banner864

Osman Başıbüyük - Syriza, Avrupa ve Dünyanın kaderini belirleyecek 29 Ocak 2015, 22:07

 Pazar günü yapılan Yunanistan seçimlerinden radikal sol parti Syriza zaferle çıktı. Bu zafer, Hüseyin Vodinalı’nın deyişiyle, “Finansal kumarhane kapitalizmiyle köleleştirilen toplumların isyan çığlığıdır. 40’lık Çipras, 84’lük Soros’u uğurlamaktadır…” Evet, hepimizin isteği bu yöndedir. Ama bu iş, hiç de sanıldığı gibi kolay değil.

“Avrupa’da gereğinden fazla demokrasi var”mış
JP Morgan 23 Mayıs 2013 tarihinde küresel kriz sonrasında AB’nin yaptığı reform çalışmalarını değerlendiren “The Euro area adjustment: about halfway there” (“Euro bölgesi düzenlemeleri: Daha yarı yoldayız”) isimli bir rapor yayımladı. Bu rapor Syriza lideri Alexis Çipras ve Avrupa’nın hangi tehlikeyle karşı karşıya olduğunu çok açık bir şekilde gösteriyor.

Raporu hazırlayan JP Morgan ekonomistleri, Avrupa’da ekonomik kriz başladığında, ülkelerin karşılaştıkları sorunların ilk önce kendi ekonomik özel durumlarından kaynaklandığının sanıldığını; fakat krizin ilerlemesiyle asıl problemin politik yapıdan kaynaklandığının anlaşıldığını iddia ediyor. Onlara göre, politik reform diye adlandırdıkları “işçi maliyetlerinin düşürülmesi”, “esnek çalışma düzeni” (çalışanların kolay işten çıkarılması), “özelleştirme”, bazı sektörlere uygulanan “devlet korumasının kaldırılması” gibi neoliberal politikaların uygulanamamasının arkasında Avrupa’nın İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi çevre ülkelerinin sahip olduğu politik sistem yatıyormuş.

Avrupa’nın çevre ülkelerindeki politik sistem, diktatörlerin yıkılmasından sonra inşa edilmiş. Faşizm tecrübesinden sonra yükselen sol partilerin yaptığı anayasalar çok güçlü sosyalist eğilimler içeriyormuş. İşçi haklarının anayasal güvence altına alınması büyük sorunmuş. Devletler merkezi otoriteden yoksun ve hükümetler zayıf yaptırım gücüne sahipmiş. Bu problemler güçlü yasama ve uzlaşma kültürüne dayanan politik sistemden kaynaklanıyormuş. Beğenilmeyen düzenlemeleri halkın protesto etme hakkının anayasal güvence altına alınmış olması, hükümetlerin reform uygulamalarının önündeki en büyük engelmiş. Bu durum aynı zamanda reformlara karşı olan popülist partilerin büyümesine zemin hazırlıyormuş. AB ve para birliğinin (Avro) devam edebilmesi için çevre ülkelerdeki bu politik yapının değiştirilmesi bir zorunlulukmuş.

Anlayacağınız JP Morgan açıkça diktatörlüğün yeniden gelmesini istiyor. Bu, küresel sermayenin bu konudaki ilk “vukuatı” değil. 1929 ekonomik buhranından sonra yükselen komünizm tehlikesine karşı birçok büyük Amerikan şirketi gibi JP Morgan da Avrupa’daki faşist rejimlerin destekçisiydi. Nazi Almanya’sına yatırım yapan en büyük şirketlerinden biri de JP Morgan’dı.

Demokrasi nasıl yok ediliyor?
Küresel sermayenin kendisini koruyabilmek için halk hareketini bastıracak otoriter rejimlere tekrar ihtiyaç duyduğu anlaşılıyor. Bunun için demokrasinin yok edilmesi gerekir. Halkı anayasal haklarından nasıl vaz geçireceksiniz? Bulunan çözüm terördür.

Amerikalılar önce kendi demokrasilerini yok ettiler. 11 Eylül saldırıları ve sonrasında sokaklarda, parklarda insan avlayan keskin nişancılar, halkın terör tehlikesine karşı yapıldığı algısı yaratılan yasal değişiklikleri kabullenmesini sağladı. ABD’de artık polis herkesi “biri bizi gözetliyor” evindeki gibi takip ediyor. Sorgusuz sualsiz evinizi, arabanızı üstünüzü arayabiliyor. Kamera görüntülerini seyretmişsinizdir, en ufak direnç gösteren oracıkta acımasızca polis tarafından öldürülüyor. Yani devletin özgürlükleri boğan diktası kayıtsız şartsız herkese kabul ettiriliyor. Toplum bilinçli olarak sindiriliyor.

Charlie Hebdo saldırıları boşuna mı yapıldı zannediyorsunuz? Fransa ve Belçika sokaklarında artık makinalı tüfekli askerler dolaşıyor. Eskiden halk tarafından 55 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan 2. Dünya Savaşının sorumlusuymuş gibi görülen askerler, Avrupa sokaklarında resmi elbiseyle işe bile gidip gelemezlerdi. Şimdi ise Avrupalı vatandaş, “kahraman askerlerin” kendisini koruduğunu düşünüyor. Ama gerektiğinde halk hareketlerini bastırmak için askerin hazırlandığını fark etmiyor.

Tarihi meydan okuma
40 yaşındaki Yunan lider Çipras arkasına aldığı %36 oyla küresel sermayeye meydan okuyor. İşi hiç de kolay değil. Başarılı olabilmek için bu politikaların, benzer sorunlar yaşayan diğer Doğu ve Güney Avrupa ülkelerinden destek bulması zorunlu. Zaten Selanik Programı olarak ilan edilen parti programının üç ana hedefinden birisi de bu. Dananın kuyruğunun koptuğu yer de burası olacak.

Tek başına kalması durumunda küresel sermayenin Yunanistan’ı saf dışı etmesi kolay olur. Eğer diğer Avrupa ülkeleri de aynı yolu takip ederse bu sefer Küresel sermayenin kaybetme riski artar. Bu yolu açmamak için küresel sermaye Yunanistan’ı karıştırmaya çalışacak. İç savaştan, darbeye kadar bir dizi tehlike Yunanistan’ı bekliyor. Çipras tehlikenin farkında. Seçim zaferinden sonra yaptığı ilk icraat Naziler tarafından katledilen direnişçilerin mezarlarına çiçek koymak oldu. Meclise 3’üncü parti olarak giren faşist Altın Şafak’ın kendisine görev verilmek için hazır bekletildiğini biliyor.

Ne olur?
Küresel sermaye ile Avrupa’nın çevre ülkeleri arasında bir ölüm kalım savaşının yaşanması kaçınılmaz. Almanya’nın pozisyonu belli; verdiği borçları kurtarmak için küresel sermayenin yanında yer alacak. Fransa’nın pozisyonu ise savaşın kaderini belirleme gücüne sahip. Bu mücadelede devletlerin milli çıkarları ön plana çıkacak, doğal olarak bu gelişme AB ve Avro’nun da sonunu hazırlayacak…

Türkiye’ye gelince…
Küresel sistemin arzu ettiği otoriter rejimi zaten Erdoğan kendi eliyle kurdu. Arap baharının etkisiyle Türkiye’ye kaçan Ortadoğu sermayesi ve düşen petrol fiyatları, yaşanması kaçınılmaz olan ekonomik krizi geciktiriyor. Fakat zamanı geldiğinde halk sokağa dökülünce TSK içinde yuvalanan Cemaat cuntası hazırlanan otoriter rejimin üstüne kendi hükümetini oturtacak. Erdoğan’ın devrilmesini isteyen büyük kalabalıklar da kurtulduk diye alkış tutacaklar. Otorite gidecek ama otoriter rejim devam edecek. Küresel sermayenin taleplerini kaldığı yerden yerine getirecek. Planlanan bu… Ama planını başarısı garanti değil. Planı boşa çıkaracak olan da, Yunanistan’daki gibi bir milli hükümet seçeneğinin yaratılmasıdır.

Dünyanın 2. Dünya Savaşı öncesinde kurulan tuzağın bir benzerine tekrar düşmeyeceğini tahmin ediyorum. Çünkü artık komünizm, yani üretim araçlarını devletleştirme “tehlikesi” yok. Tam tersine milli burjuvazi küresel sermayenin tehdidi altında. Milli burjuvaziyi yanına alamayan küresel sistem, ülkeleri kontrol altına alamaz ancak yıkım yapar.

Bu yıkımdan kurtulmak istiyorsak, Syriza’nın benzerini İtalya ve İspanya gibi ülkelerle birlikte Türkiye’de de inşa etmek zorundayız. Syriza aralarında küçük düşünce farklılıkları olan politik grupların zorlama uzlaşmayla kurduğu bir cephe örgütüydü. Politik başarılar örgütü her seçimde büyüttü. 2013 yılında yaptığı kongresiyle genç lider Çipras, cephe örgütünü tek partiye dönüştürdü. Çünkü taban böyle istemişti. Beğenmeyenler gitti. Bizim de yapmamız gereken budur; dinamik bir lider, cephe örgütünden tek partiye…


Mehmet Bori
ulusalkanal.com.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Mustafa Demir :

sayın bori'nin, syriza'nın programının bir dış siyaset ayağı olmadan başarıya ulaşamayacağı değerlendirmesi çok yerinde. bu ayak da, avrupa'nın çevresiyle geliştirilecek dayanışmadır. bori bu tesbiti de yapıyor.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder