banner864

Osman Başıbüyük - ABD Fethullah Gülen'i teslime mecbur kalacak 29 Aralık 2014, 15:17

Hukuki değerlendirme

Gerek uluslararası hukuk kapsamındaki “Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi”, gerekse ABD ile aramızdaki suçluların iadesine ait sözleşme, siyasi suçluların iade edilmeyeceğini öngörüyor.

Uluslararası doktrinde devlete karşı işlenen suçların tamamı “siyasi suç” kapsamına girer.

Ama, “Cemaat” olarak adlandırılan F. Gülen örgütünün eylemleri, “siyasi suç” değil, “terör suçu” niteliğinde olduğu için, hatırlattığımız bu uluslararası hukuk kuralları kapsamına girmez.

Ama uluslararası hukuk çok esnektir; ABD Gülen’i iade etmek istemezse bin tane yol bulur.

Konu siyasi olduğu için iadeyi hukuki açıdan değil, siyasi açıdan değerlendirmek gerekir. Washington’un benzer durumlardaki davranış tarzı, Gülen’i iade edip etmeyeceği konusunda önemli ipuçları verecektir. Bu konudaki bir örnek, Abdullah Öcalan’ın teslimidir.

Abdullah Öcalan Türkiye’ye niçin teslim edildi?


Haziran 1998’de Türkiye’nin Suriye’yi Öcalan’ı ülkesinden çıkartmaması durumunda savaşla tehdit etmesiyle bu ülkeden çıkarılan Öcalan önce Rusya’ya gitti. O dönem Rusya, kendi içinde bölünmenin eşiğindeydi, Öcalan yüzünden terörü destekleyen bir ülke konumuna düşüp Türkiye ile kötü olmak, ayrıca Batı’nın eline de koz vermek istemedi. Bu yüzden Öcalan’ı “misafir” etmedi.

Rusya’dan sonra Avrupa’ya giden Öcalan, o günlerin siyasi dengelerinde orada da tutunamadı. O sırada (1998-99’da) Türkiye, Avrupa Birliği (AB) adaylığı ile dönüştürülen ve Batı’ya zincirlenmekte olan bir ülkeydi. Öcalan’ı Avrupa’nın koruması, Türkiye’de büyük tepkiye neden olur, her terör eyleminden sonra artacak bu tepki giderek Türkiye’nin Avrupa zincirlerini kırmasına yol açabilirdi. Bu sebepten AB’nin merkez devletleri Öcalan’a ev sahipliği yapmaktan kaçındı.

Öcalan bu kez de Yunanistan’a gitti. 1996 yılında Kardak kayalıkları yüzünden Türkiye-Yunanistan savaşın eşiğine gelmişti. Öcalan’a sahip çıkmak, Türkiye ile yeni bir krize yol açacaktı. Sonuçta burada da tutunamayan Öcalan’ın “üçüncü dünya ülkeleri”nden birine gitmekten başka çaresi yoktu.

Bu durumda ise Türkiye’nin Öcalan’ı para karşılığı satın alma ihtimali ve yasalarının öngördüğü cezaya, yani ölüm cezasına çarptırması gündeme geliyordu. PKK’nın dağ kadrosunun temizlendiği bir dönemde örgüt liderinin de Türkiye tarafından idam edilmesi, Kürt meselesinin bir anlamda çözülmesine sebep olabilirdi. Bu durumda ise sorun, Batı’nın, özellikle de ABD’nin, en azından uzun bir süre kullanamayacağı bir sonuca bağlanabilirdi. İşte bu noktada ABD devreye girdi. Öcalan’ı Türkiye ele geçirmeden kendisi teslim ederse, Kürt meselesinde söz sahibi olmaya devam edebilirdi. Kenya’da bulunan Öcalan, bu plan çerçevesinde, idam edilmemesi şartıyla ABD tarafından Türkiye’ye teslim edildi.

Dönemin başbakanı merhum Bülent Ecevit, yaptığı bir açıklamada, “ABD’nin Öcalan’ı niye bize teslim ettiklerini anlamış değilim” demişti. CIA’nın amacı, Öcalan’ı idam ettirmeyip, gerek onu gerekse PKK’yi denetim altında tutmaya devam etmekti. Hatta yeni durumda daha çok denetleyebilme olanağına kavuşacaktı. Aynı hesabı Türkiye için de yapıyordu. Kucağına, pimi ABD’nin elinde olan Apo ve PKK “bombası” bırakılmış Türkiye, ABD’ye karşı daha az dirençli olacaktı.

O dönemde MİT de müsteşarının ağzından CIA benzeri bir niyet açıklaması yapmıştı: “Apo’yu biz niye kullanmayalım?” Fakat MİT ve yönlendirdiği devlet güçleri şunu unutuyordu: Bir alet ancak en güçlü olan tarafından işlevine uygun olarak kullanabilirdi. Bu konuda bugün gelinen noktaya bakalım: Murat Karayılan’ın, "Öcalan Nisan ayında yapılacak PKK kongresine katılacak" (24 Aralık 2014 tarihli gazeteler) açıklamasını yapabilme noktası…

Gelelim Gülen’in teslim edilmesi meselesine…

Gülen’in saray hayatı son bulacak

Gülenciler neyle suçlanıyor? "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kurulan örgüte üye olma, iftira, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, adli görevi kötüye kullanma, resmi belgede sahtecilik, özel hayatın gizliliğini ihlal ve suç uydurma”…vb. Türkiye’nin son 10 yılına bakıldığında tüm pis işlerin altından onlar çıkıyor. Ergenekon-Balyoz tertipleri, kamuya ait tüm sınavların sorularını çalarak devlet kurumlarına yerleşme, kaset ve tapelerle yapılan siyasi müdahaleler… Saymakla bitmez. Erdoğan bu işin arkasında bir “üst akıl” olduğunu söylüyor. Gerçekten de bu operasyonların birer Gladyo, yani CIA operasyonu olduğu çok açık.

Erdoğan, Gülen’i ABD’den isteyerek Washington’u sıkıştırmak, Cemaatin operasyonlarından kurtulmak istiyor. CIA, Gülen’i teslim etmez ve ülkesinde barındırmaya devam ederse bu ne anlama gelir? Ne olacak, yukarıda saydığımız bütün pis işlerin arkasında ABD’nin olduğu ve Gülen’e sahip çıkarak benzer işler yapmaya devam edeceği tescillenmiş olur.

Yargıtay 9. Dairesi’nin Hanefi Avcı hakkında verdiği onama kararı ile F tipi örgüt; “biz buradayız, tekrar kontrolü ele geçirdiğimizde herkesten hesap soracağız” mesajı veriyor. Tehdit bu kadar açık olunca, eğer çok büyük bir açığından paçasını kaptırma sonucu uzlaşmaya yanaştırılamazsa, Erdoğan’ın F tipi Gladyo’yu devletten temizlemek için var gücüyle çalışmak zorunda kalacağı anlaşılıyor. Erdoğan F tipi ile mücadele ederken ABD’nin Gülen’e sahip çıkması, örgütün ABD kontrolünde olduğu gerçeğini güçlendirerek, Cemaatin çözülme sürecini tahminlerin çok çok üzerinde hızlandırır. Bunun yanı sıra anti-Amerikancılığı önlemek için tasarlanan Ilımlı İslam projesi tam tersine bir işlev görmeye başlar. Yaşanacak mücadelede Türkiye, emarelerini verdiği üzere, Rusya, Çin ve İran eksenine doğru kaymaya aynı zamanda mecbur kalır. ABD bu tehlikeyi göze alamaz.

Cemaat sadece Türkiye için kurulmuş bir örgüt değil; burada yaptıklarının aynısını zamanı geldiğinde faaliyet gösterdiği diğer ülkelerde de yapacak. CIA, böylesine önemli bir aracı çok kısa sürede kaybetmek istemez; süreci uzatmaya oynayacağı kesindir. Gülen’i ABD’de misafir etmeye devam etse, bu ihtimalin kendisine fayda sağlamayacağını yukarıda açıkladık. Başka bir ülkeye gönderse, bu sefer de hareketi kontrol edemez. Geriye tek seçenek Türkiye’ye teslim ederek “yaşlı bir hoca efendiden mazlum bir kahraman yaratmak” ihtimali kalıyor.

Gülen, Ekrem Dumanlı ve Hidayet Karaca'nın da aralarında bulunduğu gözaltındaki isimleri kastederek, "O arkadaşların yerinde olmak isterdim" demişti ya, arkadaşlarının yanına gelmesi an meselesi. ABD’nin en iyi yaptığı şey; kullandığı maşaları işi bitince hiç acımadan harcamaktır. Ben Gülen’in yerinde olsam, bavullarımı toplamaya başlardım.

Buradan hükümete de bir mesaj verelim. Gülen’i kucağınızda bulunca Ecevit’in yaptığı gibi ağzınız açık kalmasın.

Mehmet BORİ
ulusalkanal.com.tr






Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Muhterem Sayıner :

yazarın değerlendirmeleri önemli. eğer yeni bir apo yaratacağına kani olursa amerika gülen'i verebilir. ama yazar, gülen'in gerektiğinde harekete geçireceği kitlenin apo kadar olamayacağını amerika'nın da düşündüğünü hesaba katmalı. devlet içindeki gücü budanmış ve kitlesele gücü zayıf bir gülen ise amerika'nın ne işine yarar?

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder