banner864

Oktay Yıldırım - 'Korkunç' yönetim 12 Ocak 2015, 11:02

Vatan gazetesinin haber başlığı şöyle: “Korkunç İddia: Türk uçakları vurulacak!”

Habere göre Libya hava Kuvvetlerine ait olduğu belirtilen bir facebook sitesinde “Libya hava sahasına giren askeri ve sivil bütün Türk uçaklarının vurulacağı” ilan edilmiş. Bizim maharetli (!) Dışişleri Bakanlığımız da hemen bir açıklama yaparak BM Libya Temsilciliği nezdinde girişimde bulunulduğunu ve “aramızdaki uçuşların kardeş Libya halkına fayda sağladığını” belirtmiş… (7 Ocak)

Hep söylüyorum, biz Kıbrıs’a müdahale ettiğimizde başta ABD, bütün dünya bize karşı çıkıp ambargo uyguladığında uçaklarımız Libya lideri, Kaddafi’nin yolladığı petrolle uçtu. Kendi ülkesinde kapatılan ABD üslerindeki bütün askeri malzemeyi ve teçhizatı uçaklara yükleyip bize yolladı. Kendisi bile sırtında sandık taşıdı. Askeri birlik desteği önerdi.

Biz ne yaptık? Kaddafi’nin ABD ve Batı’nın köpeği olmuş holiganların elinde linç edilmesine seyirci kaldık, NATO uçaklarının Libya’yı bombalamasına destek verdik. Asıl korkunç olan budur. Ve karşılaşacağımız sonuç da bundan farklı olamazdı. Libya’daki Türk vatandaşlarına “kaçın” diyorlar şimdi.

DİREN KANSERLİ

Koç kelimesini Türk insanı sanırım ilk kez 80’lerin başlarında gösterilen Amerikan dizisi Beyaz Gölge ile duydu. Okulun basketbol takımının çalıştırıcısı “Koç Rivs” vardı. Nasıl basketbol oynanacağını öğretiyordu. Özentiyiz ya… Bizde de önce spor takımlarında kullanılmaya başlandı, sonra aldı yürüdü. Yaşam Koçu kavramı da, Batı özentileri nedeniyle girdi hayatımıza. Çok zenginlere nasıl yaşanılacağını söyleyen kişilerdi bunlar. Önce sosyetik muhitlerde başladı. Neyi ne zaman yapacağını bilemeyen sonradan görmelere, “şu saatler arasında tuvalete git, saçını şöyle yap, tatilde şuraya git” diyerek para kazanmaya başladılar.

İmamın neyi eksik kardeşim. Onlar yapıyorsa İmam da yapar. AKP hükümeti bastı düğmeye. Önce okullarda yaşam koçluğu… Şimdi de, Sağlık Bakanlığı ile Diyanet arasında anlaşma yapıldı ve İmamlar hastanelerde görevlendirilmeye başlandı. İlk uygulama Ankara Onkoloji hastanesinde… Yani kanser yetmemiş gibi bir de imam çıkacak adamın karşısına. Diren kanserli… Hem kansere hem İmam’a…

ANTİKA BAĞLAMA

Zaman gazetesi kocaman başlıklarla haber yaptı: Ünlü iş kadını Piraye Antika, her hadisenin paralele bağlanmasından sonra Türkçeye “Paralele bağlamak” diye yeni bir deyimin kazandırıldığını buyurmuş (7 Ocak).

Anlaşılıyor ki, Piraye Hanım Türkiye’de ikamet etmiyor. Bu işin uzmanının Cemaat olduğunu bütün Türkiye biliyor oysa. Maden kazasını bile Ergenekon’a bağlıyorlardı. Bize de hatırlatmak düşüyor.

Tarih 25 Kasım 2010. STV Ana haber spikeri konuşuyor. “İstanbul'a cumhuriyet savcılarına İbrahim Fırtına, Aytaç Yalman, Özden Örnek gelip ifade vermişlerdi. Geldiklerinin hemen ertesi günü, pazar akşamı ise bursa Mustafa Kemal Paşa'da 19 madencinin öldüğü maden kazası vuku bulmuştu. Dün gözaltılar oldu, balyoz darbe planıyla ilgili, bugünse ne yazık ki işte Balıkesir Dursunbey'den gelen böyle bir maden kazası haberi var.”

EĞİK CÜPPE

Hukuk Fakültelerinde bütün öğrencilere yargı bağımsızlığı anlatılırken şunlar öğretilir: Adalet sisteminin temel taşları olan yargıç, savcı ve avukatların cübbeleri siyahtır çünkü vicdanın ve tarafsızlığın sembolüdür. Düğmeleri yoktur çünkü yargı, kimseden emir almaz ve önünü kimsenin karşısında iliklemez. Yargı, kamu hizmeti olduğu için cübbenin cebi de yoktur.

İşte bütün bunları öğrencilerine öğretecek olan Yıldırım Bayezıt Üniversitesi (YBÜ) Hukuk Fakültesi Dekanı Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Uşan, Erdoğan'ın elini öpmek için iki büklüm oldu. Ama Tayyip Erdoğan “âlicenaplık” gösterip elini öptürmedi.(7 Ocak).

Böylece düğmesiz cübbe artık eğik cübbe oldu. Önü kapanmıyor, ama birinin elini öpebiliyor. Şimdiden yazıyorum, geleceğin Anayasa Mahkemesi Başkanıdır kardeşim.

ARKEOLOG İMAM

İslam’ın doğduğu Mekke ve Medine’de sürekli kazı yapılıyor. Ama sizin sandığınız gibi arkeolojik kazılar değil. Gökdelen temeli atmak için derin çukurlar kazıp betonla dolduruyorlar. Medine’yi İngilizlerden koruyan Osmanlı’nın Ecyad Kalesi de bu maksatla yıkılmıştı. Bu, Müslüman ilahiyatçılarının arkeoloji ile ilişkilerinin ölçüsüdür. Ki memleketimizin bir AVM cenneti haline getirilmesinin arkasında da yine aynı ilahiyatçı müteahhitler var.

Mardin Artuklu Üniversitesi Arkeoloji Bölümünün başına bir İlahiyat mezununun atanmasında da bu bakımdan şaşılacak bir şey yok.

KILIÇDAROĞLU CAMUKA’YI BİLİR Mİ

Camuka, Temuçin’in kan kardeşi ama daha sonra can düşmanıdır. Yaptıkları son savaşta Camuka yenilip kaçtı ama kendisine ihanet eden makam peşindeki generalleri tarafından Temuçin’e teslim edildi. Temuçin, Camuka yerine önce ona ihanet eden generalleri öldürdü. “Neden” diye sorduklarında da “siz yoldaşınıza ihanet ettiniz” dedi. Ve bu sayede Cengiz Han oldu. Biliyordu, ihanetle ittifak, ihanet getirir.

Cemaat, AKP ile eski yol arkadaşı, şimdi can düşmanıdır. Kılıçdaroğlu, Cemaat ile yoldaş oldu. Nevzat Bekaroğlu, tıpkı AKP gibi özünde milli görüşçüdür. Milli Görüş’ten döndü AKP’li oldu, bir ara Cemaat yandaşıydı, şimdi de Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan Yardımcısı oldu.

Ve Kılıçdaroğlu’na bir toplantıda ayakkabı fırlatıldığında yanı başında oturuyordu. Çantasını kaptığı gibi salonu ilk terk eden o oldu.

“Tarih tekerrür eder mi” diye Mehmet Akif’e sorduklarında şöyle demişti: “İbret alınsa, hiç tekerrür eder miydi?”

HAFTANIN YAĞ REKORTMENİ


Müjdeler olsun, yağ rekortmenleri kulübüne yeni bir üye daha bulduk: “Türkiye 2002 yılından beri ekonomik ve siyasi alanda devrim olarak nitelendirilen bir başarı hikâyesi yazıyor. Bu hikâyede başrol oyuncusu Mart 2003-Ağustos 2014 döneminde Başbakan olarak görev yapan Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’dır…”(8 Ocak)

Yeni Şafak’tan Erdal Tanas Karagöl’e kulübe hoş geldin diyor, muvaffakiyetler diliyoruz…

ENTELEKTÜEL DÜZEY

Geçenlerde bir arkadaş sohbetinde, Cemaatin entelektüel düzeyinden söz edilmişti. Cemaatin Bugün gazetesinden Ali Demirel tam da konuya örnek olacak bir yazı yazdı. Ben de bu ulaşılması güç entelektüel düzeyi, konuyla ilgili arkadaşlarımın dikkatine sunuyorum.

“Cinler, kendi âlemlerinden, şehadet âlemine geçtiği zaman, rastgele kişilere musallat olamaz, istedikleri herkese tesir edemez. Daha ziyade doğuştan medyumluk özelliği olan insanlarla muhatap olabilir veya bünyesinde bir açık, bir rahatsızlık bulunan kişilere musallat olurlar. Bu kişiler de genellikle içine kapanık, çekingen, psikolojik olarak dengesiz, şizofreni ve beyin yönünden bir rahatsızlığı olan kişilerdir. Cinler, şehadet âlemine devamlı kalmak üzere geçemez. Muhakkak belli bir zaman sonra geri dönmek zorundadır. Nasıl ki, komaya giren bir insanın belli bir zaman sonra uyandırılması gerekiyorsa, suya giren bir insan belli bir müddet sonra sudan çıkmak zorundaysa, cin de bir vakit sonra kendi âlemine dönmek zorundadır.”
Değerli okuruma not: Yazım kılavuzlarında “şahadet” olarak gösterilen kelimenin “şehadet” olarak yazılması da bu entelektüel düzeyin hikmetidir. Hemen söylenmeyin lütfen...

Oktay YILDIRIM
ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder