banner864

İsmail Hakkı Pekin - Bir ABD projesi olarak paralel yapı/ Gülen Cemaati 18 Aralık 2014, 02:07

  Abdurrahman Dilipak’ın, AKP’nin bir ABD projesi olduğunu söylediği ifade edilmiş. Söylemişmidir yoksa birilerince uydurulmuştur bilemem. Ama Dilipak’ın ağzından çıkan ve yazılarında belirttiği şu sözleri unutmamız mümkün mü! ‘’ Siz direndikçe bilmem nerelerde de silah, mühimmat bulunacaktır. Hala ısrar ediyorsunuz ısrar ettikçe bunu yöneten irade daha fazlasını yapacaktır.’’ mealindeki ifadeleri. Belki sağdan soldan çıkan mühimmat, el bombaları vb. ve evrakları,gizli bilgileri, sahte belgeleri, yapılan komploları soruşturan savcılarımız Dilipak’a belki bütün bunları ve bu konuda bildiklerini sorarlar. Neyse anlatmak istediğim bu değil. Tabii ki AKP bir projeydi, ABD ve AB tarafından desteklenmesi de Türkiye’nin, bölgenin içinde bulunduğu şartlarda ve bu iki gücün Türkiye ve bölgedeki stratejilerini yürütmeleri için gerekliydi. Tabii Türkiye’deki büyük sermaye de bunu istiyordu. Ama asıl proje kurulan bu partinin önünü temizleyecek, engelleri kaldıracak, gerektiğinde onu yönlendirecek bir gücün yaratılmasıydı. Bu güç 12 Eylül 1980’den sonra palazlanan ve devletin bütün kritik kurumlarına sızmış Gülen Cemaati’ydi.

Nitekim 1999 yılında , 28 Şubat kapsamında hakkında soruşturma açılan Fethullah Gülen’in ABD’ye kaçmasıyla da proje daha kolay devreye sokuldu. Tuncay Güney’in 2001 yılında adi bir suçtan gözaltına alınması ve sorgulanmasıyla projenin devreye sokulduğunu biliyoruz. 90’lı yıllar boyunca MİTdahil çok değişik yerlerde bulunduğu ve bazı konularda özel olarak yönlendirildiği anlaşılan söz konusu kişinin verdiği maksatlı ifadelerinden ve aramalarda çıkan çoğu sahte belgelerden sonra bazı gazete ve dergilerde yazılar kaleme alındı. Bunlardan biri 1 Nisan 2002 de Aydınlık Dergisi’nde çıkan yazıydı. Söz konusu bilgi bir çok yere gönderilmiş ancak sadece Aydınlık Dergisi yayınlamıştı. Daha sonra Fehmi Koru 30 Nisan ve 1Mayıs 2001 de bu konuyla ilgili iki yazı daha yayınlanmış, son olarak da 12 Mayıs 2001 de Aksiyon Dergisi konuya girmişti. Peki ne oluyordu da bu bilgiler sızdırılıyordu. Çünkü dönemin polis şefleri bu konuda soruşturma yapmak istememişlerdi. Zira ifadeler, anlatılanlar ve bulunan belgeler gerçekçi değildi.

Basında çıkan yazılardan da sonuç alınamayınca güya vatansever bir polis tarafından ifadeler ve belgeleri içeren 6 adet CD bir yazıyla MİT’e gönderildi(!) MİT söz konusu CD’leri inceledi, güya kendinde olan ancak kim tarafından elde edildiği belli olmayan bilgilerden de faydalanarak içinde Ergenekon şemasının ve değerlendirmelerin de bulunduğu bir kitapçık ( kitapçık lafın gelişi oldukça kalın bir doküman) 10 Temmuz 2003 de bizzat dönemin MİT Müsteşarınca dönemin Gnkur. Bşk.’na elden verildi. Söz konusu tarih önemli. Peki bir şey yapılmış mı? Hayır. Çünkü söz konusu kitapçıktaki iddialar, isimler ve değerlendirmeler saçma sapan şeylerdi. Ama buna karşı MİT’e bu dokümanın hangi tutarlı bilgi ve belgelere göre hazırlandığı soruldu mu sorulmadı mı bilemiyoruz. Aynı doküman 19 Kasım 2003 de dönemin Başbakanı’na verilir. Bu tarih de enteresandır.

Müteakiben Türkiye’de ardı ardına suikastlar yapılır, katliam gibi cinayetler işlenir. Nedir bunlar? 2005 deki Şemdinli olayı,2006 daki Sauna Çetesi ve Atabeyler olayları, TSK’lerini, Özel Kuvvetler Komutanlığını ve dönemin KKK Yaşar Büyükanıt’ı hedef almıştır. Sonra Rahip Santoro cinayeti işlenir.17 Mayıs 2006 da Danıştay Cinayeti işlenir. Bu cinayetten önce 19 Ocak 2006 da Ergenekon kitapçığı özet bir doküman halinde Başbakan’a verilir. Aynı doküman cinayetten sonra 26 Mayıs 2006 da Gnkur. İsth. Bşk.’lığına gönderilir. Arkasından Zirve Yayınevi katliamı meydana gelir. Bir taraftan TSK mensupları ile ilgili illegal dinlemeler, kişilerle ilgili bilgiler medyaya ve internete düşer. 2007 de Ümraniye’de bir gecekonduda el bombaları bulunur. Sonrasında tutuklamalar başlar.

Önce Ergenekon davası, sonra gömülü mühimmat, bürolarda, evlerde bulunduğu söylenen evraklar, CD’ler ve sahte belgeler, Casusluk davası,Poyrazköy Davası,Kafes Planı vb. TSK’ları mensuplarının büyük bir tasfiye gerçekleştirilecek şekilde tutuklanması, itibarsızlaştırılması. Sonuçta TSK’nin etkinliğinin ve gücünün azaltılması, ülkenin sinir uçlarını teşkil eden vatansever aydınların etkisizleştirilmesi ve toplumla bağlarının kesilmesi.Arkasından ülkeyi ABD ve AB politikaları istikametinde yönetecek bir iktidarın oluşturulması, devletin kritik kurumlarındaki Cemaat mensuplarının marifetiyle kurulacak bir vesayet rejimi ile ülkenin yönetilmesi.
Türk Milleti bu projenin işbirlikçilerini, uygulayıcılarını, ülkesinin en gizli bilgi ve belgelerini yabancı istihbarat örgütlerine verenleri, kendi Milli Ordusu’nu savaşmadan etkisizleştirenleri ve bunlara zemin hazırlayanları hangi kurumda olursa olsun bulmalı, yargılamalı ve cezasını vermelidir. Aksine bu toraklarda bağımsız ve özgür yaşama şansımız kalmaz/ kalmayacaktır.


İsmail Hakkı Pekin
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder