Doç. Dr. Sait Yılmaz - Ermeni iddiaları ve gerçekler.. 28 Ocak 2015, 11:44

Bugün Strazburg’da Ermeni soykırım iddialarına karşı Doğu Perinçek ve arkadaşları tarafından bir hukuk savaşı verilirken,son yıllarda ülkemizde pek çok vatandaşımızın hafızasından Ermeniler ile gerçekler silinmeye çalışılıyor. Bununla da kalmayıp, tıpkı Kürt ve Alevi meselesinde olduğu gibi Ermenilere karşı da bir özür havası yaratılmaya gayret ediliyor.Bunların hepsi haksız ve mesnetsiz olmasının ötesinde, Cumhuriyeti kuran değerli devlet insanlarımıza karşı büyük bir ayıptır. Kürt ve Alevi konusu gibi Ermeni sorunu da suni ve bölücü amaçlara hizmet etmekten başka bir gayret değildir. Türkiye’ye yönelik bölücülük faaliyetlerinin kökleri ise 1860’lı yıllardan itibaren Doğu Anadolu’da atılmıştır (1).Avrupalılar, 1774 Küçük Kaynarca Anlaşmasından sonra, Ermeniler ile Şark Meselesi doğrultusunda ilgilenmeye başladılar. Yapay bir Ermeni sorunu oluşturuldu. Tanzimat ve Islahat Fermanları sonucunda Ermeni azınlıkları hukuki, siyasi, ticari ve kültürel alanlarda yeni haklara sahip oldular (2). Anadolu’ya 20. yüzyıl başlarında gelen misyonerlerin faaliyetleri ve Rusya, İngiltere, ABD ve Fransa’nın da desteğiyle Ermeniler,ihtilalci cemiyetler kurdular. Teşkilatlanan Ermeni Komitelerine, Avrupalıların silah ve siyasi destek vermeleri ile Ermeni terör hareketleri ve isyanları (1890-1914)başladı (3).Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi ile birlikte orduda görev yapan Ermeni askerler silahları ile birlikte firar ederek, Rusya’ya geçip, Rus ordusu ile birleştiler. Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeniler ise, komiteler vasıtasıyla, örgütlendikten sonra yüz binlerce masum vatandaşı katletmeye ve birçok şehirde isyan hareketlerine başladılar. Birinci Dünya Savaşı sırasında, Osmanlı askeri olarak düşmana karşı savaşan veya Savaş halinde olmasına rağmen, 9-10 ay daha aldığı mahalli tedbirlerle, olayların yatışmayacağını gören Osmanlı Hükümeti, dünya tarihinde ender rastlanan son çareye başvurmuş ve birçok vatandaşı gibi Ermenileri de savaş bölgesinden alıp ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskan”a veya “tehcir”e tabi tutmuştur.

Osmanlı Devleti, hiçbir zaman, hiçbir topluma karşı soykırım yapmamıştır.Tehcir’in amacı da aslında Ermenileri saldırılardan korumaktı. Birinci Dünya Savaşı döneminde Osmanlıyı arkadan vuran ve katliam üstüne katliam yapan Ermenilerin bir kısmı 1915 yılında çıkarılan ‘Sevk ve İskân Kanunu (Tehcir)’ ile Osmanlı toprakları içindeki Suriye’ye sevk edildiler (4). Ermeniler, 1915-1916 yıllarında karşılıklı olarak yaşanan bu trajediyi daha sonra ‘soykırım’ olarak nitelendirmişlerdir. Peki gerçekten bir soykırım benzeri saldırı olmuş mudur? Buna yabancı kaynaklardan cevap verelim;
1922 yılında BM tarafından Amerikalı ve İngiliz uzmanlara yaptırılan araştırma sonucu ortaya çıkan resmi kayıtlara göre Osmanlı’dan kalan Ermeni nüfusu şu şekilde idi; İstanbul’da; 148.997, Anadolu’da; 131.135, Müslüman olan; 95.000, Türkiye’den ABD’ye göç eden 128.000, Türkiye’den diğer ülkelere göç eden 817.873. Bu nüfusun toplamı yaklaşık 1.300.000 etmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Ermeni nüfusu Osmanlı kayıtlarına göre 1,3 milyon, yabancı kayıtlarına göre 1,5 milyondur. Eğer yabancı kayıtları doğru ise kayıp olan Ermeni sayısı 200 bin civarındadır. Bu rakamlar içinde yer almayan ancak Fransız ve Rus ordusuna katılıp, savaşta ölen Ermeniler vardır. Ayrıca Rusya’ya kaçan 160.000 Ermeni açlıktan ölmüştür. 30.000 Ermeni ise Ahılkelek’te koleradan ölmüştür. Bu yüzden Ermeniler tarih ile yüzleşmekten kaçmaktadır (5). Ermenilerin iddia ettikleri soykırım ancak tehcir esnasında yollarda asker kaçakları ve eşkıyalar tarafından yapılan saldırılar olabilir. Bu dönemde Doğu Anadolu’da Kürt gruplar da Ermenileri kendilerine karşı rakip olarak görmüş, onlardan boşalacak yerlere göz dikmişti.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından 1965 yılına kadar Ermeniler ile ilişkiler sakin bir dönemden geçmiş,Sovyet Ermenistan’ında Stalin ve sonrasında, diğer Sovyet yöneticileri ne zaman Erivan ile bir problemleri olsa Ermenilere Türklere karşı olan düşmanlıklarını hatırlatmışlardır. Tüm bu gelişmeler, 1970’lerde, yeniden patlak verecek olan Ermeni terörü için uygun ortamı sağlamıştır (6).Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire ortaya çıkarılmış, Türk diplomatları öldürülmeye başlanmıştır (7).Ermenilerin anavatanlarındaki göstermelik cumhuriyet, tamamen Moskova'nın güdümündeydi, diasporadakiler ise Fransız, İngiliz, Amerikan vatandaşı olmuşlardı. Taşnak Partisi, ABD ile birlikte hareket ediyordu. Hınçak'ın arkasında ise Sovyetler vardı. Hem Rusya'nın, hem de Batı dünyasının, olaylardaki kendi sorumluluklarını unutturmak için her suçun üzerine atılacağı ve durmadan kafasına kakılacağı bir günah keçisine ihtiyaçları vardı. Dolayısıyla, neden bu hale geldiklerini sorgulayan ve geçmişin olaylarını bilmeyen genç Ermeni kuşaklarına, 'Hepsi katil Türklerin suçudur' mesajını vermek Batılıları rahatlatıyordu (8).1990 yılından sonra kurulan Ermenistan’daki devletin yöneticileri kendilerine Türk düşmanlığını rehber edindiler.Türkiye ve Ermenistan, tarihi ve kültürel ortaklıkları olan bulunan iki komşu ülkedir. İlişkilerin günümüze kadar geliştirilememesinde en önemli faktör Ermenistan ve Ermenilerin Türkiye’ye yönelik soykırım iddiaları ve Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tanımamaları ve özellikle Ermeni diasporası vasıtası ile Türkiye’ye karşı olan düşmanca tutumu olmuştur. Fransa'daki dava gerçekleri konuşmaya bile cesareti olmayan bir devlet ve arkasındaki siyasi güçlere karşı verilen mücadelenin önemli bir dönemecidir. Başkalarının yazdığı senaryoların figüranı olarak kendi vatandaşlarını cezalandıran ve geleceğini yok eden Ermenistan’ın bir an önce Türkiye ile rasyonel ilişkiler kurmak için adımlar atma zamanı gelmişte geçmiştir.



Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter:  @DocDrSaitYilmaz

Kaynakça

(1) İlhan Akbulut, Devlet, Terörizm ve Ülke Bölücülüğü, (İstanbul 1988), s.70.
(2) Bayram Kodaman,Avrupa’nın İlk Maşası Ermeniler, Tarih ve Medeniyet, Sayı:15, İstanbul1995, s.13-20.
(3) Türkkaya Ataöv,Ermeni Terörizminde Silah Sağlanması: Osmanlı Belgelerine Dayalı Gerçekler, Uluslararası Terörizm Sempozyumu, (Ankara 1984), s.165-172.
(4) Yahya Bacak: Hakkâri’den Ermeni Meselesine Bakış, Gündüz Kitabevi Yayınları, (Ankara, 2008), s.20-21.
(5) Yusuf Halaçoğlu,Türkiye’nin Toplum ve Etnik Yapısı, BÜSAM Konferansı, (27 Nisan 2010).
(6)Bruce Hoffman, Inside Terrorism, Columbia University Press, (2006), p.71.
(7)John E. Jessup, An Encyclopedic Dictionary of Conflict and Conflict Resolution, Greenwood Publishing Group, (1998). p.39.
(8)Barış Doster,Orhan Koloğlu ile Söyleşiler: Bilimselden Medyatike Tarih, Söyleşi, Destek Yayınevi, (İstanbul, 2009), s.43.
Etiketler

Yorum Gönder