banner864

Mehmet Bedri Gültekin - Kürtlere, ''Özerklik'' vaadiyle kurulan tuzak 14 Aralık 2014, 19:01

HDP’li Sırrı Süreyya Önder, AKP Hükümetiyle üzerinde görüştükleri “Müzakere Taslağı”nda özerkliğin de olduğunu söyledi. Ertesi gün Yalçın Akdoğan, alelacele “HDP ile özerklik konusunu görüşmedik” açıklamasını yaptı. Sırrı Süreyya’nın da, anlaşılan kulağı çekilmiş olmalı ki o da, özerklik konusunda söylediklerini yalanladı.

Gerek AKP’nin gerekse “kulağı çekildikten sonra” Sırrı Süreyya Önder’in, tam da seçime doğru gidilirken, “PKK ile özerklik konusu görüşülüyor” şeklindeki bir açıklamanın “akıllıca” olmayacağını düşündükleri açıktır.

Ama gerçek AKP ile PKK’nın özerklik konusunu görüşmeye yıllar önce başladıklarıdır. İki Parti, ABD’nin önlerine koyduğu yol haritasını uygulayarak bugüne geldiler. O “Yol Haritası”na göre “İkinci İsrail”in Türkiye ayağının inşasında ilk adım “Özerk Kürdistan”dır.

Sınır çizmenin anlamı

Özerk Kürdistan’ı kurma çalışmasının pratikte ne anlama geldiği üzerinde durmak gerekiyor:

Özerk Kürdistan demek, sınırların çizilmesi demektir. Hemen önümüze gelecek olan sorun şudur: Sınır nereden geçecektir ve nasıl belirlenecektir.

Gaziantep’ten başlayarak Kars’a kadar uzanan ara bölgede yer alan yaklaşık 15 kadar ilde, Türk ve Kürt nüfus yüzyıllardan beri karışık olarak yaşamaktadır. “Özerk Kürdistan” dediğiniz an hemen akla gelecek ilk soru, sınırın bu illerin neresinden geçeceğidir.

Tarihte ve bugün ve dünyanın her tarafında, etnik olarak halkların karışık olarak yaşadığı bölgelerde, sınırlar çekilmeye kalkışıldı mı yıllar süren çatışmalar kaçınılmaz oldu.

Böyle durumlarda “gücü gücü yetene” kuralı işler. Yaşanan çatışmaların ardından etnik olarak homojen bölgeler oluşur. Ve sınır böyle çizilir.

Yakınımızda son olarak Yugoslavya böyle bir süreç yaşadı. 10 yıl süren iç savaşın ardından 600 bin Yugoslav öldü. Yani her otuz kişiden biri.

Aynı durumun Türkiye’de yaşanması demek, yaklaşık 3 milyon kişinin ölmesi anlamına gelir.

Türkiye’de Türkler ve Kürtler dünyanın başka hiçbir yerinde görülmedik ölçüde iç içedir. Kürt yurttaşların büyük çoğunluğu Kürt ilerinde değil, ülkenin batısında yaşamaktadır.

“Özerk Kürdistan” dediğiniz ve bir de sınır çizmeye kalktığınız an, ülkenin batısında yaşamakta olan Kürt yurttaşlar da yaşanacak şiddetten nasibini alır. Bu durumda Kürtlerin; “Madem özerklik istediniz, o halde sınırlarını çizdiğiniz bölgenize gidin” görüşünde ifadesini bulan bir tepkinin hedefi olmaları kaçınılmazdır.

Tarihten dersler


Çok açıktır ki böyle bir sürecin yaşanmasının asıl mağdurları Kürt yurttaşlar olacaktır. Kürtlerin yaşayacağı acılar, “özerklik” havucunu uzatan emperyalistlere dert değil. Öte yandan canından olacak yüzbinlerce ve hatta milyonlarca Kürt, egemeni olacağı bir özerk bölgeye ulaşma peşindeki PKK’nın da umurunda değil.

Bu noktada geçen yüzyılın başında Ermeni halkının yaşadığı büyük acılardan gerekli dersleri çıkarmış olan iki Ermeni şahsiyetin söylediklerini hatırlamakta yarar var.

1918 yılında kurulan Ermenistan devletinin ilk Başbakanı olan O. Kaçaznuni, her şey olup bittikten sonra Partisi’nin 1923 yılında Bükreş’te Toplanan Kongresine sunduğu “Taşnak Partisi’nin yapacağı bir şey yok” başlıklı raporunda özetle şöyle demekteydi:

“Türklere savaşı biz açtık. Hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Öldük ve öldürdük. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. İsyanımızın temelinde İtilaf devletlerinin bize vaad ettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiçbir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin sözlerine büyük önem vererek, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık. Tehcir’de Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır. Dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak, bizim hastalıklı milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir. Herkes; Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Ruslar tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı ve ihanet etti. Emperyalistler bizi kullandı. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler.”

Bir de Hırant Dink’e kulak verelim: Öldürülmeden öne Kayseri’de katıldığı bir panelde Hırant Dink; “Kürtler, Ermenilerin yüz yıl önce yaşadıklarından ders almalıdır. Emperyalistler gelir, çıkarlarını düşünür, sonra da çekip giderler. Olan burada kalan bizlere olur…” şeklinde konuşmuştu.

Emperyalistler yeniden bölgemizdeler. Son yirmi yıl içinde milyonlarca insanın kanına girdiler. Şimdi de ABD, devlet vaadiyle Kürtleri ileri sürerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyor.

1918 yılında İngilizlerin ve Fransızların vaatlerine kanarak, yüzyıllardır birlikte yaşadıkları Türkleri ve Kürtleri arkadan vuran Taşnakların başarıya ulaşma şansı, bugün ABD’ye güvenerek Kürtleri kardeşlerine karşı harekete geçirmeye çalışan PKK’dan daha fazlaydı.

ABD, her yerde ve her alanda kaybediyor.

Bu koşullarda ABD’ye güvenerek “Özerk ya da bağımsız Kürdistan” hedefine ulaşabileceklerini düşünenler, Kürt halkına büyük acılar yaşatmaktan başka bir şey yapamayacaklardır.

Mehmet Bedri Gültekin
[email protected]
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

abrek :

emperyalizmin kuyruguna takılan kürtcü ve ermenicilerin gözüne sokmak lazım bu yazıyı tüm sanal ortamda..

yetim ahmet :

türki̇ye cumhuri̇yeti̇ni̇ ki̇mse bölemez. ne mutlu türküm di̇yene.

Vedat suren :

Kimin malini kime verecekler verselerde onlar alabileceklermi turkiye akp den ibaret degildir akp ye gonul vermis kardeslerimiz oy vermek ile ulke vermenin arasindaki farki bilirler her halde

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder