banner864

İsmail Hakkı Pekin - Bağımlılık kaderimiz mi? 02 Aralık 2014, 11:28

Ekonomik ve siyasi yönden bağımlı bir ülkeyseniz politikalarınızı da, iç sorunlarınızı da bağımlı olduğunuz ülke/ittifak istikametinde belirler ve çözmeye çalışırsınız. Çünkü istihbaratınız da büyük ölçüde dışa bağımlıdır ve tehdit değerlendirmelerinin, gelişmelerin size dışarıdan, bağımlı olduğunuz ülke ve ittifak tarafından empoze edilmesine razı olursunuz. Türkiye bu bağımlılıktan bir türlü kurtulamadı. Ekonomik ve siyasi bağımlılık ister istemez bütün konularda bağımlılığa yol açıyor. Siz istediğiniz kadar kendi kararlarınızı kendiniz alıyoruz sanın, başkalarının gözü ve değerlendirmelerinden çıkan istihbarat ile varacağınız yer, onların istikametindeki kararlar olacaktır. Şunu söyleyebilirsiniz benim gücüm belli, söz konusu gelişmeleri kendi imkanlarımla tespit edip değerlendirsem bile bazı konularda etkili olmam mümkün olmayabilir. Sonuç olarak gelişmeleri değerlendirebilmek başka onları yönlendirebilmek başka bir şey. Bu sizin sahip olduğunuz güçle orantılı. Söylemek istediğim gelişmeleri yönlendirebilmek değil. Ancak gelişmeleri kendi süzgecinizden geçirerek ve değerlendirerek- ki bunun için kendi istihbaratınızı kendiniz sağlamalı ve oluşturmalısınız- kastettiğim bütün devlet istihbaratı, ekonomiden, askeri istihbarata kadar; kendi çıkarlarınıza uygun hareket tarzları geliştirmeniz, aleyhinize oluşabilecek bir duruma fırsat vermemeniz ve krizlerden güçlenerek ya da zarar görmeden çıkmanızdır. Ayrıca çıkan fırsatlar imkan veriyorsa gelişmeleri kendi gücünüz nispetinde yönlendirebilirsiniz de. Tabii bunu yapabilecek liderlere ya da bir yönetime sahipseniz.

BAĞIMLILIK GÖZÜ KÖR EDİYOR

Yazdıklarımın çok teorik olduğunu biliyorum. Bu konuyu geçmişten bir örnekle, üstelik yaşadığım bir örnekle açıklamak isterim. 1991 Kasım ayı NATO Karargahı/Brüksel’de, NATO’nun yeni askeri stratejik konsepti üzerinde çalışmaktayız. Aralık 1991’de yapılacak Askeri Komite Toplantısı ve müteakiben yapılacak NATO Konseyi’nde onaylanması ve yürürlüğe girmesi planlanmış. O zaman 16 ülke var NATO üyesi olan. 16 ülke temsilcisi toplanıyoruz ve doküman üzerinde çalışıyoruz, tabii ülkelerimizden aldığımız talimatlara göre dokümanı şekillendiriyoruz. Sonuçta doküman onaya hazır hale gelmekle birlikte, Yunanistan ile bizim aramızdaki bir pürüz yüzünden bir türlü ilerleme sağlayamıyoruz. Türkiye’den gelen talimatlarda Sovyet tehdidine karşı Türk Boğazları’nın önemini belirten ifadelerin dokümana girmesi isteniyor. Yunanistan buna şiddetle karşı çıkıyor. Yunanistan da Ege Denizi’nin çıkışındaki Girit ve çevresinin Girit Denizi adıyla dokümana girmesini talep ediyor ve Sovyetlere karşı asıl savunmanın bu bölgede yapılacağını ifade ediyor. Türkiye de bu ifadenin dokümana girmesine şiddetle karşı. İki taraf da birbirini önerisine karşı ve sadece kendi önerisinin dokümana girmesini istiyor. Çalışma bu yüzden kilitlenmiş durumda. Almanya temsilcisi beni odasına çağırdı ve konuyu değerlendirdik. Bana söylediği şuydu. “İsmail, 31 Aralık 1991’de Sovyetler Birliği kendini lağvediyor ve dağılıyor. Siz hangi Sovyet tehdidinden bahsediyorsunuz. Dolayısıyla Türk Boğazları’nın da, Girit’in de bu anlamda önemi kalmayacak. Bu konuyu daha detaylı düşünmenizde yarar var.” Her iki ülkenin de soğuk savaş ve bu savaş süresince yöneltilmiş istihbaratla öyle bir beyni yıkanmış ki, mevcut gelişmelerin nereye gittiğinden haberleri veya bu konuda değerlendirmeleri bile yok. Neyse durumu ülkelerimize bildirdik, önerilerimizi karşılıklı olarak çektik ve söz konusu doküman hazırlanabildi.

KILAVUZU BATI OLANIN

Benzerlerini günümüzde de görüyoruz. Türkiye’nin Irak ve özellikle Suriye politikası tamamen ABD ve Batı’ya endekslenmiş durumda. Yoksa bir ülke kendisinin bekasını böylesine tehlikeye atacak bir politika ya da strateji izleyebilir mi? ABD’nin kuyruğuna takılarak izlediğimiz Suriye ve Irak politikaları, Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eder hale gelmiştir. Aynı şekilde ABD patentli “Açılım Politikası” da ülkemizin bütünlüğünü ve bekasını tehdit eden bir politikadır. Çözümden çok ülkenin çözülmesine hizmet etmektedir. Bütün bu politikalar tespit edilirken, söz konusu politikaların dayandığı istihbarat ve değerlendirmeler dış kaynaklı mıdır ya da dışarıdan gelen bilgi ve değerlendirmelerle yönlendirilmiş midir? Benim burnuma gelen koku bu soruların cevaplarının evet olduğu yönündedir.

Belli merkezlerin ya da bu merkezlerde eğititilmiş kişilerin yönlendirmesi, buralardan alınan istihbarat ve değerlendirmeler baz alınarak, verilecek kararlar ve belirlenecek politikaların/stratejilerin ülke çıkarlarına hizmet etmeyeceği açıktır. Söz konusu politika ve stratejilerin her zaman yönlendirmeyi yapan ülke çıkarlarını gözeteceği unutulmamalıdır. Şimdi yaşadığımız gibi...

İsmail Hakkı Pekin
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder