banner864

Mehmet Bedri Gültekin - Ayn el-Arap’ta ABD silahı ile savaşan, DTCF’de “Mustafa Kemal’in Askerleri”ne saldırır! 22 Ekim 2014, 15:24

1991 yılında ABD’nin Irak’a saldırmasının ardından ABD PKK ilişkilerinin çeşitli düzeylerde kurulduğu ve sürdürüldüğü biliniyor. Çekiç Güç’ün PKK’ya desteği, TSK’nın raporlarına girdi.

Ama bütün bu ilişkilerin gizli olarak yürütülmesine özen gösterildi. Özellikle ABD PKK ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, konu her gündeme geldiğinde ısrarla söyledi. ABD’nin resmi söyleminde PKK hep “Terör Örgütü” olarak kaldı.

Şimdi yeni bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Irak ve Suriye’de, IŞİD’in saldırılarıyla birlikte PKK ile olan ilişkiler, ABD’nin resmi ve en yüksek makamları tarafından kabul edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jen Psaki, Ayn el-Arap’taki PYD güçlerine hava yoluyla silah ulaştırdıklarını açıkladı. Sözcü Yardımcısı Marie Harf ise “PYD’yi terörist örgüt olarak görmediklerini” belirtti.

PYD sözcüsü Polat Can, ‘IŞİD mevzilerini bombardıman eden ABD Ordusu ile ilişki içinde olduklarını, bombalanacak yerlerin koordinatlarının kendileri tarafından komuta merkezine verildiğini, Kobanê’de kazanırlarsa bunun ABD’nin zaferi anlamına geleceğini’ söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Jhon Kerry, Endonezya’da yaptığı bir konuşmada “Kobanê’de PYD’lilerin IŞİD’e karşı kahramanca savaştıklarını” belirtti.

21 Ekim tarihli Aydınlık, ABD Özel Savaş kuvvetlerinin önemli bir birimi olan Delta Force’un Ayn el-Arap’ta PYD’lilerle birlikte savaştıklarını manşet haberiyle duyurdu.

Kısacası gelinen aşamada ABD, Ortadoğu stratejisinde PKK’yı çok önemli bir “enstrüman” olarak gördüğünü dünya aleme ilan etmiş bulunuyor. Üstelik bütün bu açıklama ve tavırlar, TSK’nın ve Erdoğan’ın “PYD, terörist bir örgüttür” dedikleri günlerde oldu.



Ankara’daki saldırı

Aynı günlerde Ankara’da bir başka gelişme daha yaşandı:

21 Ekim günü Ankara’nın göbeğinde Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde PKK’lı bir grup öğrenci, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolaysıyla masa açan TGB’li öğrencilere bıçaklarla saldırdı.

PKK’nın kuyruğundaki bir avuç vatansız “solcu” da bu saldırıda PKK’lı saldırganlara eşlik etti.

TGB’li öğrenciler, saldırıya karşı koydular. Bütün öğrencilerin kendilerini ifade etme, örgütlenme ve siyasi görüşleri doğrultusunda faaliyette bulunma hakkını savundular.

PKK’lı öğrencilere göre, TGB’lilerin öğrenci kulüplerinde örgütlenme ve görüşlerini dile getirme hakları yoktu. Çünkü TGB’liler ABD’ye karşıdır. ABD’nin emrinde kurşun asker olmayı kabul edenlerin halkların kurtuluşu ile bir ilişkilerinin olmadığını söylemektedirler.



İlericiliğin nirengi noktası
Ayn el-Arap’ta yaşanan gelişmeler ile Ankara’da Dil Tarih’te gerçekleşen saldırı arasında doğrudan bir ilişki vardır.

Suriye’de emperyalist saldırıda piyon olmayı kabul eden, elbette Ankara’da anti-emperyalist devrimci bir gençlik mücadelesine tahammül etmeyecektir.

Gelişmeler çağımızın bir büyük gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir: Emperyalizmin hedefi olan bir ülkede etnik sorunu silah ile çözmeye çalışanlar, kaçınılmaz olarak emperyalist senaryolarda figüran olur.

Son bir söz de vatansız solculara: Anti-emperyalizmi nirengi noktası olarak almayan bir siyasi hareket, günümüz dünyasında emperyalistler tarafından kullanılmak akıbetinden kurtulamaz.



Kazanan ve kaybeden
Dil Tarih’teki saldırı yeni bir gelişmenin başlangıcıdır. PKK, Türkiye’nin antiemperyalist gençliğine saldırarak kaçınılmaz sonunu biraz daha yakınlaştırmıştır.

Saldırıya tanık olan DTCF’li öğrenciler TGB’lilerle birlikte olduklarını çeşitli davranışlarıyla ortaya koydular.

Okul dışında biriken halk, “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganlarıyla kendilerini savunan TGB’lilere alkışlarıyla destek verdi.

PKK, Ankara’nın göbeğinde TGB’ye saldırarak gerçekte kaybetmiştir. Haklı zeminde kalarak öğrenciyi ve halkı kazanma çizgisini kararlılıkla uygulayan TGB ise kazanmıştır.



Mehmet Bedri Gültekin
mbgultekin@ip.org.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder