banner864

Oktay Yıldırım - Kaç para kanı mehmedin 04 Aralık 2014, 10:41

 Bir yazıyı kısa yazmak, okurun değerli vaktini almamak lazım değil mi? Bu konuyu, Mehmetçik (Kaynak yayınları) ve Kumpastan Dirilişe(Destek yayınları) kitaplarımızda daha ayrıntılı inceledik. Yazımız şundan ibarettir: Bedelli ya da sözleşmeli askerlik uygulaması, Türk vatanının bölünmesi ve Türk Ordusunun Batılı devletlerin emrinde bir lejyona dönüştürülmesi için planlanmış bir tezgâhtır… Bunun için Mehmetçiğin kanı kutsallığından arındırılıp, parayla satılan bir işletme metasına dönüştürülmektedir. Yazının bundan sonrası, vaktini ayıracak kadar konuyu önemseyenler içindir.

Avrupa İçin Ölecek Ordu

Sultan Abdülmecid… Ki, Avrupa’ya 5 milyon altın borçlanarak Dolmabahçe sarayını yaptıran odur. Batı’ya yaranabilmek için Kırım Savaşından sonra bastırtıp Avrupa’da dağıttığı hatıra paraların üzerine Türk askerinin kabartmasını yaptırıp şöyle yazdırttı: “Senin için öldüler Avrupa”
Avrupa için ölecek asker, masrafları yıllık 2 milyon sterlini bulan sultanın sarayı için de para gerekiyordu. O sarayın iç süslemeleri yapılırken de Mehmet Kırım cephesinde kanını veriyordu.

Avrupa’ya gelince… Rusya’nın önünü alabilmek için Türk askerinin kanını dökmek bir tarafa, savaştan para da kazanıyorlardı. İngiliz tekstil sanayii, Osmanlı ordusunu donatmak için harıl harıl çalışıyordu. Bu yüzden çok üzüldüler savaşın erken bitmesine. Türk askeri için yaptıkları rüzgâr pantolonlarını satamamışlardı henüz. Ama endişelenmeyin, ellerinde kalmadı. Bugün Arjantin’in milli gururu olan Atlı Çobanların (Gaucho) giydiği milli kıyafetin altındaki pantolon odur işte…

Kapitalizmin her şeye bakışı para merkezlidir. Askerliğe de…

Oysa biz, kapitalizmin ancak pazarı ya da kölesi olabilecek kadar kapitalistiz. Bize biçilen rol budur. Konu askerlik gibi görünüyor, ama aslında para…

Bedelli ya da sözleşmeli… Önüne hangi ismi koyarsanız koyun hedefi aynıdır. İlk hedefi Türk vatanın kolay yağmalamak, ikinci hedefi de kendisi için savaştıracak bir köle askerler ordusu kurmak.

Mehmetçik Kanıyla Dolan Para Kasaları

AKP Hükümeti bir bedelli askerlik kanunu daha çıkardı. İlki 30 bin liraydı şimdiki 18 bin… Ucuzladı yani… Dahası var, sözleşmeli askerlik için yaş 20 oldu ve artık askerlik yapma zorunluluğu da ortadan kalktı. Böylece askerlik bir mesleğe dönüştürüldü. Ama bu, iş bulma umudu kalmayan fakirlerin mesleği.

Onlar vatan için değil para için ölecekler, ama diğer tarafta zenginler, Batı sermayesiyle iş tutup semirecekler. Eskiden azınlıklar lehine olan ayrıcalıklar, şimdi paralı azınlıklar lehine olacak.

İngiliz Konsolosu Blunt’un Haziran 1860’da Londra’ya yolladığı bir raporda, Türklerin sürekli askerlik yapmalarından dolayı ellerindeki arazileri bile kaybettikleri, sermaye birikiminin azınlıkların elinde toplandığı sevinçle anlatılır. Blunt, İzmir ve çevresinde Hıristiyanlar lehine oluşan bu olumlu tablonun sebebini Hıristiyanların askere gitmemelerine bağlıyor ve mevcut durumun korunması açısından, Hıristiyanların asker olmak yerine bedel vermeye devam etmelerini tavsiye ediyordu…

Bu bedelli askerlik konusu ne zaman çıktı? Emperyalizm bize en büyük ekonomik darbesini vurduktan sonra. Özal’ın hazırladığı 24 Ocak kararları, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ekonomik karakterini resmen ortadan kaldırdı. Yüzde 32 develüasyon oldu ve dolar bir anda 70 TL’ye fırladı. Bundan sadece bir ay sonra da 28 Şubat 1980’de ilk dövizli askerlik kanunu çıktı. O zamanki parayla bedeli 440 bin liraydı. Batı sermayesi girmeye başladıkça fakir Türk’ün gövdesi pazara sürülüyordu.

Adım adım geldik bugünlere… Bugün dünya 1929’dan sonraki en büyük krizle karşı karşıya… CIA açıklıyor, “100 trilyon dolar buhar olabilir…” Yani, “dolarları toplayıp yok edeceğiz, çünkü o kadar çok bastık ki, artık pula döndü” diyorlar.

Paranın değeri yok olduğu zaman petrol ve hammadde nasıl alınacak? Elbette silah zoruyla… Bugün Türk sermayesi büyük oranda Batı sermayesi ile işbirliği içindedir. Ve bu sermayenin başka ülkelerdeki çıkarlarının korunması için sürdürülecek savaşlarda ölecek asker lazımdır…
Ve bu Amerikan ya da Avrupa askeri olamaz. Daha ucuz fiyata mal edilecek Türk askeri varken ne gerek var değil mi? ABD Dışişleri Bakanlarından John F. Dulles daha 1950'ler de , "NATO'ya en ucuz askeri Türkiye sağlıyor. Bir Türk askerinin bize maliyeti 23 cent!"tir demişti.

Emperyalist ABD'in eski Başkanlarından Ronald Reagan'ın yayınlanan günlüklerinde Türk ordusu ve Türk askeriyle ilgili bir bölümde şöyle yazıyor: "Türkiye'ye güvenlik yardımı bizim de güvenliğimizin bir parçası. Bir Türk askeri yılda 6 bin dolara mal oluyor. Eğer onu bir Amerikan askeriyle değiştirmeye mecbur kalırsak maliyet 90 bin dolara çıkıyor." (Aktaran, Hürriyet, 12 Temmuz 2009)

Hatice teyze oğlunun, sınır ötesinde bir ülkede ölmesine razı olmayacağına göre bunu bir meslek haline getirmek gerekiyor. İşte yapılan budur.

Vatan Kavramı Yok Ediliyor

Yeniçeri ocağı yıkılıp, zorunlu askerlik ilk çıktığında, henüz vatan duygusu yoktu. Askere gelmek istemiyordu kimse. Cevdet Paşa, Maruzatında acıyla anlatır. 1869’da Meclis-i Vükelada tartışıldı. Halk için vatan köy meydanıydı.

Vatan duygusu, ancak Balkanları, Filistin’i, Trablusgarp’ı kaybettikten, Çanakkale’de gövdelerimizi siper ettikten sonra ama esas olarak İzmir’e Yunan ayağı bastıktan sonra anlaşıldı. Namık Kemal bunu anlatmaya başladıktan tam 40 yıl sonra…

O noktaya gelinirken, zengin olanlar, Hristiyan azınlıklar, Medrese öğrencileri, bazı tarikat mensupları, Dersaadet ahalisi, Hicazlı Araplar, o, bu, şu, öteki, beriki… Hepsi muaftı askerlikten. Ölmek bir tek Anadolu’daki fakir Türk’e kalmıştı. O da elinde kalan son sığınağını, Anadolu’yu korumak için savaştı.
Bugün o vatan kavramı yok ediliyor. Artık sınırlar kalktı değil mi? Apo çıksa, Kürdistan kurulsa ne güzel olur. Türkiye, yeniden Osmanlı gibi olsa, büyüse fena mı olur? Vatan diye diye Anadolu’a sıkışmaya ne gerek var, saldıralım Suriye’ye değil mi?

Bu yüzden Hatice teyzenin oğlu vatan için değil, para için giymeli o üniformayı… Öldüğünde “parasıyla değil mi” diyebilmek için… Yoksa hesap sorar, Hatice teyze “ne işi vardı oğlumun orada” diye… ABD bu sorunun cevabını parayla askerlik yaptırdığı kendi halkına bile veremediği için yerine Türk Ordusunu koymaya çalışıyor.
Ordu Başka, TSK Başka Şeydir
TSK, Türk ordusunun sürekli olarak silahaltında olan parçası ve kurumlaşmış okuludur. Türk Ordusu ise vatanı savunmak göreviyle karşılaştığı zaman bunu ifa edecek olan ve bu okuldan mezun olmuş olan Milletin bütünüdür.

Bunu daha somut bir örnekle açıklayalım: Şu anda mevcut 5 komando tugayı TSK’nin hafi f teçhizatlı, hızlı hareket edebilen, her türlü hava ve arazi koşulunda, gereğinde düşman hatlarının gerisinde tek başına görev yapabilen emsalsiz vurucu gücüdür. Bir savaş durumunda ise daha önce bu birliklerde askerlik yapan, paraşüt, dağcılık, komando harekâtı konularında eğitim alan ve bunları fi ilen uygulayanlar toplandığında onlarca komando tugayı oluşacaktır. Bu durum mevcut bütün birlikler için geçerlidir. Bu potansiyel uzun süreli bir savaşta asker ve yedek ihtiyacının karşılanması bakımından hayati önemdedir. Düşman için de büyük bir tehdittir. Türkiye’nin bugün kolay işgal edilebilir bir ülke olmayışının en temel nedeni budur. Bu, tarihten gelen derslerle sabittir. Milli Mücadele bu potansiyel üzerine inşa edildi. A lbay Lawrence 3 Kasım 1919 tarihli özel raporunda, Türkiye’nin nüfusu 7 milyonu bulan ahalisinin yorgun olduğunu belirtir ama kendileri açısından bir tehdidin de altını çizer ve nedenini tespit eder: “Bunlardan 350.000’i asker sayılabilir. Bu da onların 7 yıl gibi bir süre askere alma yöntemlerinden kaynaklanmaktadır.”

Aynı konuda aksi örnek ise Azerbaycan’dır. Çarlık Rusyası’nda Azeriler askere alınmadığı için ne bir askeri niteliğe ne de bunu örgütleyecek bir komutan kadrosuna sahiptiler. Tam anlamıyla sivil bir halktı ve Ekim Devrimi’nden sonra bağımsızlığını ilan ettiğinde, girdiği savaşlarda ağır kayıplar verdi, yenildi. Bolşevikliğini Türk düşmanlığının perdesi haline getiren Şaumyan komutasındaki Ermeni birliklerinin, ağır katliamlarına maruz kaldılar ama kendilerini bile savunamadılar. Bunu istediler, denediler ama yapamadılar, çünkü nasıl yapılacağını bilmiyorlardı. Bir silahlı kuvvetler geleneğine sahip değillerdi, Türk milleti ise neredeyse işgal başlar başlamaz ilk başlarda düzensiz de olsa içinden bir ordu çıkardı. Çünkü ordu, milletin ta kendisiydi.

Bugünkü askeri yapılanmamız bu derslerle oluşturulmuştur. Bize dayatılan profesyonel ordu ise, halkın vatan savunması sorumluluğunu bütünüyle teslim ettiği kurumdur ve bu kurum yenildiğinde ya da tarihte örneği sıkça görüldüğü gibi savaşmaktan vazgeçtiğinde geride vatanı savunacak bir birikim ve inanç kalmaz. Silahlı kuvvetler ile ordu kavramlarının farklılığı ve önemi, TSK’nin gerektiğinde halka dayalı orduyu oluşturacak olan teknik birikimi muhafaza ve ikmal eden nöbetçi kurum vasfı taşımasındadır. Bir ateşi tutuşturacak çakmaktaşı gibi...

TSK bünyesinde elbette tam profesyonel unsurlar olmalıdır. Komando ve Özel Kuvvetler, özel uzmanlık gerektiren görevler, vb… Bunlara kimsenin bir şey dediği yok. Ama Türk Ordusunun genel yapısı değişemez. Ordu Türk Milletinindir ve Ordu kiminse vatan onundur.

Devlet ve Ordu

Devlet olmanın ilk koşulu silahlı güç bulundurma tekelidir. Ordular da devletlerinin yapısını aynıyla yansıtır çünkü devlet, kendi silahlı gücünü yapılandırır ve amaçlarına uygun bir şekilde oluşturur. Emperyalist devletler için ordu aynı zamanda bir ekonomik işletmedir. Hem savaş ekonomisi üzerinden hem de silah zoruyla elde ettiği hammaddelerle beslenen sanayii üzerinden para kazandırır. Bu tür devletler için savaş, kendini savunma zorunluluğunun bir sonucu değil, bir kazanç elde etme biçimdir. Savaşmak, bedeli parayla ödenen bir emek sarfiyatı olduğundan dolayı, paralı askerler ve profesyonel ordular kullanırlar. Yani askerler savaş sanayiinin bir tür emekçileridir, daha çarpıcı bir ifadeyle eli silahlı köleleridir... Ortaçağda fetih, yağma ve ganimet meşru sayılan bir kazanç daha doğrusu kazanca el koyma yöntemiydi. Günümüzde ise bu, sözde modern devletler eliyle sürdürülen bir korsanlık faaliyetidir. Bu yağma ve talanın meşruiyeti ise “barışı koruma, demokrasi götürme, uluslararası terörle mücadele” gibi birtakım içeriği saptırılmış kavramlarla sağlanmaya çalışılmaktadır. Emperyalist olmayan devletler için ise savaş hukukunu, egemenliğini, sınırlarını ve kaynaklarını koruma zorunluluğunun, ancak bir silahlı saldırıyla karşı karşıya kalınca ortaya çıkan sonucudur. Bu tip devletlerde askerlik, o topraklar üzerinde yaşayan her ferdin vatanına karşı sorumluluğudur. Bu görev, bireyi devletin malı ya da sömürgesi olmaktan çıkarıp sahibi kılan sorumluluklardan biridir.

Türk devleti ABD gibi büyük şirketler tarafından değil, nefsi müdafaa ile ve bizzat Türk milleti tarafından kuruldu. Bu yüzden bizde, mesela Donald Rumsfeld ya da Dick Cheney gibi aynı zamanda bir holdingin CEO’su olan savunma bakanlarına rastlanmazdı. Ta ki, Menderes’le başlayıp Özal ile devam eden süreçte Chikago okulunun müritleri Türk devletinin başına geçinceye dek. İşte ondan sonradır ki, Mehmetçiğin kanı parayla satılmaya başlanmıştır. Bundan sonradır ki, Türk Ordusu kendi vatanının değil emperyalizmin çıkarlarının bekçisi olmaya başlamıştır.

Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Selahattin Güleç :

değerli oktay bey çok değerli birikiminizle harp okullarında, kurmay akademilerinde ders vermeli ,vatanseverlik nedir anlatmalısınız diye düşünüyorum. bunun nato paşalarına bir yararı olmaz ama millici subaylar çoksey öğrenirler...sağlık ve başarılar dilerim.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder