banner864

Oktay Yıldırım - Donu kafasında 26 Ocak 2015, 12:59

Türk milleti banyoda nasıl yıkanacağını düşünüp duruyordu. Bilemiyordu bir türlü, banyoda don çıkar mı çıkmaz mı? Dinimiz ne buyurmuş bu konuda? Nihat Hatipoğlu’na sormuşlar, “banyoda çıplak yıkanılır mı?”

Hoca cevaplamış, “donsuz yıkanılmaz, yıkanmanın sonuna doğru hemen çıkarılır, kurulanılır, sonra yine giyilir.” Ah bir de işin yatak kısmı var değil mi? Ona da bir cevabı var hocanın, “eşinle yakınlaşırken de üzerinde mutlaka bir örtü olacak, çıplak olmaz…”

Bazılarının donu kafasında. Çıkaramıyor. O kafadaki don çıkmayınca, aklına başka bir şey de gelmiyor. Yatıp kalkıp donu düşünüyor, “nasıl giysem, nasıl çıkarsam?” Ve olmuyor, bir türlü çıkmıyor o kafadan. Biz de soruyoruz. Anlat bize, o nasıl çıkacak hoca?

O AYNADAKİ İNSANLIK

Bugün’den Nuh Gönültaş, Samsun’da yolunu şaşırıp şehre inen bir domuzun insanlar tarafından linç edilmesi üzerinden insanın zalimleşmesini sorguluyor ve şöyle diyor: “İnsanlar, onları birbirlerine ve diğerlerine karşı düşmanca tutuma iten sebepleri bilmeden zalimleşebiliyorlar. Aslında insanlar birbirlerine, diğerlerine ve bu dünyayı birlikte paylaştığımız hayvanlara karşı zalimane, acımasızca davranırken insanlık onurlarından vazgeçmiş oluyorlar. İnsan insanlık onurundan vazgeçtiğinde öldürebiliyor, işkence edebiliyor. (…) Almanya’da bir hayvanat bahçesinde dünyanın en tehlikeli hayvanı bölümü varmış. O hayvanı görmek için insanlar içeri girdiğinde karşılarına sadece bir ayna çıkıyor ve o aynada insan sadece kendisini görüyormuş…”(20 Ocak)

Bir küçük domuz yavrusu için bu kadar vicdana gelen insanlık, Cemaat basını ve kendi kalemi tarafından haksız yere suçlanan, linç edilen insanlar intihar ederken, hastane köşelerinde öldürülürken neredeydi? O aynaya bakınca bu da görülüyor mu acaba?

Mesela 17 Haziran 2010’da şöyle yazıyordu: “Ergenekon belgelerinde birçok kişinin "kadın düşkünü, kullanılabilir" şeklinde fişlendiği ortaya çıkmıştı. Hatırlayın 51 nolu DVD'yi... İçinde neler var neler... 5763 kişiye ait çok özel bilgiler. (…) Genç teğmenler kadınla avlanıyor. Karargâh Evleri dosyasında da benzeri faaliyetler var. Örgüte eleman kazanmak için kadınların nasıl kullanıldığı detaylı biçimde anlatılıyor.”

12 Şubat 2009’da hastaneye yatanlar için şöyle diyordu: “Katakulli çevrilen yer GATA... Gatakulli buradan geliyor.”

15 Temmuz 2008’de GAP’ın bitmemesi Ergenekon işiydi: “Yani GAP'ın bitirilmesi için enerjimizi tamamen bu bölgeye odaklamamız gerekiyor. Bir vahanın ortasındayız ama susuzluk çekiyoruz. Neden? Sırf bazı emekli askerler cuntacılık heveslerini gidersinler diye…”

2 Temmuz 2008’de sevinç çığlıkları atıyordu: “Hurşit Tolon gözaltına alındı. Wowww. Müthiş... Gerçek mi acaba?”

O aynaya iyi bak Nuh Gönültaş… Ne gördüğünü söylemene gerek bile yok.

HASIM

AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop şöyle dedi: “Ak Parti'nin hasımları, muhalifleri, aynı zamanda Türkiye'nin hasımlarıdır, Türkiye'nin muhalifleridir. Hiç şaşmaz. Ak Parti'yi destekleyenler, Ak Parti'den memnun olanlar da Türkiye sevdalıları, Türkiye'yi sevenler, Türkiye'yi destekleyenlerdir.”

%49… Türkiye’de yaşayan “Türkiye düşmanlarının” oranı bu. İşte böyle görüyorlar. Kendilerine oy vermeyen herkes düşman.



ABD KORUMASI

Cemaatin arkasında ABD var. ABD’nin Fetullah Gülen’i vermemesi bu gerçeği ortaya koymuştu. Bir de Mümtazer Türköne vurguluyor: “Şayet Putin ile varılan mutabakat üzerinden, AB’ye alternatif olan Çin-İran coğrafyasına doğru rota dönmemiş olsaydı, Hidayet Bey’i tutuklamayı göze alamayacaklardı.” (20 Ocak, Zaman)

Ne güzel müttefikiniz var, nasıl da yakışıyorsunuz birbirinize…


THE KEFEN

Süpermen’in pelerini var ya, kurşun işlemiyor, lazeri yansıtıyor, ateşi söndürüyor filan… Ondan daha üstün bir şey bu… Kabir azabından koruyan kefen çıkmış. Cübbeli Ahmet Hoca üstüne dualar yazıyormuş, sonra en günahkâr adam bile olsan kabir azabından korunuyormuşsun. Bir nevi torpil gibi. Dualar çok pahalı mürekkeplerle ceylan derisi üzerine yazılmış. Alıyorsun. Bu dünyada gangaster olsan kabir azabı çekmiyorsun. Üstelik kabrine cennetten bir pencere bile açılıyormuş. Hoca, “Çarşamba’daki dükkânda” diyor. Kumaşı da çok kaliteliymiş üstelik, 60 iplikli.

Bence öncelikle bütün güvenlik güçlerine alınmalı. Çünkü kabir azabından koruyan kefen, Kaleşnikof mermisinden de korur. Sonra bir tane de Tayyip Erdoğan’a lazım. Abdurrahman Dilipak yazdı, ona da suikast yapacaklarmış. Birer tane de yolsuzlukla suçlanan dört bakana. Kabir azabından koruduğuna göre soruşturma komisyonlarından da korur. Sadece 375 lira…

Pensilvanya sakinlerini saymadım, çünkü onları Amerika koruyor zaten…

TUZAK

Fetullah Gülen’in avukatı, zaman gazetesinde yayınlanan demecinde “devlet vatandaşa tuzak kurmaz” diye yakındı.

Bu cümle çok tanıdık geldi. Hafızamı zorladım, arşive baktım. Buldum. Tarih 14 Kasım 2008. E. Tuğgeneral Veli Küçük savunma yapıyor. Kurduğu ilk cümle şuydu: “Hayatım boyunca hiç hata yapmadım, yasaların dışına çıkmadım. 'Veli Küçük korktu' dememeleri için hastalığımı sakladım. Ancak devletin komplo kuracağını hiç düşünmemiştim.”

Aynı gün yayınlanan Zaman gazetesinin habercilik anlayışı, iddianamede yazılı olan suçlamaların dökümünü çıkarıp, algı operasyonu yapmakta sakınca görmüyordu. O günlerde Zaman yazarı olan Mehmet Altan da bir suçlama envanteri çıkarmıştı.

Ne tuhaf değil mi? Şimdi Fetullah Gülen’in avukatı bağırıyor, tuzak-muzak diye…

KOCA BİR YOKLUK

Bugüne kadar Ahmet Davutoğlu hakkında çok çeşitli eleştiriler duyduk. Yazdığı kitap eleştirildi, dünya liderleri arasında fotoğrafa girmek için ayak parmak uçlarında yükselerek boynunu uzatması eleştirildi, ABD Başkanı tarafından parmakla çağırılması eleştirildi, boyu posu, söylediği “değerli yalnızlık” gibi akıl danesi izahlar, Bakanlar Kurulu toplantısındaki perişan hali, vs…

Bunların hepsinde siyasi muhalifleri tarafından makam sahibi bir birey olarak kabul edildi ve öyle eleştirildi. Ama ilk kez, hem de kendi partisinin bir yöneticisi tarafından yok sayıldı. AKP Kütahya İl Başkan adayı tanıtım toplantısında konuşan Belediye Başkanı Kamil Saraçoğlu, "2015 yılında yapılacak seçimlere lidersiz gireceğiz. Başımızda lider olmayacak. Yani bugüne kadar Recep Tayyip Erdoğan çalıştı, biz oyları aldık." dedi.

Kuşkusuz en iyi analiz aynı örgüt içinden yapılır. Ve o analize göre, küçük cüssesine ve işgal ettiği makama rağmen koca bir yokluktur Ahmet Davutoğlu.

MASAÜSTÜ YAYINCILIK

Aslında yayıncılık teknolojisiyle ilgili bir kavram bu… Ama söz konusu olan Yeni şafak olunca değişiyor. Önüne her konulanı manşete çekmek anlamına geliyor.

Reuters, Yunanistan’da seçimlerin yaklaşmasını, 2011 yılında meydana gelen toplumsal olayların fotoğraflarıyla servis etmiş. Özellikle de belirtmiş, “hemen atlamayın üstüne, arşiv bunlar” diye…

Ama Yeni Şafak bu… Bakmış fotoğraflarda kavga-gürültü, polis-molis var, yapıştırmış birinci sayfaya: Yunanistan yanıyor. Fotoğraf altına da doldurmuş senaryoyu. Polis şöyle müdahale etti, göstericiler böyle saldırdı filan…

Ne yerel kaynaklardan doğrulama, ne başka ajansları kontrol etme var. Çünkü alışkanlık bu… Birileri koyacak onlar yayınlayacak.


Oktay Yıldırım
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder