banner864

Ahmet Yavuz - Balkan Harbi'nde neden mağlup olduk? 02 Şubat 2015, 00:25

Yukarıda adı zikredilen kitabı Ali İhsan Sabis Paşa yazmış; Tüccarzade İbrahim Hilmi, 1921 yılında, “Balkan Harbinde Neden Münhezim Olduk” adıyla, yazar adı vermeksizin basmıştır.

Kitap Dr. Hasip Saygılı tarafından yayına hazırlanmış, İlgi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından basılmış ve ilk baskısı Şubat 2014 itibariyle kitapçıların raflarında yerini almıştır.

Kitabı yayına hazırlayan Dr. Hasip Saygılı, meslek hayatımın son beş yılında tanıdığım ve tarih bilgisine, meslek onuruna, insan nezaketine, bilimsel bakış ve disiplinine sahip, karakterine özel bir saygı ve güven duyduğum bir şahsiyettir. Hem mesleğini başarıyla yürüterek birçok subayın tarih bilgi ve bilincine katkı sağlamış hem de kitapların arasında sürdürdüğü hayatını haklı olarak elde ettiği doktorluk unvanı ile taçlandırmıştır.

Kitabı yayına hazırlayarak Balkan Harbi yenilgisinin daha iyi anlaşılmasına büyük bir hizmette bulunmuştur.

Bununla da kalmayarak kitabın ilk haline dâhil ettiği açıklamalarla konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.

Ayrıca, kitabın ilk baskısında yazar adı yer almaması nedeniyle oluşan belirsizliği noktalayan ve o dönemin sosyal dokusunu açıklayan iki makalesini kitaba ek yaparak, daha bütüncül bir yayınla karşı karşıya kalmamızı sağlamıştır.

Kendisini başarılı çalışmalarından dolayı kutlarım.

Şimdi biraz kitabın içeriğine temas edelim.

Kitap, sunuş, önsöz, harp öncesinde ve esnasında yapılan hataları içeren 10 bölüm ve iki ekten oluşturulmuştur.

İlk bölümde ele alınan siyasi hatalar önemli bir yer tutuyor ve günümüz için bile derslerle doludur:

-“Bir hükümet için en mükemmel dost, kendisinin kuvvetidir. Kuvvet ise, laf ile olmaz, kuvvetliyim demekle kuvvetli olunamaz. Kuvvet ancak ordunun ve donanmanın gerçek savaş kabiliyetinden, her zaman harbe hazır olmasından ibarettir.” ( s. 22 ) Acaba kendi dar çıkarları için orduya kumpas kuranların kulakları çınlamış mıdır?

-“Barış dönemindeki ordu ancak vatan çocuklarını savaşa hazırlamak için bir okul ve esastır.” ( s. 23 )

Ordunun asayiş hizmetlerinde kullanılmasını ve savaş hazırlığının yetersizliğine yol açan siyasi iradenin tavrını eleştiriyor. Kendisinin belirttiği gibi, o dönemde İtalya harp ilan ettiği zaman en seçkin birlikler Yemen ve Havran’da isyan bastırmakla görevlidir.

-“Osmanlı devleti için en fazla öldürücü bir harbin Rumeli’de olacağı şüphesizdi.” ( s. 23 )

Tehdit değerlendirme önceliğindeki beceriksizliğe vurgu var. Günümüzdeki Suriye politikasına ne demeli?

-“Trablus’u kaptırmayalım derken koca Rumeli’yi kaptırdık. Harbin getirdiği felaketler ve yıkımlar da caba…” ( s. 26 )

Haklı bir eleştiri var. Dimyat’a pirince giderken eldeki bulgurdan olma hali…

-İç barışın ve birliğin sağlanmasının önemine, politik bölünme ve kamplaşmanın olumsuzluklarına vurgu var. ( s. 27 vd. )

-Yunanlıların Girit’te uzlaşma karşılığında Balkan ittifakı içinde yer almayacağı varsayımı öne sürülmüştür ki, bu hususun dikkate alınması gerekirdi. ( s. 30 vd. ) Harpte esas olan, karşı cepheyi küçültmek, dost cepheyi büyütmek ama mutlaka önce kendi gücüne güvenmektir.

-“Meşrutiyetin ilanından beri pervasız uyguladığımız mali siyasetin de iktisadi özgürlüğümüzü sınırladığı asla dikkat nazarına alınmıyordu.” ( s. 32 )

Savaş ile ekonomi arasındaki zorunlu bağın dikkatten uzak tutulması yıkımı tetikleyici özellik taşıyor.

Bu bölüm şu anlamlı ifadeyle bitiyor: ”Hani ya düşmanlarımıza çalışan bir ecnebi memur, önemli devlet işlerimizi idare etseydi, bize ancak bu kadar fenalık edebilirdi.”
Askeri hazırlıklardaki noksanlıklar şöyle sıralanmış: 1908 devrimiyle birlikte öngörülen ordunun ıslahının yarım bırakılması, lojistik yetersizlikler, cehalet ve ataletin yaygınlığı, hakikati saklama alışkanlığı, dönemin genelkurmay başkanı dâhil seçkin subayların Yemen’de görevli oluşları, top mermisi yetersizliği, harbin giderek karmaşık hal alan yapısına uygun eğitimin verilmemiş olması, fedakâr bir ruh halinden yoksunluk…
( s. 47-63 )

Ve bölüme konulan son nokta: “İşte savaş hazırlığı bu derece yoksun olan böyle bir ordudan büyük başarılar ümit etmek abesti.” ( s. 63 )

Üçüncü bölüm Donanma’ya ayrılmış ve deniz gücünün önemi çok iyi ele alınmış. Başlığı bile ilginç: ”Donanmaya önem vermemek”

Getirilen eleştiriler ( s. 65-74 ):

-Amiral Gamble’ın Bahriye’nin ıslah önerilerini dikkate almamak,

-Bahriye’de insan eğitimine önem verilmesine rağmen harp vasıtası teminine önem verilmemesi,

-Yunan donanmasına üstünlük kurma mecburiyetinin fakına varamamak,

-Karacı bir zata Bahriye Nezareti görevi vermek,

-Averof adlı harp gemisini almak yerine onu Yunanlılara kaptırmak,

-1897 Yunan Harbi’nde Çanakkale’yi geçemeyen harp gemilerinin aynı durumda olmaları ki, bu durumun sorumlusu II. Abdülhamit’tir. Bence O’nun ardılı da Donanma’ya günümüzde vurulan “Balyoz”un sorumlusudur.

Dr. Saygılı’nın da vurguladığı gibi Ali İhsan Sabis Paşa’nın denizcilik bilgi düzeyi ve yönelttiği eleştiriler dikkate değer bir birikim sahibi olduğunun gösteriyor.

Dördüncü bölümde milletin kusurları sayılmış
. ( s. 75-80 )

Tüccarzade İbrahim Hilmi’nin bu bölümün arkasına yaptığı ilaveler mevcut.

Altıncı bölümden itibaren harp esnasındaki yenilgi sebepleri incelenmiş: Seferberlik noksanlıkları ve hataları, toplanma hataları ki, kuvvetlerin muharebe sahasındaki tertiplenmesi ifade edilmiş ( yığınak olarak da adlandırılabilirdi ), stratejik hatalar, taktik bilgisizlik ve orduda maneviyat noksanlığı…

Yapılan analizler büyük coğrafya bilgisini, jeopolitik bir vizyonu ve taktik bilgi düzeyini işaret ediyor.

Kitapta EK-A olarak yer alan bölüm, kitabın yayına hazırlanmasını müjdeleyen ve kitabın yazarı konusunda duyulan şüpheleri giderici mahiyette daha önce bir dergide yayımlanan makaleden ibaret.

EK-B olarak kitapta yer alan bölüme gelince…

Türkiye Günlüğü’nün 112. Sayısında daha önce yayımlanmış olan “ Balkan Harbi’nde Osmanlı Bozgununun Karanlık Yüzü: Dönemin Tanıklarının Gözüyle Müslüman Ahalide İnsan Kalitesi ve Sosyal Çözülme Problemi” bu makalede ter alan tespitler, kanaatimce bugün bile geçerliliğini korur niteliktedir.

Yazar, Balkan bozgununun sadece subayların politikaya karışması, siyasetçilerin dar görüşlülüğü ve seferberlik hazırlıklarının yetersizliği ile açıklanamayacağını; sorunun daha derinlerde ve insan kalitesiyle ilgili olduğu tezini işlemektedir. Sözü kendisine bırakalım: ”… İncelenen metinlerde Osmanlı Devleti’nin insan kalitesini gösteren tespitlerin belirli başlıklar altında yoğunlaştığı görülür. Bunlar içinde öne çıkanlar nitelikli insan gücü eksikliği, sosyal değerler sisteminin aşınması, halkın psikolojisindeki kayıtsızlık hali ve ordunun insan kalitesi problemi şeklinde sıralanır.” ( s. 172 )

Yazar’ın diğer bir tespitiyle incelemeyi noktalayalım: “ Balkan Harbi felaketinin insan kalitesi ile ilgili nedeninin fazla vurgulanmaması, öncelikle toplumun özeleştiri kabiliyetinden yoksunluğuna bağlanabilir. (…) Bugüne kadar geniş anlamda ihmal edilmiş olan insan kalitesi eksenli bakış açısı 100 yıl sonra bile harbin askeri ve sosyal cephelerinin daha iyi anlaşılmasına hizmet edebilecektir.” ( s. 188,189 )

Bu söylenenler, Cumhuriyet Devrimi’yle yaratılmaya çalışılan insan ve topluma olan ihtiyacı açık ve net bir şekilde göstermiyor mu? Cumhuriyet, sorgulayan kuşaklar yaratmaya çalışırken karşısına dikilenler sadece itaat edenleri yaratmanın ve öne çıkarmanın peşinden koşmuyorlar mı?

Yüz yıllık sorun küçülse de varlığını sürdürüyor…

Dr. Hasip Saygılı’nın eline sağlık. Okunması gereken bir eseri bizlere sunduğu için kendisine şükran borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

Malta sürgünleri arasında yer alan Ali İhsan Sabis Paşa’nın biyografisinin daha geniş olarak kitapta yer alması uygun olmaz mıydı?

Bu değerli harp tarihi belgesini okuyalım, derim.

Ahmet Yavuz
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder