banner864

Mehmet Bedri Gültekin - Kürtlere ve Alevilere kurulan Dersim tuzağı 13 Kasım 2014, 14:18

 Davutoğlu’nun 8 Kasım günü Hacı Bektaş Veli Derneği tarafından düzenlenen Aşure etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Dersim açıkça bir Kêrbelaydı” demesi, bilinen oyunun son hamlesi oldu.

Kürtlere ve Alevilere bir tuzak kurulmuştur. Emperyalistler ve bilumum Cumhuriyet düşmanları bir “yumuşak karın” tespiti yapmışlar. Akıllarınca o yumuşak karına çalışarak sonuç alacaklarını düşünmektedirler.

Dersim konusunu iştahla ilk gündeme getiren Tayyip Erdoğan oldu. Hatırlanacağı üzere Kasım 2011’de “Devlet adına”, 1938’de yaşananlardan dolayı özür dilemişti. Ve Dersim’de olup bitenlerin asıl sorumlusu olarak o dönemin iktidar partisi olan CHP’yi işaret etmekten de geri durmamıştı.

Erdoğan’ın vermek istediği mesaj açıktı. ‘Asıl sorumlu Cumhuriyettir ve dönemin CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı olan Atatürk’tür.’ Kısacası Tayyip Erdoğan Alevi yurttaşlara, “Atatürk ve Cumhuriyet sizi katletti, sizin düşmanınızdır” dedi.

Şimdi aynı mesajları Davutoğlu, Kêrbela benzetmesiyle yapıyor.

Hiçbir Alevi yurttaş, Erdoğan’ın ya da Davutoğlu’nun Alevileri düşündüğünü veya geçmişte yaşanmış olan acıları paylaştığını düşünmüyordur. Ama öte yandan Alevilerin önemli bir kısmının, Erdoğan ve Davutoğlu’nun bu “Dersimseverliği”nin nedenleri üzerinde de çok fazla kafa yormadığı da bir gerçektir.

“Dersim” adı bir coğrafyayı tanımlamanın ötesinde günümüz Türkiye’sinde, Cumhuriyet Devrimi’ne ve onun önderlerine karşı girişilen saldırıda kullanılan bir parola haline gelmiştir.

Kemal Kılıçdaroğlu da söz konusu parolayı tam da istenen amaçla kullandığını, CHP Olağanüstü Kurultayında yaptığı kimlik tanımlamasıyla duyurdu.

Demek ki emperyalistlerin ve gericiliğin “yumuşak karın” tespiti çok da yanlış değilmiş. Kılıçdaroğlu’nun “Ben Dersimli Kemal” diyerek yaptığı açılıma, Davutoğlu, “Dersim Kêrbeladır” diyerek yeni bir boyut getiriyor.

Yeni Kêrbela’ların yaratıcıları

Gerek Erdoğan’ın, gerekse Davutoğlu’nun Alevilerin yaşadığı acıları dillendirmelerinde en ufak bir samimiyet olduğunu düşünmek için safın safı olmak gerekir.
Onlar, Suriye ve Irak’ta körüklenen din savaşında ölen yüzbinlerce insanın kanından birinci dereceden sorumludurlar. Dünyanın 84 ülkesinden 80 bin terörist, çoğunlukla Türkiye üzerinden Suriye’ye girdi. Yüzbinlerce suçsuz insan, Kêrbela’yı aratmayan vahşetlerle katledildi.

Hergün yaşanmakta olan yeni Kêrbela’ların sorumluları, 75 yıl öncesinde yaşananları istismar ederek bugün işlemekte oldukları ve işleyecekleri suçları örtmeye çalışıyorlar.

Yaşanan acıların asıl sorumluları

Dersim’de Cumhuriyet ve feodalite hesaplaştı. Cumhuriyet haklıydı. Silahlı feodalite ile mücadelenin tek bir yolu vardı. Cumhuriyet yönetimi silahlı derebeyliğin üzerine Devrimin kararlılığıyla gitti.

Silahlı feodalitenin tasfiyesi sırasında halkın büyük acılar çektiği de bir gerçektir. Ama yaşanan acıların asıl sorumlularının, derebeylik düzenini sürdürmede ısrar eden aşiret reisleri olduğunu belirlemek gerekir.

Tıpkı Birinci Dünya Savaşında emperyalistlerle işbirliği yaparak orduyu arkadan vuran ve vatanlarına ihanet eden örgütlerin, Ermeni halkının büyük acılar yaşamasının asıl sorumlusu olmaları gibi.

Kêrbela tuzağı

İkiyüzlü bir şekilde sahnelenen bu Dersimseverliğin gerçek amacı Alevi ve Kürt yurttaşlara daha büyük acılar yaşatmaktır. Türkiye’nin, Irak ve Suriye olması yolunun taşları döşenmektedir. Görülmesi gereken en önemli nokta budur.

Milletin etnik ve dinsel ayrımlar temelinde bölünmesi, ortak değerlerin ortadan kaldırılması, gelecekteki çatışmaların zeminini olgunlaştırır. Emperyalist kışkırtmaların başarıya ulaşmasını sağlar.

“Demokrasi” yalanlarıyla 25 yıl önce Irak’a saldıranların bugün yaratmış oldukları tablo gözler önündedir. Keza Suriye’de de dört yıldır aynı oyun sahneleniyor.
Günün görevi etnik dinsel kışkırtmaları boşa çıkarmak, bütün milleti birleştirerek kurulan tuzağı bozmaktır.

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder