Soner Polat - Türkiye, Avrupa Birliği'ne giremez! 23 Eylül 2014, 23:47

Holding basını son günlerde Türkiye’nin Avrupa Birliği çıkmazını yeniden manşetlerine taşımaya başladı. “Türkiye’nin 3 Adımlı Yeni AB Stratejisi (Milliyet, 19 Eylül 2014)” gibi başlıklarla pilavı pişirip pişirip yeniden önümüze koyuyorlar. Seyircisi giderek azalan tiyatro, yeni oyun ve oyuncularla gündeme tutunmaya çalışıyor. “Yeni bakan, yeni heyecan!” gibi sloganlarla sahte rüzgârlar estiriliyor.

Hatırlayalım, AB tutkusunu zirveye tırmandıkları dönemde ne diyorlardı : “Kör müsünüz, görmüyor musunuz, Yunanistan, Portekiz ve İspanya AB’ye girdikten sonra ekonomik sıçrama yaptı!”

Türkiye’de, AB’nin ülke ekonomisini uçuracağı söylentileri yayılıyordu. Başta Yunanistan olmak üzere, İspanya ve Portekiz’in aldığı yardımlar öne çıkarılarak, insanlara zenginlik türküleri söyleniyordu. Oysa ilk darbeleri bu ülkeler yiyecekti. Üç ülke de kendilerine göre bir sanayi hamlesi yapmış, yavaş ama sağlam adımlarla kendi yollarında ilerliyordu.

Ancak tuzağa düştüler.
Avrupa’nın güçlü sanayi ülkelerinin rekabetine dayanamayarak, filizlenmekte olan yeni yatırım alanlarını kaybedecek, kendi geleneksel alanları olan, turizm, tarım, denizcilik gibi sektörlere sıkıştırılacaklardı. Mahalle bakkalı Ahmet Amca’nın dev süper/hiper market zincirleri karşısında hiç şansı olamazdı! Sonunda dükkânının kapısına kilit vuracak ve daha uygun koşullarda geçinebileceği köyünün yolunu tutacaktı. Öyle de oldu!

İtalya için bile ciddi riskler vardı. Roma’da Deniz Ataşesi olarak görev yapmakta iken Opel Astra marka bir otomobil almaya karar verdim. Ağabeyim Almanya’da yaşadığından, arabayı orada aldığım takdirde daha ucuza mal edebileceğimi düşündüm. Her iki ülkede de diplomatik indirimden yararlanma hakkım vardı. Ancak yanıldım. Araba İtalya’da, Almanya’ya göre 2500 dolar daha ucuzdu. Muhtemelen Opel, Fiat’ın piyasasını kapmak için ucuz fiyatlarla İtalya pazarına giriyordu.

Dikkat ediyor musunuz? Bir zamanlar Yunanistan’ı AB’nin uçurduğunu kulağımıza fısıldayan güdümlü AB’ciler, bu ülke iflas edince, suspus oldular. Aslında şöyle de söyleyebilirlerdi: “Biz yine aynı noktadayız. Evet, AB Yunanistan’ı uçurdu ama iniş takımlarını yerleştirmeyi unuttukları için bu ülke yere çakıldı!”

Ancak görüyorum ki şimdi de yeni oyuncaklar edinmişler. Somut hedefler, açık çıkarlar artık gösteremiyorlar! Günümüz için pazarladıkları havuçlar soyut, belirsiz laf salataları: “Siyasi reform süreci 12 Eylül darbesi döneminin izleri silinerek hızlandırılacakmış, AB müktesebatına uyum için Türkiye ulusal (!) programı hazırlanacakmış, AB iletişim stratejisi ile yanlış algılamalar giderilecekmiş! (Milliyet, 19 Eylül 2014)”

Sevgili AB yöneticisi kardeşlerim, siz önce bu mucizevi iletişim tekniklerinizi (!) en güçlü olduğunuzu düşündüğünüz Fransa’da uygulayın! Bakın adamınız Devlet Başkanı sosyalist (!) Hollande zor durumda, tutunacak dal arıyor. Ulusal Cephe Partisi Lideri Marine Le Pen’in ayak seslerini duymuyor musunuz? Bütün politikalarını AB karşıtlığı üzerine oturtmuş durumda! AB’ye vurdukça oy topluyor…

Avrupa Birliği’nin pompaladığı liberal ekonomi mucizesi palavralarını bir önceki asırda, devrinin en ünlü iktisatçıları arasında gösterilen ve Almanya’nın ekonomik alt yapısının mucidi olan Friedrich List (1789-1846) bakın nasıl bilimsel gerekçelerle çürütüyordu: “İki ayrı ülkedeki iki liberal ekonomi birbirine açılırsa, bu düzen sadece bir ülkeye, daha güçlü ekonomik alt yapıya sahip olan ülkeye yarar!”

Türkiye’nin, jeopolitik ve sosyo-kültürel nedenlerle AB’ye asla tam üye olamayacağını, AB çevreleri ve Türkiye’deki AB borazancıları hepimizden iyi biliyorlar. AB, Türkiye’yi denetiminde tutmak ve sömürmek için “bir gün alacağım! (zaman zaman Nicholos Sarkozy, Gerhard Schröder gibi gerçekleri ağzından kaçıranlar da oluyor!)” oyunu oynuyor. Türkiye’de AB savunucuları ise bu oyundan iktisadi ve siyasi çıkarlar sağlıyorlar. Ayrıca, ABD de Türkiye’yi Batı yörüngesinde döndürmek için bu süreci önemli bir vasıta olarak görüyor.

Seyircisi her geçen gün azalsa da, bu Meclis kompozisyonu devam ettiği sürece, bu drama sahnelenmeye devam edecektir. Ancak unutmayalım, her koşulda kaybeden Türkiye ve Türk milletidir. AB konusu, uçsuz bucaksız derin bir konudur. Jeopolitik, stratejik, siyasi, ekonomik, kültürel, psiko-sosyal boyutları vardır. Bu yazıda sadece küçük bir ucundan tuttuk. Gündeme geldiğinde diğer boyutlarını da ele alacağız.

Bütün boyutlarıyla konu derinlemesine analiz edildiğinde ortaya şu sonuç çıkar: “Türkiye AB’ye asla tam üye olamaz, tam üye olduğu gün Avrupa Birliği dağılır!”


Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr

Etiketler

Yorumlar

Cem Hayrullah Özbudun :

Sayın Amiral Polat yukarıda son derece önemli ve doğru bir analiz yapmıştır. Fakat bu makalede iki tane cümleyi kabullenmekte zorluk çekiyorum: 1) “TC Hükümeti’nin yönettiği Türk Devleti, öncelikle aşağıdaki soruların cevabını TSK’ya net bir şekilde bildirmelidir.” Türk Devleti, bir TC Hükümeti tarafından yönetilmekte değildir. 2) “Bu kargaşanın sorumlusu TSK değil, verdiğimiz oylar nedeniyle bizleriz! Kendi düşen ağlamaz!” İktidar da, muhalefet te TC’nin menfaati için çalışmayıp bilakis Cumhuriyetimizi ve Türk insanını lağvetmekle görevlidir. Keşke Amiral Polat sıraladığı tüm soruları bu iki ufak ayrıntıyı gözardı etmeden sorsaydı. TSK’da düşmanın sunduğu dış Tezkereyi değil kendi hazırladığı bir iç Tezkereyi oluşturarak yapması gerekeni yapar ve ancak bu durumda “bu kargaşanın sorumlu”larından biri olmaktan kurtulup esas görevini yerine getirmiş olur. Cem Hayrullah Özbudun

Emre ikan :

Millet oralara gidip calismak, yasamak icin destekliyor AB surecini . Kim ulusun gelecegini dusunerek yaklasiyor bu konuya ? Tabiki hic kimse. Amac daha iyi yasam kosullari, dusunceyi soyluyorum, katildigimi soyleyemem.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder