banner864

Soner Polat - Yasalarla toplumu boğmak! 19 Ekim 2014, 02:01

Ünlü Fransız düşünür Montesquieu’nun “Kanunların Ruhu Üzerine” adlı eseri hukuk camiasının başvuru kitaplarından birisidir. Kitap kadim çağlardan itibaren yasaların doğuş nedenlerini incelemeye çalışır. Her toplum, kendi özgün sosyo-kültürel yapısına ve özel ihtiyaçlarına göre yaşamı kolaylaştırmak ve bir düzen yaratmak için yasalar çıkarır ve dönemin koşullarına göre bu yasaları günceller.

Montesquieu, yasaların kökenini ilk çağlardan itibaren mukayeseli olarak izleyerek, yaşadığı ülkeye getirir, toplumun yarattığı sosyal değerler ve doğayı göz ardı etmeden bir hukuk mantığı ortaya koyar. Kitap, adeta hukukun canlı tarihini yaşatır. Her yasanın doğuşu, en az 2000 yıllık bir geçmişin birikimini taşır.

Ülkemizde ise, üzülerek söylemeliyim ki yasalar günlük ya da dakikalık ihtiyaçların bir tezahürü olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman da bir çıkar grubunun ve hatta bir kişinin özel ihtiyaçlarını gözetir. Bazen ziynet eşyası ithalatındaki vergi miktarını sıfırlar; bazen de tek bir bürokratı güvence altına alır! Tarihsel süreçler ve sosyal gerçekler göz ardı edildiği gibi, ülke içinde yıllar içinde oluşan denge mekanizmalarının yerle bir edilmesini hiç kimse umursamaz. Son dönemlerde moda olan torba yasalarla sapla saman birbirine karıştırılır. Ortaya bir yasa kargaşası çıkar; yasalar yaşamı kolaylaştıracağına, çekilmez hale getirir; insanları boğmaya başlar.

Adalet Tanrıçası Themis öylesine ağır tecavüzlere maruz bırakılır ki en kaygısız olanları bile isyan noktasına getirir. Hukuk zalimin sopası olur. Aynı davada PKK’lı cani muteber bir tanık, Genelkurmay Başkanı terörist bir sanık oluverir. Hukuk, bir ilkokul öğrencisini bile hayretler içinde bırakacak şekilde doğasından ve ruhundan uzaklaştırılır. Özel yetkili mahkemelerin kaldırılmış olması, ülkedeki tüm hukuki sorunların bittiği anlamına gelmez. Çünkü hukuksuzluğu yaratan tüm koşullar yerli yerinde durmaktadır.

Karşımıza çıkan tablo o kadar karamsardır ki sığınacağımız güvenli bir liman kalmamıştır. Özel yetkili mahkemelere kol kanat geren hükümetin, bilinen nedenlerle yolunu ayırmasından sonra, bu mahkemelerde görev yapan savcı ve yargıçlara muhalefet partileri adeta kucak açar. İş o denli ileri götürülür ki bu mahkemelerin simge ismi bir savcı için bir muhalefet lideri, “Kendisi tanırım, asla yalan söylemez!” der. Bu ise değirmenlerine su taşıdığı sürece Meclis’teki partilerin hukuk mukuk tanımayacağını gösterir.

Türkiye, maalesef henüz Kanunların Ruhu’nun izini sürebileceği bir olgunluğa ulaşamamıştır. Bu noktaya gelmenin birinci koşulu, “Bir kişi için yapılan haksızlığın tüm toplum için yapılmış sayılacağı” ilkesinin toplumun çoğunluğu tarafından benimsenmesidir. Askeri Casusluk (!) Davası için yapılan sessiz çığlık eylemlerine toplumun duyarsız kalması bu konuda güzel bir örnektir. Size dokunmayan yılan bin yıl yaşayabilir. Ama unutmayın, yılanın bir sonraki hedefi olmayacağınızın hiçbir garantisi yoktur. Her toplum yılanlardan arındırılmış güvenli bir ortamda yaşamak ister.

Hukuk ve adalet gezegenindeki karbon monoksit oranı zaten tahammül edilmeyecek boyutlara ulaşmışken, yeni bir gaz tehdidi ile karşı karşıya kaldık. Sızan bilgilere göre, hükümetin yeni yasa önerisi ile polise geniş yetkiler verilirken, soruşturmalar büyük ölçüde gizli bir hale getiriliyor! Önce içeri giriyorsunuz, günün birinde (!) niye içeri tıkıldığınızı öğreniyorsunuz! Asıl önemlisi ise hukukçuların temel ilke olarak gördükleri “somut delilin” yerini “makul şüphenin” alması. Makul şüphe ile malınıza bile el koyulabilecek! Makul Şüphe ile otobüs yola çıktığında, nerede duracağını hiçbir âdemoğlu bilemez!

Kanunların ruhu ile konuya girmiştik. Makul şüphe ile mala el koyma yönünde hukuki bir düzenleme yapma, aslında insanlığın ve hukukun gelişim sürecinden bihaber olma anlamı taşır! İlk çağlarda insanlar sadece ihtiyaçlarını temin ederdi. Daha sonra özellikle tarım ve hayvancılığın gelişmesi ile ihtiyaçtan fazla mal ve ürün elde edildi; böylece özel mülkiyet kavramı ortaya çıktı. Bir kurallar manzumesine (hukuk) dayanan devletleşme yönündeki ilk adımlar özel mülkiyetin güvence altına alınması ihtiyacından doğdu. Özel mülkiyete geçme, devletleşme sürecini tetiklediği için insanlığın ileri bir aşaması olarak görülür. Yani, hukukun belki de en temel kaynağıdır. Makul şüphe ile mala el koyma hukukun tersine çevrilmesinden başka bir şey olamaz!

Hukuk Devleti zaten Kaf dağının ardındaydı. Kanun Devleti çoktan sallanmaya başlamıştı. Çünkü aynı kanunlar, yerine, adamına, olaya, davalı ve davacılara göre farklı uygulanıyordu. Şimdi ufkun ardında, biber gazları arasından gördüğümüz Polis Devletidir.

Cesaretle adım atarak, ancak yeni bir ruh, yeni bir heyecan ve yeni bir örgütlenme ile bu sorunların üstesinden gelebiliriz. Toprağımıza ve hukukumuza sahip çıkmalıyız…

Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Soner Polat :

sayin suat hayta beyefendi; ilginiz ve güzel düşünceleriniz için teşekkür eder; saygılar sunarım.

suat hayta :

sayın soner bey vatandaş sesini duyuramıyor gerçekten doğru ve dürüst bir fikiri ele almışsınız bizlerde arkadaşlar arasından tartışıyoruz ama siz çok net ülkemizin yaşanan tablosunu yansıtmışsınız tebrik ederim yorumunuz harika olmuş yüregine sağlık

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder