve orta çağ özentisi içinde bir örgüt olmalı idi ki, daha çok cihatçı çeksin. Frankeştayn yöntemi ile yaratılan IŞİD, ne ülke sınırı tanımakta ne de saldırılarını durdurmaktadır. Özetle, IŞİD, Ortadoğu’nun dizaynındaki rolü için yaratıldı ve Batı müdahalesine yeni zemin hazırladı. 2012’de IŞİD’a Ebu Garip hapishanesinden 500 kişi katıldı. Guantanamo’dan 2012 yılında bırakılan ve beş tanesi Taliban’ın üst düzey komutanları olan 55 kişi de IŞİD’in lider kadrosuna katıldı. IŞİD teröristleri de 2012’de Ürdün’de CIA tarafından eğitildi ve Suriye’de özellikle Türkiye sınırına yakın bölgeleri ve petrol bölgelerini ele geçirmek üzere görevlendirildi (4). Mart 2013’de Amerikalılar özel askeri şirket üniforması içinde Ürdün’ün kuzey ve güneyindeki iki kampta Özgür Suriye Ordusu’nun eğitimine devam ediyordu (5). Bunlara ilave olarak Ürdün içlerinde CIA’nın eğitim kampları vardı. Batılılar bu eğitimi IŞİD elemanlarına vermeye başladı. Bu eğitimlerin hepsinin ortak adı “terörle savaş” idi. Geçen yıl Obama tarafından Kongre’den 500 milyon dolar fon alınarak Ürdün’ün Safawi şehrindeki eğitim üssünde ABD ve İngiliz özel kuvvetlerince IŞİD elemanları da eğitildi. Bugün ise Obama’nın yeni stratejisi kapsamında sözde IŞİD’a karşı yetiştirilmek üzere Suriye’ye yönelik 5.000 militanın daha hazırlanması için düğmeye basıldı.
ABD’de bu işin adına “Cihat’ı Arkadan İdare Etmek (Lead the Jihad From Behind)” diyorlar. İslamcı örgütlerin lider kadrosuna sızma teknikleri Yves Guerin’in Aginter Press isimli el kitabından alındı. ABD ve İngiliz Özel Kuvvetleri ile CIA ve Mİ6’nın IŞİD ile koordinasyonu Libya’dan beri süregelen ilişkiler çerçevesinde sürüyor. Obama, 11 Eylül 2001 sonrası yani 13 önce çıkarılan bir kanuna dayanarak yeni bir savaşa gidiyor. Bu kanun 11 Eylül saldırılarını yapan ya da destekleyenler için çıkarılmıştı ve Taliban ya da El Kaide ile savaşmak için kullanıldı. IŞİD’in El Kaide uzantısı olduğu savı ile tekrar bu kanuna atıf yapılıyor (6). IŞİD’a yapılacak harekât için ne BM Güvenlik Konseyi ne NATO kararı var. ABD, IŞİD harekâtı için BM Şartnamesi’nin 51. Maddesinde yer alan savunma hakkına atıf yapmakta yani IŞİD’a karşı kendi toprakları olmadığı halde, Suriye’den izin almadan kendini savunma hakkı uydurmakta ama bu hakkı Esat’a vermemektedir (7). Öte yandan Suriye ve Irak’ta teröristleri eğiten, silahlandıran, bunun için Kongre’den para alan ABD, bu hakkı hangi uluslararası hukuka dayandırmaktadır? Bu gruplar, uluslararası hukuka göre özgürlük savaşçısı mıdır? Özetle ortam tam bir hukuksuzluk ve çamur deryasıdır.
Pentagon, şimdiye kadar başta Erbil ve Musul bölgesindekiler olmak üzere Peşmerge güçlerine silah ve mühimmat verdi. Silahlandırma işinde ABD’ye Fransa, İngiltere, Arnavutluk, İtalya ve birkaç ülke daha yardım etmektedir. Irak güvenlik güçlerine giden güvenlik yardımının önemli bölümü kuzeydeki Kürtlere gitmektedir. ABD Savunma Bakanı Chuck Hagel’in 21 Ağustos’taki basın açıklamasında söylediği gibi bu destek bir yıldır gittikçe artan oranda devam etmektedir. Şimdi bu yardımların Anbar, Selahattin, Ninova ve Diyala’daki Sünni kabilelere yapılarak ilişkilerin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Bu aynı zamanda Sünni devletin habercisi olarak da algılanabilir. 2007-2008 yıllarında El Kaide’ye karşı yapılan işbirliğinden sonra bu yeni Sünni yakınlaşmasına Uyanış 2.0 adı veriliyor (8). Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplara Ağustos 2014’de 130 Amerikalı eğitmen daha katıldı. İngiltere Dohuk’da kamp işletiyor ve Suriye’nin kuzeyinde IRC’nin açtığı kampa para ve gıda desteği sağlıyor. Fransa, Kürt gruplara Ağustos ayında silah ve mühimmat dağıttı. Almanya’nın yardımı ise ABD operasyonuna soğuk bakması nedeni ile Kürt bölgesine 32.2 milyon dolarlık insan yardımı ile sınırlı kaldı (9). Görüldüğü gibi Batının desteği merkezi hükümete değil, doğrudan Erbil’e gidiyor.
Geçen birkaç ay içinde Avrupa’dan 2.000’den fazla kişi IŞİD’e katılmak için giderken, Kürt gruplara katılmak için gidenler de oldu. Bir silahlı çatışmaya katılmak için yola çıkmak suç olduğu halde Avrupa ülkelerinin hiçbiri buna tedbir almadığı gibi İngiliz, Alman ve Hollandalı yetkililer giden Kürtlerin IŞİD’a gidenler kadar olmamasından hayıflandılar. İsveç güvenlik servisi SAPO’nun sözcüsü Fredrik Miller ise PKK’ya katılanların yasak silahlar kullanmak gibi bir savaş suçu işlemedikçe ülkeye geri döndüklerinde haklarında işlem yapılmayacağı garantisi verdi. PKK’nın Türkiye’deki unsurları IŞİD’a karşı savaşmak için Irak’a geçerken, Alman Başbakanı Merkel PKK’ya Alman silahları gönderilmesi kararını verdi (10). Avrupa devletleri, ülkelerinden Irak ve Suriye’ye terörist akmasına göz yumuyorlar. Şu anda bölgede 85 bin civarında cihatçı toplandığı tahmin ediliyor. Batının amacı cihatçıları burada eritmek, eski ve yeni teröristleri birbirine kırdırmak. Bu yüzden bunların geri dönmemesi, bölgeden çıkmaması için ayrıca görevler belirleniyor. Bu arada Batının deyimiyle enfekte olmuş yani El Kaide mikrobu bulaşmış aşiretler de nasibini alacak. Türkiye’nin itirazı özellikle burada başlıyor. Sünni İslamcı politikalarını bu tür aşiretlerle kurduğu bağlar üzerinden yürüten Türkiye’nin de Irak içindeki kolları kırılacak. Savaşın bir tarafında ABD, İngiltere ve İsrail ile Arap devletleri var ama Araplar her an oyunbozanlık yapabilir. Obama, ABD’yi mezhep savaşına bulaştırmakla pandoranın kutusunu kapanmamak üzere açtı. Savaş uzun süreli olacağından 2016’da yapılacak ABD başkanlık seçimleri üzerinde de etkili olacaktır. ABD’nin bu savaşta daha fazla kaynak ayırmak zorunda kalması ya da diğer bir deyişle müttefikliklerinin yük paylaşımında istediklerini vermemesi Amerikan kamuoyunun savaş hakkındaki kararında etkili olacaktır.

Ortadoğu Ülkeleri, Türkiye ve IŞİD
Yakın zamana kadar IŞİD’ın Suriye’deki muhalif grupların içinde laik Esat’ı devirmek ve ülkeye ABD’nin istediği rejimi getirmek için savaştığı yani Batı kampının içinde yer aldığı ve destek aldığı medya operasyonları ile unutturulmak isteniyor. Buna psikolojik savaşta kamuoyunda hafıza kaybı yaratmak deniyor. Bugün halifelik projesi ile karşımıza çıkan IŞİD’in oluşmasının arkasında CIA, İngiliz Mİ6, Mossad, Pakistan istihbaratı (IS), Suudi istihbaratı (GIP) ve MİT bulunmaktadır. IŞİD’in desteklenmesi ve söylemleri Batı ve Körfez ülkeleri istihbarat servislerinin gündeminin öncelikli oyunu olmaya devam ediyor. Lübnan’daki Al-Manar dergisi tarafından yayınlanan rapora göre halen Suriye’deki hapishanelerde 85 Suudi (7’si üst düzey istihbaratçı, gerisi teröristlere yardım eden subay), 14 Katarlı ve 7 Türk istihbaratçı bulunmaktadır. IŞİD gibi diğer bir El Kaide uzantısı diye adlandırılan terörist grup olan El Nusra, Batının Esat’a kurduğu karşı muhalif ittifak içinde Suriye’de iç savaşın tarafı oldular. Esat’ın değiştirilme planlarının arkasında sadece Sünni Suriye yaratmak ve İran’ın kolunu kırmak değil, enerji projesi de var. Katar’dan Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye yolu ile Türkiye’ye gelecek doğal gaz hattına Esat’ın karşı çıkması da ona karşı düşmanlığın diğer bir nedeni oldu. Esat, Avrupalılara satılacak doğal gazın, en güçlü müttefiği olan Rusların güçlü konumunu bozacağı için karşı çıkıyordu. Esat, bu projenin yerine İran’dan Irak yolu ile Suriye’ye gelecek boru hattını önermişti. Bu öneriye kızan Erdoğan, Mayıs 2014’te Suriye’ye giden suyu keserek sivil toplumu da susuz bıraktı (11).
CIA’nın kontrolünde 2011 yılından beri Suudiler, Katar ve Türkiye, birlikte IŞİD’a eleman, para, silah, araç ve teçhizat veriyor. Amerikan ve İngiliz basınında çıkan pek çok makale (12) Suudi Arabistan, Katar, Ürdün ve Türkiye’nin IŞİD’a silah ve eğitim verdiğini, desteklediğini anlatıyor. IŞİD’in finansörü ve eleman kaynağı olmaya devam eden Suudi Arabistan ve Katar, IŞİD’in yaratılmasında ABD’nin en yakın müttefiki oldular (13). Tıpkı Türkiye’nin Hizbullah’ı serbest bırakması gibi Suudi Arabistan’da 2013’de cezaevinde ölümlerini bekleyenleri IŞİD’a katılmak üzere serbest bıraktı. Bu desteğin sağlanmasında Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri de onları yalnız bırakmadılar. Bu ülkelerin desteği ile büyüyen Irak’taki İslam Devleti örgütü IŞİD’e doğru mutasyon geçirdi (14). Halifelik projesi Suudi Arabistan’da hazırlandı (15). Suudi Arabistan kralı Abdullah Bin Abdülaziz IŞİD ve El Nusra’yı kara listeye ancak bahar aylarında aldı. Suudi Arabistan, Katar ve Ankara’da Erdoğan’ın aklında Sünni devlet kurmak var. Suudi Arabistan şu ana kadar Libya’daki İslamcı Savaş Grubu, Cebbat El Nusra ve IŞİD’I destekledi. Suudi stratejisinin mimarı ve yakın zamana kadar Suudi istihbaratının ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin başkanı olan Prens Bander Bin Saud’a göre İran’a karşı Irak ve Suriye’de İslamcı militanlar desteklenmeli idi. Kral’ın oğlu Abdül Rahman Faysal, IŞİD’in finansmanın da aracı kişi oldu. Katar, Müslüman Kardeşler’i destekleyerek, Sünni Müslümanların liderliğine oynayan diğer bir devlettir. Bu hayal peşinde intikam almak için IŞİD’in ana finansörüdür. Mart 2011’den itibaren Türkiye, IŞİD elemanlarının eğitimi ve silahlanması yanında eleman takviyesinde rol almaya başladı. Türkiye’nin Suriye’de El Kaide uzantısı Cebhat El Nusra ve Ahrar el-Şam örgütlerini açıkça desteklediğini görevi daha Temmuz ayında biten ABD büyükelçisi Ricciardone açıkladı. Özgür Suriye Ordusu’nun çekirdek komutan ve askerleri Türkiye’deki Apaydın Kampı’nda, IŞİD elemanları ise Kızılcahamam’da eğitildi.
Suriye için kurulan örgütlerin %80’inden fazlası İslamcı gündeme sahipti (16). Suriye’deki başarısızlıktan sonra Ortadoğu’da yeni bir ABD müdahalesi için IŞİD ile Irak içinde yeni bir senaryo oynanmaya başladı. IŞİD’in Erbil’e ilerleyişi ABD Özel Kuvvetleri ve havadan müdahale ile şimdilik durduruldu. Binlerce sivil hayatını kaybederken, yüz binlercesi de evlerini terk etmek zorunda kaldı. Ortaya çıkan kaosun dört faydalanıcısı olduğu kesin; İsrail, İran, Kürtler ve Esat. IŞİD ile Kürtler toprak hayallerini kolayca gerçekleştirdiler, etki alanlarını genişlettiler. Barzani’ye Batı yardımı ve oynadığını rol bağımsızlık fikrini de güçlendirmektedir. Barzani, PKK’nin IŞİD’e karşı geliştirdiği taktik işbirliği, PKK’ya meşruiyet sağladı. Kürtler, şimdilik iki sistemli bir Irak istemektedir (17); Arap tarafı federal, Kürt tarafı konfederal. Böylece Kürt tarafı ele geçirdiği toprakları yönetecek, kendi hava sahasını kontrol edecek, silah alacak ve petrolünü ihraç edecektir. Eğer bu pazarlık sonuç vermezse o zaman egemenlik ve bağımsızlık isteyeceklerdir. Bu yüzden Barzani, bu isteklerinin Irak’ın bütünlüğü için son fırsat olduğunu söylemektedir. Ancak, İran ve Türkiye’nin askeri üstünlüğü karşısında ABD’nin Kürtler için parmağını oynatmayacağı kesindir. Mayın eşeği olarak kullanılmaktan bıkmayan Kürtler bir kez daha kendilerine bu ülkeleri efendi seçeceklerdir. Öte yandan Maliki’nin gelirlerini kestiği ve çaldıkları petrolü İsrail’den başka satacak bir yer bulamayan Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetimi zor durumdadır (18). Artık burada insanları tutmak zorlaşmakta ve göç hızlanmıştır. IŞİD tehlikesi Şii ve Yezidileri kaçırırken, bölgede su sıkıntısı da başladı.
Irak’ta Sünni İslamcı bir devletin kurulması hevesi ve IŞİD’in yarattığı tehlike ABD ile birlikte İran’ın da istemediği bir şey ise iki ülkenin bu konuda birbirine yardımcı olması beklenir. Ancak iki ülke perde arkasında Maliki’nin değiştirilmesi pazarlığı yaptılar (19). Maliki’nin yerine Haydar El-Abadi’nin gelişini İran da destekledi. İran, bu değişimin aleyhine olmadığını ve Irak’taki etkisini değiştirmeyeceğini düşünüyor. Abadi de Maliki gibi Dava Partisi’nden geldi. Irak’ın bölünmesi Şii devleti de doğuracağından Basra petrolüne ve nakil terminallerine konmak İran’ın da işine gelir ve böylece Körfez’deki ABD ve Suud etkisini azaltmış olur. IŞİD’in devlet kurarak güçlenmesi ya da İslamcı bir devletin kurulması, Suudi Arabistan’ın elinde tuttuğu Mekke ve Medine’yi tehdit eder ki, bu durumda Arabistan, İran’a yakınlaşabilir. Irak’ın bölünmesi öncelikle Şii güneyin İran tarafından asimile edilmesi sonucunu doğuracaktır. Üstelik petrol zengini Şii devleti, Suudi Arabistan ile Sünni devlet arasında tampon rolü oynayacaktır. Washington’un Suriye için istediği İran ve Sünni devletler tarafından da kabul edilecek bir yol haritası belirlenmesidir (20). ABD’nin Suriye’de IŞİD’i vurması da Esat’ın işini kolaylaştıracaktır. ABD ve İran arasındaki derin güvensizlik ve iç muhalefet daha fazla işbirliğini ya da ortak çalışmayı engellemektedir. Bununla birlikte iki ülke İran özel kuvvetlerinden sınırlı bir birliğin Diyala’da Kürt güçleri ile birlikte IŞİD’a karşı savaşması konusunda anlaştığı söylenmektedir. İki ülkenin Irak’ta daha fazla işbirliği yapma olasılığı varken, Suriye’de karşı cephede kalmaya devam edecekleri açıktır. 1989 yılında seçilen en yüksek başkan Hameney, kanser ve çok az ömrü kaldı. 2013’de seçilen başkan Ruhani ise yaptığı reformlar ve ABD ile nükleer program konusunda görüşmeleri ile ülkedeki milliyetçilerin büyük tepkisini çekmektedir. Yeni yüksek başkan kim olursa olsun ülkedeki kutuplaşma ile uğraşmak zorunda kalacaktır.
Irak’ta ise IŞİD’tan sonra Sünniler, merkezi yönetimden hapishanelerin boşaltılmasını, kendi güvenlik güçlerini oluşturmalarını ve otoritenin yerelleşmesini isteyeceklerdir ki bu da Irak’ın federal bölgelere ayrılması demektir. Tıpkı komşu ülkeler gibi IŞİD ile karada savaşacak tüm gruplar kendi teolojik amaçları için fırsat kollamakta, ABD’nin beklentileri onları bir yere kadar ilgilendirmektedir. Suudiler, ABD’nin IŞİD’ı bombalamasına tıpkı Ankara hükümeti gibi karşı çıktılar, hatta Irak hükümeti Suudileri IŞİD’i desteklemekle suçladı. Bölgesel çıkarlar daha doğrusu ideolojik beklentiler bakımından Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye, ABD ile aynı safta değil, hatta IŞİD tarafında, hesapları İran’a karşı Sünni cephedir. Üstelik ABD’nin Kürtleri silahlandırması ve daha yakınlaşması da bu üç ülkeyi memnun etmeyecektir. Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye ilişkileri de sanıldığı gibi iyi değildir. KKTC ve Azerbaycan’dan sonra süratle topraklarının üçte biri Amerikan üssü yani ABD toprağı olan Katar’a giden Cumhurbaşkanı Erdoğan, başbakanlıktan kalma alışanlıkla el altından alacağı para ile ekonomiyi kurtarma derdindedir. Katar’ın Müslüman Kardeşler hareketi üyelerini ülkesinde barındırması nedeni ile Suudi Arabistan ile arası bozuktur. Erdoğan bu kişilerden üst düzey yedisinin Türkiye’ye gelmesine yeşil ışık yaktı. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD savaş gemisinde yaptığı anlaşma ile aile geleceklerini sağlama alan ancak ABD’nin İran’a yakınlaşması ve Mübarek’i harcaması ile iyiden iyice korkmaya başlayan Suudi Kralı, Rusya ile yakınlaşma arayışındadır.
Türkiye’nin dış politikası din ideolojisi üzerine kurulu olduğu için ortada ülke çıkarı yok ve bu yüzden diğer ülkelerle hesaplar tutmuyor çünkü mantıklı bir hedefimiz yok. Düne kadar Irak’ın kuzeyinde Kürtlerle petrol çalmak için yapılan işbirliği son dönemde IŞİD ile de yapıldı. Sünni İslamcılğın diğer iki grubu olan Hamas ve Müslüman Kardeşlerin hamiliğine soyunan Erdoğan’ın IŞİD’a cephe alıyor gibi gözükmesi Batı ile olan ilişkilerinin kopmaması içindir. Tehlikeyi gören Erdoğan, koalisyonda ABD’nin istediği hizaya girebilmek için düzmece rehine kurtarma operasyonunu öne aldı. Böylece IŞİD’a karşı koalisyona girmemek için öne sürdüğü sahte mazereti ortadan kendi eliyle kaldırdı. Erdoğan, Obama ile görüşmesinde (basına yansıyan tutanaklara göre) IŞİD’a yönelik koalisyona katılmamak için Türkiye’ye sabotaj yapabileceği gerekçesini kullandı (21). Erdoğan ve Davutoğlu’nun askeri harekâta gönülsüz olma nedeni olarak, bunun asıl düşman gördükleri Esat’ın güçlenmesine yol açacağı mazeretini öne sürdüğü de konuşuluyor (22). Erdoğan’ın dünya liderleri arasında tek dostunun (!) Obama olması nedeni ile Amerikan kamuoyu, başkanlarını fazla saf bulmaktadır. Amerikan kamuoyu, Erdoğan’ın Osmanlıyı yeniden kurmak ve halifeliği getirmek için Obama’yı kullandığını düşünmektedir. Ancak, Erdoğan üç nedenle ABD’nin yakın takibi altındadır (23); Amerikan çıkarlarına ters düşmeye başlayan politikaları, çeşitli terörist gruplarla ilişkileri ve gittikçe artan hoşgörüsüzlüğü ve özellikle İsrail düşmanlığı. Bu kapsamda, Mısır’ın ateşkes önerisine Hamas’ın patron olarak görülen Türkiye’nin karşı çıkması, Hamas da dahil tüm kirli işlerde Katar ile işbirliği yapması kötü sicilinin son halkasıdır. El Kaide’nin finasörlüğünü yapan Yasin El Kadı’nın Erdoğan’a yakınlığı ve Hamas’ın desteklenmesi de dahil başka kirli işlerde yer alması da ayrı bir takip konusudur. Erdoğan’ın İsrail konusunda “Adolf Hitler’den daha kötü” benzetmesi ise diğer bir hesabı sorulacak madde olarak saklanıyor.

IŞİD’a Yönelik İğneleme (Pinprick) Harekâtı
ABD, Ukrayna’da tehlikede gördüğü önemli bir çıkarı olmadığı için askeri bir harekâtı öngörmezken neden IŞİD’a yönelik askeri müdahale planı gündeme geldi? ABD’nin çıkarları ya da beklentileri neler? IŞİD operasyonun arkasında Irak ve Suriye’deki rejimin daha doğrusu bu ülkelerin geleceği ile ilgili hesaplar var. Türkiye gibi ABD’ye destek veren Arap ülkelerinin çoğu da ABD’nin gerçek niyeti konusunda derinden şüphe ediyorlar. Washington, IŞİD’e karşı 10 Arap ülkesi (Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan ve içlerinde Suudi Arabistan ve Katar’ın da olduğu 6 Körfez ülkesi) ile askeri koalisyon kurarken, Türkiye görüşmelere katılmakla birlikte anlaşmayı imzalamadı. Kurtarma operasyonu sonrası strateji değişikliğine gideceğini açıklayan Erdoğan, koalisyona katılma sinyali verdi. ABD askeri stratejisini şu şekilde özetleyebiliriz; küçült ve sonunda yok et. Bu stratejin ana unsurlarını; yoğun hava saldırısı (Suriye’yi de içine alan), Irak güçleri içindeki Sünnileri ve Kürt grupları eğitmek ve silahlandırmak, Suriye’deki muhalif grupları desteklemek, IŞİD’a eleman ve para desteğini kesmek, savaştan zarar görenlere insani yardım oluşturmaktadır. Wall Street gazetesine göre; Amerikalıların %61’i Obama ile aynı görüşte yani harekatı bu şekli ile destekliyor. ABD belgelerine bakarsanız IŞİD için “küçültülmeli ve kontrol edilmeli (shrink and managable)” ifadeleri kullanılıyor. Askeri planlar düşmanı yok etmek ya da bir yeri ele geçirmek için yapılır. Düşmanı azaltmak ve kontrol etmek için plan yapılmaz. Sebep, IŞİD hemen yok edilmeyecek, ortada uzun bir savaş var ve tıpkı PKK, Barzani, PEJAK ya da Boko Haram gibi rafta beklemeli, zamanı gelince kullanılmalı ve istenen rolü oynamalı, kontrol altında tutulmalıdır. Aksi takdirde El Kaide ya da Taliban gibi kontrol dışına çıkabilir, ya da Batıyı da hedef seçebilir. Bu yüzden Batının en önemli hedeflerinden birisi “Ortadoğu’daki savaşçıların bölge dışına çıkmasının önlenmesi” olarak belirleniyor.
Amaç, IŞİD’ı yok etmek olsa, kolaylıkla liderlerini vurabilirler. ABD’nin niyeti gerçekten yok etmek olsa idi, bu harekâtın ilk aşaması çevreleme stratejisi üzerine otururdu. Eğer ABD stratejisi IŞİD’in tamamen yok edilmesi olsaydı, güvenilir olamayan bölgesel müttefikleri tarafından yalnız bırakılacaktı değerlendirmesi de yapılmaktadır (24). Askeri hedef IŞİD’i yok etmek değil, daha küçük bir alana sıkıştırmak, IŞİD’i Kürt bölgesinden uzak tutmak ve petrol bölgelerini arasında yeni hatlar oluşturmak. IŞİD’in bombalanması aslında Suriye’nin de bombalanmasının önünü açacaktır. Nitekim Amerikalı şahin senatörler John McCain ve Lindsey Graham, IŞİD’in bombalanma sebebi olarak bu gerekçeyi kullandılar. Ortada bir askeri strateji ve koalisyon söylentisi var ama ABD dışında kimler var ve kim ne yapacak belli değildir. Düne kadar El Kaide uzantısı terörist örgütlerle Esat’a karşı savaşan ABD, şimdi düğümeyi ılımlı teröristlere ayarlıyor ve bunlarla Suriye’de savaşmayı düşünüyor. Yani Ürdün’den her türlü terörist çıkıyor; cihatçı, ılımlı. Tıpkı siyasal İslamcıların da ABD’den doktrine edilmesi gibi, İslamcıların bütün renklerini bulmak Batılıların uzmanlık alanı oldu. Robert Pape, “Dying to Win” adlı kitabında Amerika’ya karşı Irak’taki terörün nedeninin din değil, ülkelerinin işgal ve harap edildiği duygusu olduğu sonucuna vardı. Pape, devamla her Amerikan hava saldırısının taktik başarılar getirirken, direnişi artırdığını ve stratejik başarıyı azalttığını vurguladı. Özetle, IŞİD’a karşı yapılacak hava harekâtı örgüt elemanlarını saklandıkları oyuklarda yok etmeyecek ama bol propaganda imkânı verecektir. Üstelik bombardımanlarda yaşanacak sivil insan kayıpları da elini kolaylaştıracaktır. Obama’nın niyeti örgütü değil, onu ayakta tutan şebekenin kollarını kırmaktır. Sünni gruplar bu savaşta muhtemelen IŞİD’a karşı savaşmayacaktır.
Askeri harekât için kimse siyasi hedeften bahsetmiyor. Ortada ne demokrasi ne özgürlük talebi var. Ağustos 2014’de Obama, IŞİD’a karşı hava saldırılarını başlatırken büyük resmi “büyük oyun ve “uzun savaş olarak tanımlamıştı. ABD’nin planladığı askeri operasyon “iğneleme (pinprick)” kategorisinde yer alıyor (25). Obama, IŞİD harekâtını birkaç hafta değil, uzun dönemli bir projenin parçası olarak görüyor. Irak’taki Kerkük havaalanı ve güneydeki El Tahrir hava üssü Amerikan drone’larının kullanılacağı yerlerdir. Küçük iğnelemeler, yani bombalanacak IŞİD silah ve mevzileri ile örgüt yok edilemez. IŞİD, Irak içinde olduğu kadar Suriye, Ürdün ve Lübnan içinde de Amerikan hava kuvvetlerinin yaptığından daha etkili olacaktır (26). ABD bombardımanı IŞİD’tan ziyade, Irak ve Suriye içinde seçtiği özel muhalif hedefleri ve sivilleri hedef alacaktır. Obama’nın niyeti IŞİD’a karşı harekat yapıyor gözüküp, Irak ve Suriye’yi daha da istikrarsız hale getirmektir. IŞİD, bu ülkeleri keyfince bombalamak için meşruiyet aracı olacaktır (27). IŞİD, sadece Sincar dağlarına, Musul,Ttelafer veya Tıkrit’e sıkışmış değil, yani Irak’ın kuzeyinde sonuç alınamaz. Suriye’nin kuzey ve doğusundan Irak’ın kuzey ve batısına yayılmış ve sürekli ele geçirdiği yerleri genişletmeye çalışan bir örgüt söz konusudur. Bu yüzden Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplara yapılan silah yardımları abartılıdır. ABD, Kürtlerle ancak Sincar’ı temizleyebilir. Kara harekâtı için Körfez ülkelerinden yararlanılacakır. Suriye’deki IŞİD unsurlarına dokunulmadan bir sonuç alınamaz gerekçesi ile bu ülkede de hava bombardımanı yapılacaktır. ABD’nin bir yıldır Ürdün’de eğittiği teröristler Suriye’de Esat’ın üstüne sürülecek ve Özgür Suriye Ordusu’nun cihat tugaylarını takviye edecek. ABD’nin karada özel operatörleri bu güçleri destekleyecektir.
IŞİD son olarak Suriye’nin kuzeyinde PYD’nin kontrolü altındaki 20 köyü ele geçirince Türkiye sınırına 60 bin göçmen daha yığıldı. Bu saldırı Barzani ve kadar Türkiye içindeki Kürtçülerin de tepkisini de çekti. Türkiye’yi IŞİD’a karşı bir şey yapmamakla suçlamaya başladılar. Türkiye’nin durumunun farkında olan Kerry, Türkiye’yi zor seçeneklerin beklediğini söyledi. Nitekim Türkiye, İsrail tipi bir güvenlik anlayışına geçerek Suriye’den sonra Irak’ın kuzeyinde de tampon bölge oluşturuyor (28). Türkiye’nin rolü sınırlardan yabancı savaşçıların geçmesinin engellenmesi, İslamcı devletin finans desteğinin kesilmesi, insani ve lojistik destek sağlamaya indirgenmiş durumdadır. Oluşturulacak tampon bölge göçmen hareketini kontrol altına almak için düşünülüyor olsa da işler çığrından çıkabilir. Oyunun sonunda Irak parçalanacak, yeni bir Ortadoğu’ya doğru yol alınmaya devam edilecektir. Batının ana stratejsi Kuzey Afrika’dan Ortadoğu ve Ortasya’ya İran ve Pakistan da dahil olmak üzere geniş bir coğrafyada istediği gibi at oynatacağı bir kaos ortamı yaratmak ve Türkiye gibi güçlü ulus-devlet yapılarını çökerterek, tüm bölgesel güçleri ufalamaktır. Bu nedenle, Batı tarafından bölgesel bir savaşın dekoru hazırlanmaktadır. Bu kapsamda, Türkiye üzerine dinleme tartışmalarında Der Spiegelin Snowden’den aldığı belgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin alt yapısının ABD tarafından yüksek öncelikle takibe alınmış olması da daha anlamlı hale gelmektedir. Israil Dışişleri Bakanı’nın dediği gibi plana uymayan komşular imha edilecektir. Bütün bu işlerden en çok faydalanacak olan İsrail olmasına rağmen, Gazze hariç hiçbir müdahalede yer almaması, Batılı müttefiklerin ABD hava kuvvetleri ve özel kuvvetleri hariç meydanı tamamen İslamcı savaşçılara ve onların destekçilerine bırakmaları acınacak bir durumdur. Türkiye’nin Osmanlıcı vizyonu şimdilerde göçmenlere çare bulmak ve bir yandan da petrol kaçakçılığına devam etmekle sınırlıdır.

Ortadoğu Üzerine Oynanan Oyunlar
Tarih sürecinde Dicle ve Fırat’ın arasında kalan bölgeye Mezpotomya (iki nehir arasındaki topraklar) denilmişti. Daha önce yaşamış bir Irak ya da Suriye devleti veya bu isimle anılan bir halk olmamıştır. Osmanlı idari bölünmesinde; 1500 yıla yakın bir zaman coğrafi ad olarak Bağdat ve Basra’ya ‘Irak’; Musul bölgesine ise ‘El Cezire’ adı verilmiştir (29). ‘Irak’ adı Osmanlı İmparatorluğu döneminde merkeze olan uzaklığından gelmektedir. Sykes-Picot anlaşması ile iki şey yapılmak istenmişti. İlki İngiliz hâkimiyetinde bir Irak, ikincisi Osmanlı’nın Suriye eyaletini ikiye bölerek Hermon Dağı’nın kuzeyinde Fransız hâkimiyetinde bir Suriye ve Lübnan kurmak, güneyini ise İngilizlere bırakmak. Fransızlar zaten 19. yüzyıldan beri Lübnan bölgesindeki Hıristiyanları Osmanlıya karşı kışkırta kışkırta ülkenin içini oymuşlardı. Bu ülkeye isim olarak onlara en yakın dağın ismini seçtiler. Güneyde İngilizlere bırakılan bölgedeki Ürdün Nehri’nin batısında Osmanlı’nın Filistin idari bölgesi vardı. İngilizlere bu ismi kendi dillerine çevirdiler ve “Palestine” diye adlandırdılar. Ancak, ortada bir problem vardı. Birinci Dünya Savaşı esnasında Osmanlıyı arkadan vurmak için İngilizlerle işbirliği Arap kabileleri de memnun edilmeliydi. Böylece Suudi kabilesine Arabistan hediye edildi ve adı Suudi Arabistan oldu. Diğer kabile olan Haşimilere ya da Mekke Şerifi Hüseyin’in oğullarına ise yeni icat edilen Irak monarşisi ile Ürdün nehrinin doğusunda kalan dar şeride Ürdün adı verilerek hediye edildi. Bu ülkenin ismi önceleri Trans-Ürdün idi sonradan sadece Ürdün diye anılmaya başlandı.
Irak’ta özellikle Musul-Kerkük bölgesinde önemli petrol yataklarının bulunduğunu, 19. yüzyıl sonlarında ilk kez Almanlar keşfetti. Onların ardından İngiltere ve Fransa da bölgeyle ilgilenmeye başladı. İngiliz birlikleri, petrol yataklarının bulunduğu Musul'u, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından üç gün sonra 3 Kasım 1918'de, mütarekeye aykırı şekilde işgal ettiler. Gertrude Bell, Birinci Dünya Savaşı sonrası Irak’ı kurmuş, sınırlarını cetvelle kendisi çizmiş ve yarattığı Irak’ın kralını bile bizzat kendisi tayin etmiş bir İngiliz ajanı idi. Böylece Türkiye’nin Irak sınırı ancak 1926’da Musul’un kuzeyinde artık petrolün bulunmadığı 80 km. yukarıya çizildi. ABD, 2011 yılı sonunda Irak’tan çekilirken, rejimi Şiilere bırakmış, Sünniler marjinalize edilmişti. Bugün Irak içinde Şii, Sünni, Kürt aşiretler dini ve etnik nedenlerle diğerleri ve birbirleri ile mücadele ediyor. Sünniler kendi devletleri peşinde iken, Şiiler ülkenin bölünmemesi için çalışıyor, Kürtler ise kendi bölgelerini genişletmek ve ellerinde tutmak istiyorlar. Bu üçlü savaşta 20’den fazla aşiret yer alıyor ve aralarında geçici ittifaklar yaptılar. Bugün bu koloni ülkenin son günlerini yaşıyoruz. Irak’ın çözülmesi ile birlikte Mezopotamya terimine dönüyoruz (30). Birçok uygarlığa ev sahipliği yapmış bu toprakların geleceği, yeni Ortadoğu ile birlikte şekillenecektir.
Benzer bir süreç Suriye’de yaşandı. Kabile çatışmaları sonucunda Alevilerin lideri ve savaş ağası, ülkeyi yönetmeye başladı. Bugün de bu aşiretler birbirini yok edemiyor ve ABD, Suudi Arabistan, İsrail ve Türkiye’nin her biri başka bir aşireti destekliyor. Lübnan’ı önce Suriye oymaya başladı. Ülke içindeki Hıristiyan gruplar birbirileri ile uğraşmaya başladı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra önce Şii nüfus akımı oldu sonra İsrail’in kurulması ile Filistinliler geldi ve Lübnan, kaynayan kazana dönüştü. 1976’da Filistinlileri ve müttefiki Hıristiyanları yok etmeyen Suriye, Lübnan’ı işgal etti ve sivil savaş 1990’a kadar devam etti. Lübnan’ın çeşitli bölümlerinde kabileler kendi kontrollerini kurdular. İran, Şii taraflardan Hizbullah’ı desteklemeye başladı. Lübnan içindeki çatışma dini gibi gözükse de daha çok aşiretlerin para, güvenlik, intikam ve güç elde etme savaşıdır. Başkent Beyrut bu savaşın ana muharebe alanı oldu. 1983’de Beyrut’ta yapılan saldırıda yüzlerce askeri öldürülünce, Amerika, burada çıkarı olmadığına karar verdi ve ülkedeki birliklerini çekti. Bugünkü Lübnan, arkasında aşiret liderleri ve savaş ağaları olan kukla politikacılar tarafından yönetilmektedir.
Siyasal İslam, bir ideoloji olmaktan ziyade Batılılardan tarafından yazılmış ve partilerden siyasi hareketlere, ılımlıdan radikal terörist gruplara değişen bir görevli grubunun eline verilmiş öğretidir (31). Bu öğreti AKP’lerden Müslüman Kardeşler’e El Kaide’den IŞİD’a Ortadoğu’da her gün yeni ve farklı gruplar ortaya çıkmasının ve çatışmaların kaynağıdır. Barışçı gözükenden terörist olanlara bu grupların her biri bir kısım insanları içine çekmekte, onları aynı öğretinin altında toplamaktadır. IŞİD da bu grupların bir tanesidir ve sonuncusu olmayacaktır. Ortak özellikleri geçmişin hayalleri ile gelecek kurmaktır. Dine dayalı dogma toplum anlayışını modern hayata adapte edemedikleri için herkesle çatışmak, acımasız olmak ve bir kez iktidarı ele geçirince diktatörlüklerini kurmak istemektedirler. Ortadoğu’da mezhepsel çoğunluk üzerine kurulmuş otoriter rejimler Mısır, Suriye, Libya ve Irak’tadır. Bu ülkelere her türlü dış müdahale diğer tarafın radikalleşmesine yol açacaktır. Ortadoğu’ya yapılan müdahalelerde ABD’nin bölgesel taşeronlara başvurması, bu ülkelerin bir yandan kendi gündemlerini uygulaması stratejik uyum sorununu getirdi (32). Örneğin, Türkiye’nin Suriye’de açıkça muhalifleri desteklemesi, diplomatik yollardan çözüme ulaşmanın önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Ortalığa gelecekte pek çok İslamcı grup çıkacak ve kendi devletlerini, emirliklerini ve halifeliklerini ilan etmek isteyecekler. Bu mücadele cihatçı hevesleri de geride bırakıp birbirleri ile çatışmanın önünü açacak. Örneğin Eylül 2014 başında Nijerya’daki İslamcı terör grubu Boko Haram lideri Ebu Bakar Şekau, yeni bir video yayınladı ve ülkenin kuzeyinde İslamcı bir devlet kurulmasından bahsetti (33). İşin ilginç yanı Nijerya toprakları 1800’lerin başında İngilizler tarafından ele geçirildiğinde burada Sokoto halifeliği kurulmuştu. Şimdi bu hayale geri dönülüyor. İslam’ın temel felsefesine göre Müslüman toplumu için sadece bir halife olmalıdır ancak Batı projeleri gelecekte Müslüman dünyasına tarihte olduğu gibi halifeler savaşını da getirebilir. Geçmişin halifeleri, emirleri ve sultanları bugün suni ve zayıf İslam devletleri içinde yaşıyorlar. Bu devletler hiçbir zaman ulus-devlet olamadı ve olamayacak da. Dağılmaları için arı kovanının çomaklanması yeterlidir.
Modern Müslüman toplumların halifelik ve emirlik peşindeki radikal İslamcıları entegre etmesi de mümkün değildir. Birinci Dünya Savaşı öncesi Batılılar tarafından Osmanlıya karşı Araplara enjekte edilen milliyetçilik ise din ve kabile savaşlarının içinde kaldı ve çoktan İslamcılık tarafından bastırıldı. Hamas ve Hizbullah milli kurtuluş hareketleridir ama Arap kimliği ve milliyetçiliği ne kadar güçlüdür? Arap milliyetçiliğinin temeli önceleri Türk düşmanlığı idi, daha sonra yabancı düşmanlığı oldu. Lübnan ve Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da bu küçük grupların savaşından birileri yenik çıksa bile kalanlarla bir devlet olmaz. IŞİD’i yok edecek bir Arap çözümü yoktur. Müslüman Kardeşler’in Hamas ve IŞİD’in kaynağı olduğunu unutmayalım. Lübnan-Suriye, Suriye-Irak sınırı artık tıpkı Türkiye’nin Irak ve Suriye sınırları gibi belirsiz hale geldi. Çünkü zaten bunlar doğal sınırlar değildi. Artık, Irak ve Suriye’de ülke bütünlüğünü sağlamanın da mümkün olmadığı anlaşıldı. Batının getirdiği kuklalar da hep kral ya da diktatör olmaya heveslendi. Irak’ta Şii, Sünni ve Kürtlerin bir arada yaşamasının artık fantezi olduğu ortaya çıktı. Şimdi karar verilmesi gereken bu ülkelerin nasıl bölüneceğidir. Bu karara Libya’nın bölünmesi de dâhil edilecektir. Mesele Türkiye, İran, İsrail ve Suudiler gibi bölge ülkelerini yeni haritaya razı etmektir. Türkiye içinde AKP ile oynanan demokratik (!) çözüm süreci bu ikna operasyonunun parçasıdır. Nihayetinde Suudiler, hemen yanı başlarında yeni bir Şii devletini, Türkler ve İranlılar ise Kürt devletini istemeyecektir. Amerikalıların aklından yeni bir Osmanlı düzeni kurmak bile geçmektedir ancak, Türkiye’deki hükümetin gerçek niyetlerini bilmektedirler. Tarih yapay devletlerin Ortadoğu’da yaşamayacağını göstermektedir. Çare, çaresizlik olan Lübnan modelinin yani her aşiretin kendi kontrolünde bir bölgeyi elinde tuttuğu modelin doğuya doğru yayılmasıdır (34).
Bugün milli sınırlar içinde yaşıyor gibi gözüken çoğu İslamcılar, Müslüman Kardeşler ya da cihatçı grupların Ortaçağ’a dönme hayallerinin baskısı altındadır. Halifelik ve emirlik hayalleri geri dönüyor çünkü modern Müslüman ulus-devletler içinde demokratik ve ekonomik sistemler kurma ideali bizzat Batılıların arkasında olduğu İslamcılar tarafından akamete uğratıldı. İslamcılar, ekonomik çaresizlik içindeki halkın özellikle gençlerin hayallerini çalma avantajına sahipler ve bunu korumak istiyorlar. Siyasal İslamcılar, bunu geçmişin imparatorluğunu yeniden kurma hayali üzerinden, radikaller ise yeni bir devlet kurarak gerçekleştirme yolunu seçtiler. Ancak, öne sürülen düşman perde arkasındaki Batı değil, diğer mezhep yani Şiiliktir. Bütün bu çelişkiler, geleceğin çıkmazlarının ve sonu gelmeyen yeni savaşların habercisidir. İslam kendi içinde yabancılaşmakta, kutuplaşmakta yeni çatışma sahaları ortaya çıkmaktadır. Radikal İslamın, Batılılar tarafından tüm İslam dünyasına başına musallat edilmesi projesi başarıya ulaşmaktadır. 2006 yılı Haziran sayısında ABD Silahlı Kuvvetleri Dergisi’nde yayınlanan harita, ABD’nin Ortadoğu için niyetlerini ortaya koyuyordu; birer Sünni Arap ve Şii Arap devleti ile bağımsız bir Kürdistan kurulması. Bu yüzden ABD Merkez Komutanlığı’nın sorumluluk sahasını gösteren haritada Türkiye’nin sadece güneydoğusu bu komutanlığın sorumluluğuna bırakılmıştı. Yeni harita Ortadoğu’nun etnik ve mezhep temelinde Balkanlaşması yani küçük devletllere bölünmesi, büyüklerin ise ufalanması anlamına gelmektedir. Bu plana göre; Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Libya etnik ve mezhep temelli küçük devlet ve parçacıklara bölünecektir.
Yeni Ortadoğu planı Suriye’de denize yakın bir Alevi devleti, Halep civarında bir Sünni devlet ve Şam’da diğer bir Sünni devlet, Ürdün kuzeyi ve Golan civarında bir Dürzi devleti kurulmasını öngörmektedir. Ortadoğu’nun sürüklendiği Suriye ve Irak’ta yaşanmakta olan mezhep savaşının arkasında Batının enerji kaynakları ile ilgili yeni planları var. Bu savaş 2008 yılında RAND Corp. tarafından hazırlanan bir rapora dayanarak (35), “uzun savaş” olarak nitelendirildi. Bu rapora göre petrol rezervlerinin bulunduğu bölgeler arasındaki kırılamaz hatlar kurmak için mezhep savaşlarından nasıl istifade edileceği anlatılmaktaydı. Rapor, Selefi-Cihatçı grupları birbirine karşı savaştırarak ülkelerin bölünmesini yani böl ve yönet stratejisini öngörmekteydi. Bu stratejinin uygulanmasında örtülü operasyonlar, bilgi operasyonları, düzensiz kuvvetler ve yerel güvenlik güçlerinin desteklenmesi yöntemleri kullanılacaktı. ABD ve bölgesel müttefikleri ulusal cihat grupları ile vekilli savaşlar yapacak ve ulus aşan cihatçılara yerel halkın gözünden düşürecekti. Batılı liderler, Sünni-Şii çatışması diye tanımlanan bu savaşta Şii harekete karşı muhafazakar Sünni rejimler yanında yer alıyor gözükecekti. Hesaba göre bu uzun savaş stratejisi cihatçı grupların desteklenmesi Batıya yönelik El Kaide tehdidini ve bu tür örgütlerin enerjisini de başka hedeflere yöneltecekti (36). Böylece El Nusra ve IŞİD gibi örgütler kuruldu, Amerikalı, İngiliz ve Fransız özel kuvvetleri ve askeri danışmanları bu işte rol aldı. Ortada Müslümanların birbirine kırdırılacağı bir senaryo var ve Batı burada ellerini yıkama ihtiyacı duymayacaktır. IŞİD ile birlikte sürecek uzun savaş’ın yeni safhasında bölgesel savaş bekleniyor, yeni terör örgütleri ile birlikte yeni ittifaklar da görülecektir.

Sonuç
Suriye’de iç savaşı tezgahlayan, muhalifleri eğiten ve destekleyen ABD, İngiltere, İsrail, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın başını çektiği grup şimdi de Irak’ta kendi kurdukları IŞİD’a karşı askeri karşı bir askeri bir koalisyon kurdular. IŞİD operasyonu biterken suçlular koalisyonu da bitecek, Suriye ve Irak’a komşu bu ülkelerin gerçek savaşı başlayacaktır. Amerika, Yeni Ortadoğu haritasında yeni Amerikan müdahalelerinin basamakları olacak küçük mozaik taşlar oluşturuyor. Diğer yandan bölgesel dengeler yeniden kuruluyor. Yeni bölgesel rekabette her ülke birbiri ile yeni bir ittifak kurabilir veya eskisine ihanet edebilir. Bu ülkelerin çoğu şimdi aynı koalisyon içinde yer alsa da, ABD karşısında başka seçenekleri yoktur. ABD, yeniden müdahale ihtiyacı duyana kadar bu bölgesel kaosta dengelerin bozulmasını bekleyecektir. Ancak, dolaylı müdahale yani içimizdeki oyunları hep devam edecektir. Ortadoğu’nun gerçek sorun bölgedeki çıkarları için ülkeleri birbirine düşüren yabancı güçler ve kendi iktidarlarını korumak için onlarla işbirliği yapan liderlerdir. Yabancı güçler bu coğrafyadan gitmedikçe terör ve sefalet Ortadoğu’nun kaderi olacaktır. Dünyanın gerçek gündemi, çok önceden hazırlanmış bir komplo planı çerçevesinde tüm dünyaya yalan söyleyen, doğruları saklayan ve masum insanların kanları üzerinden özel çıkarlarının sağlamaya çalışan, terörle mücadele görüntüsü altında terörü üreten ve yayan bu ittifakı dağıtmak olmalıdır. Son gelişmeler Türkiye’nin de yeni Ortadoğu hayallerinin sonunu getiriyor. Ortadoğu’da bir kaç terörist örgüt dışında dostu kalmayan; Şam, Tel Aviv ve Kahire’den büyükelçileri kovulan; Suriye sınırında teröristleri destekleyerek iç savaş başlatan; Irak’ta merkezi hükümete karşı Kürtleri destekleyen; Libya, Suriye ve Mısır’da Müslüman Kardeşlerin, Filistin’de Hamas’ın arkasında olan Türkiye’yi içeride olduğu gibi dışarıda da iyi günler beklememektedir.


Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz

Kaynakça

(1) George Friedman: The Virtue of Subtlety: A U.S. Strategy Against the Islamic State, Geopolitics Weekly, (September 9, 2014).
(2) Julie Levesque: The History of ISIS Beheadings: Part of the “Training Manual” of US Sponsored Syria “Pro-Democracy” Terrorists, Global Research, (Sep 19, 2014).
(3) Adeyinka Makinde: Debacle of a “Great Game”: The Islamic State (IS) and America’s War on Iraq and Syria, Global Research, (August 10, 2014).
(4) Press TV: The CIA was “Training the ISIL” and Now it is being Asked to “Go After the ISIL”, Global Research, (September 19, 2014).
(5) Der Spiegel: The United States is Training Syrian Rebels in Jordan, (March 11, 2013). Guardian, (March 2013)
(6) Robert Golan-Vilella: Authorization for Use of Military Forever, (September 11, 2014).
(7) Ernesto J. Sanchez: What Does International Law Say about Bombing ISIL in Syria?, Indian Strategic Studies, (September 10, 2014).
(8) Daniel R. DePetris: How Obama Should Counter the Islamic State, Journal on Terrorism and Security Analysis, (August 29, 2014).
(9) Daniel R. DePetris: What Is Europe Doing to Stop the Islamic State? Journal on Terrorism and Security Analysis, (August 20, 2014).
(10) Associated Press: New Stream of Foreign Fighters from Europe as Kurds Take up Arms Against Islamic Militants, (16.09.2014).
(11) Adeyinka Makinde: Debacle of a “Great Game”: The Islamic State (IS) and America’s War on Iraq and Syria, Global Research, (August 10, 2014).
(12) Daily Beast’s “America’s Allies Are Funding ISIS,” the London Telegraph’s “How Isil is funded, trained and operating in Iraq and Syria,” and the Daily Mail’s “Cameron tells European leaders to ‘be good to their word’
(13) London Daily Express: The Islamic State Terrorists Had Money and Arms Supplied by Qatar and Saudi Arabia
(14) Daily Telegraph, (June 12, 2014).
(15) Robert Fisk: Sunni Caliphate Has Been Bankrolled By Saudi Arabia, ICH, (June 13, 2014).
(16) Times of Israel: Palestinians Said Heading to Syria, Iraq to Join Islamic State, (June 23, 2014).
(17) Zalmay Khalilzad: A Five-Step Plan to Destroy the Islamic State, (August 22, 2014).
(18) Cheryl Benard: America: Help Kurdistan Hold the Line, Metis Analytics, (August 6, 2014).
(19) Stratfor: In Iraq, the United States and Iran Align Against the Islamic State, Analysis (August 20, 2014).
(20) Zalmay Khalilzad: What Obama Left Out of His IS Strategy: A Political Settlement in Syria, September 17, 2014
(21) Radikal: Notes from Erdogan-Obama Meeting Revealed, (September 15, 2014).
(22) Jonny Hogg, Nick Tattersall: Turkish Reluctance Hurts U.S. Plans for Coalition Against Islamic State, Reuters, (16.09.2014).
(23) Ben Cohen: The Danger of Depending Turkey, JNS.org, (September 15, 2014).
(24) Brıj Khindaria: Obama’s Hard Choices: Islamic State or Just Terrorists? Foreign Affairs, (Aug 20, 2014).
(25) Daniel R. DePetris: Obama's Strategy in Iraq: Operation No Boots on the Ground, (Aug 11, 2014).
(26) Michael Rubin: Beyond Bombing Iraq: Obama Needs an ISIS Strategy, American Enterprise Institute, (August 12, 2014).
(27) Michel Chossudovsky: “Going After” the Islamic State. Guess Who is Behind the Caliphate Project?, Global Research, (September 12, 2014).
(28) Mahdi Darius Nazemroaya: America’s “Coalition of the Guilty” is the Problem in Iraq and Syria, Russia Today, (September 18, 2014).
(29) Suphi Saatçi: Irak Türkleri, Ötüken Neşriyat, (İstanbul, 2003), s.3.
(30) Alexander Joffe: From the Ashes of Iraq: Mesopotamia Rises Again, The Ancient Near East Today, (August 20, 2014).
(31) Paul R. Pillar: The Latest Cost of Islamophobia, (September 10, 2014).
(32) Robert W. Merry: Who Is More Responsible for the Rise of ISIS? Bush or Obama?, (Sep 17, 2014).
(33) Stratfor: As Caliphates Compete, Radical Islam Will Eventually Weaken, (September 7, 2014).
(34) George Friedman: Iraq and Syria Follow Lebanon's Precedent, Geopolitical Weekly, (Aug 26, 2014).
(35) Christoper G. Perrin, Brian Nichiporuk, Dale Stahl, Justin Beck, Ricky Radaelli-Sanchez: Unfolding the Future of the Long War: Motivations, Prospects and Implications for the U.S. Army, RAND Corp., (Santa Monica, 2008).
(36) Adeyinka Makinde: ibid, (August 10, 2014).

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Mikdat erez :

yorumlarınozı ilgi ile izliyor ve dikkatle okuyorum.teşekkürler türk siyasi hayatına bence müthiş katkılar sunuyorsunuz.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder