banner864

Soner Polat - Albay Eryaşa'nın bu konuşması hukuk fakültelerınde ders olarak okutulmalıdır 13 Aralık 2014, 12:20

Emekli Deniz Kurmay Albay Koray Eryaşa, 04 Aralık 2014 Perşembe günü Şirinyer Askeri cezaevinden tahliye oldu ve 06 Aralık 2014 Cumartesi günü İzmir'de "Sessiz Çığlık "a katlarak, hapisane duvarlarının arkasında bıraktığı arkadaşları için aşağıdaki konuşmayı yaptı...

Konuşmanın önemli bölümlerine hep birlikte göz atalım:


Bizler esir tutulduğumuz cezaevlerinde suçsuzluğumuza inanan sizler sayesinde dimdik durabildik. Ben bu gün özgürlüğüme kavuştum ama arkamda bu hukuksuzlukların görülmesini ve adaletin gelmesini bekleyen arkadaşlarım var.

Bizler 14 yaşında asker elbisesi giydik, 18 yaşında ulusumuzun hak ve menfaatlerini korumak için canımızı feda edeceğimize Sancağımız, Silahımız, Namus ve Şerefimiz üzerine yemin ettik, bu yeminden dönmeyiz.

Emperyalist bir yabancı devletin hak ve menfaatlerini korumayı kendilerine amaç edinmiş Özel Yetkili Hakim, Savcı, polis, Yargıtay ve maalesef aynı üniformayı giydiğimiz ancak bizim silah arkadaşımız olmayan hainlerin kurduğu bir kumpas sonucu tutuklandık, hüküm giydik ve TSK’dan tasfiye edildik. Çünkü; bu hainler hizmet etmekte oldukları emperyalist devletin menfaatlerinin yerine getirilmesine bizlerin seyirci kalmayacağımızı çok iyi biliyorlardı.


İstanbul Casusluk Davasında suçlandığım delil 4 Ağustos 2008 tarihinde hazırladığım iddia edilen bir dijital dosya. Polisin bu dijital dosyaya el koyduğu 3 Ağustos 2010 tarihinden 2,5 ay sonra gerçekleşen olayların yazdığı bu dosyayı, ben tam 2 yıl 2,5 ay önce nasıl yazmış olabilirim. Bu dijital dosyanın adı benim adıma benzediği için benim hazırlandığımı iddia ettiler. Bu dijital benim evimde benim bilgisayarımda bulunmadı. Başka bir şehirde, başka bir kişinin evinde, ne hikmetse bütün suç taşıyan deliller gibi ev sahibi evde yokken yapılan kanunsuz bir aramada bulundu. Aramayı yapan polisler kendi video kayıtlarına göre, kapıyı açıldıktan 35 saniye sonra, bir yatağın altında bütün delillerin içinde bulunduğu bir çantayı kaldırarak, suç delillerini bulduklarını ilan ettiler. Daha çantanın içine bakmadan, içindeki harddisk incelenmeden suç delillerini bulduklarını nasıl anladıklarına cevap veremediler. Bu harddiskin el koyulmadan tam beş ay önce İstanbul Emniyet Müdürlüğünde imajının alındığı Polis Tespit Tutanaklarında yazıyor.

Özel yetkili savcılar bizlerle ilgili suçlamaları ispatlayacak delil ortaya koyamadı. Bizler yüzlerce kere suçsuzluğumuzu somut delillerle ispatladık. Özel yetkili hakimlerin de sadece kanaatlerine dayanarak hüküm verdikleri duruşma tutanaklarında kayıtlı. Ben bu davadan aldığım 5 yıl 7 aylık cezamın infazı dolduğu için 5 Aralık 2014 günü tahliye oldum.

Yapılan bütün hukuksuzluklar gazetelerde, televizyonlarda haber yapıldı. Televizyonlarda yayınlanan tartışma programlarında malum gazeteciler bizim yargılandığımız Fuhuş-Şantaj-Casusluk Davası gündeme geldiğinde “o davada yapılan hukuksuzlukların farkındayız, o konuyu açmayın” diye kabul etmelerine, delilleri hazırlayan polisler suçlarını itiraf etmelerine rağmen bütün bunları hala duymak, görmek, söylemek istemeyen birileri var.

AYM’sine hak ihlalleri için 06 Ocak 2014 tarihinde başvurduk, 11 ay geçti.

AYM Başkanı Haşim KILIÇ 25 Nisan 2014’de Anayasa Mahkemesinin 52. kuruluş yıldönümünde ve 27 Kasım 2014’de Antalya’da düzenlenen "Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Konferansı"nda yaptığı konuşmalarda şunları söylemiş.

"İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için, hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır. Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet, hukuk devleti olarak tanımlanmıştır.
Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın, siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri, hafızalardan henüz silinmemiştir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur."

Sayın Haşim KILIÇ onur sahibi bir insan olarak, insanlık borcunuzu 11 aydır ödemediğinizden Türk Ulusunun vicdanında sizi icraya verdik. Emekli olmayı beklemeden borcunuzu ödeyin, arkanızda borçlu bir AYM bırakmayın. Mahkemenize bu ulusun haciz kararını getirtmeyin.
Yine dediniz ki “Yargı, milletin iradesine tuzak kurulacak yer değildir ve olmamalıdır. Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak “paralel devlet” ya da “çete” diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerinde yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. Bugün itibariyle bırakınız ceza davalarını, en basit alacak davasına ilişkin kararlar bile tartışmaya açılmış ve yargıya olan güven ağır yara almıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri zaman geçirmeden ortaya koymak zorundadır.”

Sayın Haşim KILIÇ size belgeleri göndereli 11 ay oldu, AYM raportörleri hak ihlalini size bildireli 6 hafta geçti, “paralel devlet” ya da “çete” diye nitelendirilen Özel Yetkili Mahkemenin yaptığı hukuksuzlukları ne zaman ortaya koyacaksınız, söylediğinizi ne zaman icra edeceksiniz?
Yine demişsiniz ki; Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı “vicdan yolsuzluğu”dur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulanmak suretiyle gerçekliğinin ispat edilmesi halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının vazgeçilmez unsuru olan “özgür vicdanlı” hâkim ve savcılarımızın ayakta kalması için buna mecburuz.

Sayın Haşim KILIÇ İstanbul Casusluk kararını geciktirerek sizin ifadenizle “özgür vicdanlı” hâkim ve savcılarımızın ayakta kalması engellemiş ve vicdan yolsuzluğuna siz yol açmış olmuyor musunuz?

Yine demişsiniz ki; Anayasa Mahkemesinin “hak ve özgürlükler mahkemesi” olarak tanımlanmasının ancak, etkin ve süratli çalışmasıyla hak ihlallerini ortadan kaldırma gücüne bağlı olduğunun bilincindeyiz. Bunu gerçekleştirmek için mensuplarımızın ortaya koyduğu kararlı iradesinden, kimsenin kaygı ve endişe duymaması samimi dileğimizdir.

Sayın Haşim KILIÇ, artık kimsenin Fuhuş Şantaj Casusluk suçlamasına inanmadığı, televizyonlarda konuştuğu, gazetelerde yazdığı ve sahte delilleri polislerin kendilerinin ürettiğini kabul ettikleri bir davaya 11 ayda karar verilmemiş olması vatandaşlarımız ve bizler açısından kaygı verici bir durum almıştır. Adli Tatilden sonra Eylül ayında öncelikli olarak bakacağınızı bildirdiğiniz halde Aralık ayında hala hak ihlali kararının çıkmamış olması karşısında, basit bir sözünü bile 5 aydır tutmayan bir kişinin samimiyetine inanmasını Türk Halkından nasıl beklersiniz.
Yine demişsiniz ki; Demokrasi, insan onuru, temel hak ve özgürlükler, Mahkememizin korumak zorunda olduğu evrensel değerlerdir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi başta olmak üzere, çağdaş dünya milletlerinin kabul ettiği insan hakları belgelerinde, temel hak ve özgürlükler; din, ırk, mezhep, siyasi düşünce ve ideolojilerden arındırılarak sadece “insan olma” ortak paydasında birleştirilmiş ve evrensel bir değer olarak tanımlanmıştır. Türkiye bu evrensel değerlere bağlılığını çeşitli antlaşma ve sözleşmelerle dünyaya ilan etmiştir.

Sayın Haşim KILIÇ, İnsan Hakları Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin temel kavramı insanın yaşama hakkı ve özgürlüğüdür. Bizim bir insan olarak en temel hakkımız yaşama hakkımız ve özgürlüğümüz sözleşmeler ve kanunlar hiçe sayılarak elimizden alındığını bütün Türkiye gördü, kabul etti, bir kabul etmeyen 11 aydır hala görmeyen siz kaldınız.

Yine demişsiniz ki; "Mahkememizin etkin denetim yapmadığı düşüncesinin yerleşmesi halinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin kararları yok sayılarak, başvuruları doğrudan kabul etmesi gibi bir uygulama ile karşı karşıya kalacağımız herkes tarafından bilinmelidir. Böyle bir sonucun ise ülkemiz yargı erkinin demokratik dünya milletleri nezdinde çok ciddi bir itibar kaybına sebep olacağı açıktır."

Sayın Haşim KILIÇ, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonunun Keyfi Tutuklamayı Önleme Çalışma Grubu Balyoz Davası ile ilgili olarak 250 subayın keyfi tutuklandığı ve adil yargılanmadığına dair karar vererek 5 Temmuz 2013 tarihinde bütün dünyaya ilan etti. Türk Hukukunun en üstünde yer alan Anayasa Mahkemesi olarak 19 Haziran 2014 tarihinde, BM kararından 11 ay sonra, Balyoz Davasında adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verdiniz. Burnunuzun ucundaki hukuk katliamını dünyanın öbür ucundaki hâkimlerin sizden 11 ay önce görmüş olması, zaten Türkiye’nin yargı erkinin demokratik dünya milletleri nezdinde çok ciddi bir itibar kaybına sebep olmadığını mı düşünüyorsunuz?
Eğer BM’lerin kararından hemen sonra, Türkiye’nin itibar kaybına sebep olan bu kararı değerlendirseydiniz, hak ihlali kararını 11 ay bekletmeden, Değerli Silah Arkadaşımız Deniz Kurmay Albay Merhum Murat ÖZENALP hakkın rahmetine kavuşmadan önce verseydiniz, AYM’nin üstüne hukuk cinayetlerinin dışında bir vatan evladının yitirilmesine göz yumma kara lekesini sürmeseydiniz, Türk Hukuk tarihine adınızı övgüyle yazdırırdınız.

Bazı kararlarınızı iç hukuk yolları tamamlanmadan verdiğinizle övünüyorsunuz.

Hakim vicdanınıza yönelik bir soru sormak istiyorum, hiç keşke Balyoz Davasında Yargıtay’ın karar vermesini beklemeden, Murat ÖZENALP’in vefat etmesini beklemeden açıkça görünen hak ihlallerini ilan etseydik diye aklınızdan geçiyor mu?

İnsan olarak vicdanınıza soruyorum; hiç gece yattığınızda Merhum Arkadaşımız Murat ÖZENALP’i, onun öksüz bıraktığı çocuklarını düşünerek verdiğiniz kararda geç kaldığınızdan rahatsız oluyor musunuz?

27 Kasım günü Antalya’da yaptığınız konuşmada; 23 Eylül 2012'den 24 Kasım'a kadar 26 aylık dönemde AYM’ne 29 bin 564 başvuru olduğunu ve rakamların ciddi bir iş yükü sorunuyla karşı karşıya olduğunuzu ortaya koyduğunu belirtmişsiniz.

Bizim ilk başvuru tarihimiz olan 6 Ocak 2014 tarihinden beri siz ve heyetiniz bu sene 17 Ocak Afganistan, 4 Nisan Bosna Hersek, 8 Mayıs Pakistan, 22 Mayıs Avusturya, 12 Haziran Karadağ, 12 Eylül Moldova, 19 Eylül KKTC, 23 Eylül Makedonya, 3 Ekim Güney Kore, 4 Kasım Ermenistan ziyaretine gitmişsiniz. Temmuz ayı adli tatil olduğundan herhalde yurtdışı gezisi planlamadınız. Bu 10 yurtdışı gezisi iş yükünüze dahil mi

Sayın Haşim KILIÇ?
Bir zamanlar bir Milli Eğitim Bakanı “Şu okullar olmasa milli eğitimi ne güzel idare ederdim” demiş. Sayın Haşim KILIÇ Türkiye’de hukuk yok, sizden hesap soran yok, yurtdışına gezilere gidiyorsunuz, geziyorsunuz, tozuyorsunuz, ama siz hala Anayasa Mahkemesinin iş yükünden bahsediyorsunuz. Haksızlıklara, hukuksuzluklara maruz kalmış insanlar sizin ziyaretlerinizden, adli tatillerinizden, mazeret izinlerinizden, senelik izinlerinizden arta kalan zamanlardan küçücük de olsa bir kısmını tutuklu ve hükümlülerin özgürlüklerine yönelik hak ihlallerini görmeye ayırmanızı bekliyorlar.

Sayın Haşim KILIÇ cari açığımıza rağmen her şeyi ithal edebiliyoruz, medeni ülkelerin kanunlarını tercüme ediyoruz, demokratik ülkelerden hukuk fakültelerine öğretim üyesi getirtebiliriz, ama adalet, hukuk, hakim ve hakim vicdanı ithal edemiyoruz, maalesef başkanı olduğunuz AYM de bu saydıklarımıza derman olamıyor.

Sizden artık bir an önce bu hukuksuzluğa dur demenizi, Usulü ve Esası olmayan bu İstanbul Casusluk Davasını Esastan bozarak Bu dava yok hükmündedir diye haykırmanızı bekliyoruz.

Koray Albay duygularını işte böyle dile getirmiş. Koray Albay'dan desteğimizi esirgedik ve O'nu yalnız bıraktık. Hiç olmazsa Şirinyer cezaevinde kaderine terk ettiğimiz Yarbay Tamer Çetin'e sahip çıkarak millet olduğumuzu dosta düşmana gösterebiliriz.
Askeri casusluk suçlaması ile hayatlarını zindana çevirdiğimiz vatan evlatlarına Milletçe büyük bir özür borçluyuz.

Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr
[email protected]
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder