banner864

Oktay Yıldırım - Devlet, devlet olmazsa 02 Kasım 2014, 16:26

Geçenlerde Ulusal Kanal İç Anadolu bölge sorumlusu Teoman Alver anlattı. Askermiş Şırnak’ta. Yıl 2001. Yani AKP iktidarından hemen öncesi.
Bir dükkândan çıktıktan sonra, dükkân sahibi arkasından seslenmiş: “ekser ağa…” Bizimki dönmüş, bakmış ama yanına gitmemiş. Dükkân sahibi bakmış asker gelmiyor, koşarak yanına gelip kulağına fısıldamış: “tüfeğini dükkânda unuttun oğlum.”
Neden fısıldadığını söyleyeyim, etrafta komutanları varsa duymasınlar diye… Yani o gün Şırnak’lı vatandaş Mehmetçiği komutanına karşı bile koruyor.
Yıl, 2014. AKP iktidarının on ikinci yılı. Yüksekova’da üç şerefsiz, sokakta yürüyen üç askerin başına, hem de arkadan tam 25 el ateş ediyor. Ve oradaki dükkân sahipleri sadece olan biteni izliyor. Bilinçli ya da korkudan!
Vatandaş aynı vatandaş... Terör aynı terör... Ama davranış niye bu kadar farklı? Çünkü devlet yok artık oralarda.

BİTLİS VALİSİ’NE SORULAR

Aydınlık’ın haberine göre, Bitlis’te direğe bağlanarak kurşuna dizilen korucu Nihat Çaprak 12 Eylül günü kaçırıldı. Bölgede görevli askeri birlikler aynı gün operasyon yapmak için valilikten izin istedi. Ve Vali Bey bu izni tam 20 gün sonra vererek çaprak’ı kaçıran PKK’lıların ellerini kollarını sallayarak bölgeden uzaklaşmasına neden oldu… (29 Ekim)
O Vali’ye soruyoruz:
Operasyon iznini geciktirerek, PKK’lı gruba kaçış fırsatı verdiğinizin farkında mısınız?
Bunu bilerek mi yaptınız?
O PKK’lı gruba bu kaçış fırsatını vermenizin özel bir nedeni var mı, mesela “çözüm süreci” denilen PKK pazarlıkları nedeniyle devlet üst kademesinden bir telkin ve tavsiye aldınız mı?
Askeri bir uzmanlığınız var mı? Bir rehine ya da adam kaçırma eylemine nasıl müdahale edileceği konusunda eğitim aldınız mı?
O eğitimleri alan askerleri neden dinlemediniz?
O korucunun hayatının sizin için bir değeri yok mu?
Sizce o korucunun şehit edilmesinde bir payınız ve PKK’ya sağladığınız bir katkı var mı?
O korucunun cenaze namazına katıldınız mı?
Ailesinin yüzüne bakabildiniz mi?
Akşamları rahat uyuyabiliyor musunuz?

'DUYGUSAL DEVRİMCİLER'

Ergenekon savcıları yazdıkları iddianamede bizden “terörist” olarak söz ederken, onları şöyle tanımlıyordu: “Kalaşnikoflu duygusal devrimciler…” Eh bir de açılım zamanıydı ki, dağda onlarla çatışmaya girmek yasak hatta günah sayılıyordu. Karakolu basılınca ateş eden askerlerin tüfeklerini inceliyordunuz. Silahlı tören mangalarıyla şehre inin cenaze merasimleri yapıyorlardı. MİT Müsteşarları İmralı kapısında mektup bekliyor ve rica ediyorlardı: “Lütfen uzun yazmayın, Kandil’deki arkadaşlar da uzun yazıyor, çok bekliyoruz.”
Sokaklarını yaktılar bu ülkenin, okullarını yıktılar. Barış adına…
O “duygusal devrimciler” Yüksekova sokaklarında yürüyen üç Mehmetçiğe arkadan yaklaşıp 25 el ateş etti. Bir köy korucusunu elektrik direğine bağlayarak kurşuna dizdi. O “duygusal devrimciler” 29 Ekim günü eşi ve çocuğuyla alışveriş yapan astsubay Necdet Aydoğdu’yu eşinin yanında arkadan vurdu. Van’ı yaktı, Mardin’i, Şırnak’ı, Diyarbakır’ı savaşa alanına çevirdi.
Ve bunların siyasi temsilcileri durumu şöyle açıkladı: “Türkiye belirsiz bir ortama sürükleniyor.”
Evet. Haklısınız. Ve korkuyorsunuz. Çünkü belirsizleşeceksiniz. Size ve sizinle iş tutanlara ait bütün belirtiler yok olacak… O kadar iyi biliyorsunuz ki, Türk milletinin de bir sabrı var.
Bu aba altından sopa göstermeler, bu sokak aralarında kurulan alçakça kanlı pusular hep o korkunuzdan.

AKCHPKK’LILAŞANLAR

Amiral Soner Polat ulusalkanal.com.tr’deki köşesinde şöyle yazmış: “Aşağıdaki satırlar AKP’nin açılımdan sorumlu bakanı Beşir Atalay’a ait değil. Bu sözleri Başbakan Ahmet Davutoğlu da sarf etmedi. Boşuna akil (!) adamlara da bakmayın, onlara da ait değil! Selahattin Demirtaş, Hatip Dicle, Bölücübaşı Abdullah Öcalan da bunları söylemedi. Önce, akil (!) Kadir İnanır’ın bile inanamayacağı söylenenlere bakalım:  
"PKK veya PYD’nin Türkiye Cumhuriyeti ile olan ihtilafları ayrı bir konudur. Fakat orada bir ölüm-kalım savaşı veren, hak ve hukukunu korumaya çalışan bir Kürt halkı var. Bu yapılanma içinde çok farklı gruplar, dinamikler olabilir. Onlar bir araya gelip insanlığı tehdit eden IŞİD’e karşı mücadele ediyorlar. Dolayısıyla bu noktada PKK ya da PYD üzerinden söylem geliştirerek oraya sahip çıkmamak, destek vermemek kabul edilemez bir şeydir"
Bunları, Barzani’nin yayın organı Basnews’a söyleyip Sayın Soner Polat’ı şaşırtan CHP milletvekili Attila Kart. 
Ve değerli Komutanım yanılıyorsunuz. Bunları o saydığınız kişiler adına hatta onlardan bir adım öteye gidip söyleyen, aslında onların bütünüdür. Bu duruma da AKCHPKK’lılaşmak diyoruz. Biraz karmaşık, çünkü onlar da öyle…

BURSA NUTKU'NU UNUTMUŞ

AKP’nin fahri şeyhülislamı Hayrettin Karaman şöyle buyurmuş: “İslam'ın ve Müslümanların karşı çıktıkları (en azından fikir ve inanç olarak karşı çıkmaları gereken) ilke ise laikliktir. (…)Bazı Batı ülkelerinde olduğu gibi yumuşak laiklik uygulansa bile Müslüman buna razı olamaz; kabul şartı, yasama, yürütme, yargı, denetim gibi alanlarda, daha doğrusu hayatın her noktasında dinin rehber edinilmesi, meşruiyet kaynağının din olmasıdır.”
Buraya kadar olan kısmı fetvaydı. Bir de eylem önerisi var: “Müslümanlar İslam'a uygun olan ve olmayan rejimler, sistemler içinde yaşamak durumunda olabilirler; her hal ve şartta vazifeleri 'düşünce ve iman' olarak İslam'da kalmaları, değişmemeleri, değiştirmenin meşru ve makul yollarını aramakta daim ve ısrarlı olmalarıdır.” (30 Ekim)
Rejim değiştirmenin meşru ve makul yolları bulunur. İsterse Anayasa'ya aykırı olsun, hazret fetvayı verdi mi iş tamam. Ki, zaten Tayyip Erdoğan söylemişti. “gerekirse papaz cübbesi bile giyilebiliyor.”
Bilim için de görüşleri var şeyhülislamın, “o da vahyin izinde olacak ki, insanlıktan çıkıp hayvanlardan daha aşağı seviyelere inilmesin.”
İşte Bursa Nutku tam da bu durumlar için söylenmişti. Hoca unutmuş. Ama hatırlaması biraz zahmetli olacak gibi…

NASIL DA BİLİYOR

Zaman gazetesinden Mümtazer Türköne, MGK toplantısında Tayyip Erdoğan’ın Cemaat’i tehdit kapsamına alma teklifinde bulunacağını söyleyerek sormuş: “Meselâ paşalardan biri “Sayın Cumhurbaşkanım, elinizde delil var mı?” diye sorsa, bu soruya hazırlıklı gelen Erdoğan, Genel Sekreter’in yardımı ile Sabah Gazetesi kupürlerinden oluşan bir slayt gösterisi hazırlamış olamaz mı? Yine paşalardan biri kalkıp “yargıya intikal etmiş bir soruşturma veya savcıların itibar ettiği bir kanıt” diye bu kupürlere itiraz edecek olsa Cumhurbaşkanı: “Ya bu iş gazete kupürleri ile olmuyor mu? 28 Şubat’ta böyle olmadı mı?” diye bu itirazı susturmaz mı?” (30 Ekim)
Çünkü zamanında kendileri öyle yaptı. Önce gazetelerde uydurma haberler yapıp ardından bu haberlere dayanarak iddianameler yazdılar. Mahkemeler devam ederken de yine gazete köşelerinden, manşetlerden kararları ilan ettiler. Halkı inandırdılar. İşe bakın ki, mahkemeler de onların haberleri gibi kararlar verdi. Şimdi de bağırıyor. “gazete kupürüyle olur mu?”
Olur, kardeşim olur. Ne diyorlar bu duruma: “Men Dakka duka.”

JANDARMA, JANDARMA

Genelkurmay Başkanlığı Jandarmanın İçişleri Bakanlığı'na bağlanmasına ilişikin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Genelkurmay'ın teklifleri gizli ve kişiye özel olarak Başbakanlığa gönderildi. Kamuoyunu bilgilendirme yetkisi hükümetimize aittir.”
Ve İçişleri Bakanı Efgan Ala “Bu uygulamayla Jandarma siyasallaşacak mı?” sorusuna, “kamuoyunu bilgilendirme yetkisini” kullanarak şu cevabı verdi: “Siyaset kötü bir şey midir?”
Değildir. Ve teklifimdir, jandarma’nın başına da Ali Desidero geçsin.
Haydi, hayırlı traşlar Türkiye…

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Adil Aydın :

kalaşnikoflu katillerde öfke duygusu vardır, cahiller öfkeli olurlar. atilla kart kürt kartını papaz cübbesi sanmış, giymeye çalışıyor. hükümet kendisini devlet sanmış ise , askeri özel güvenlik görevlisi yapmaya kalkar.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder