banner864

Soner Polat - Avrupa Birliği’nin kontrol dışı yeni rotası 07 Şubat 2015, 08:58

Avrupa Birliği’nin (AB) en ateşli taraftarları bile bir gerçeği kabul ediyorlar. AB sırat köprüsünde, bir o yana bir bu yana sallanıyor. Köprüden sağ salim geçebilecek mi? Bu kendi çabalarının yanı sıra biraz da esen rüzgârların şiddetine bağlı. Şu anda pompalanan bilgiler bir AVRO krizi yaşandığı izlenimi yaratıyor. Ama bu sadece aysbergin görünen yüzü. Arka planda daha derin ve yapısal sorunlar var.

AB’de şimdilik sesi daha gür çıkan bir kesim şunu söylüyor: “AVRO krizine savurgan ve beceriksiz yönetimler neden oldu. Oy almak için har vurup harman savurdular. Erken emeklilik, kaynak bulmadan yapılan ücret-maaş artışları hep bunların eseri! Bunlar bir hayal dünyasına girdi. “Biz AB üyesiyiz; öyleyse zenginiz; o halde tıka basa yiyelim!” yanılsaması içine girdiler. Sonunda deniz bitti ve karaya oturdular.”

Sesi kısık çıkan diğer grup ise bizlere bambaşka bir resim çiziyor: “Krizin başlıca sorumlusu Almanya’nın başını çektiği Birliğin zengin devletleri. Bu ülkelerde iç talep üretim hızına cevap veremediği içinbizim pazarlara acımasızca daldılar!Üretici güçlerimiz bunların rekabetine dayanamadığı için nalları dikiyor. Bunun sonucu ise artan oranda işsizlik ve refah kaybı! İşte Almanya! AB’nin ekonomik bütünleşmesinden sonra ihracatta ABD’yi bile solladı! GSYİH’sının yüzde 50’si ihracattan geliyor! Daha ne diyelim. Bize borç verdiler ama ödeyemeyeceğimizi biliyorlardı! Bu düzenin devamı için para verdiler! Ama bittik! Borç ödeyebilecek bir durumda değiliz.”

Sesi kısık bu kesimlerin serzenişleri ya da isyanları, temeli ekonomiye dayandığı ve insanların canını yaktığı için, ister istemez siyasi bir karşılık buluyor. İşte bu tabandan beslenen ve AB karşıtı muhalefet yapan sağ ve sol uçtaki partiler, ağır fakat emin adımlarla güçleniyor. AB’yi destekleyen ve yıllardır iktidarlara ipotek koyan ya da ana muhalefet olan sistem partileri ise hissedilir şekilde kan kaybediyor. Şimdiye dek ekonomik sorunlara rağmen, “Bu durum geçici, koskoca AB bunun altından kalkar!” inancı nedeniyle AB’yi destekleyen büyük partiler ciddi bir darbe almamıştı. Ancak artık karizma çizildi! AB tepeden tırnağa sorgulanıyor!

Fransa’da Bayan Marine Le Pen’in sağ uçtaki milliyetçi “Ulusal Cephe’si (Front National) oy dağılımı açısından birinci parti konumuna geçti. Yunanistan’da sol uçtaki SYRİZA deprem yarattı. Fransa’da Cumhurbaşkanı Hollande’ın Sosyalist Parti’si inişe geçti; Yunanistan’da Papandreu’nunPASOK’u yerle bir oldu. İtalya, İspanya, Portekiz ve birçok ülkede benzer süreçler yaşanacak gibi görünüyor…

Küresel sistem gelişmeleri bir AB krizinden ziyade bir AVRO krizi olarak yansıtmaya çalışıyor. Ancak yükselen partiler bunu bir “SERBEST TİCARET” krizi olarak algılıyorlar. Yani sınırlara çekilecek duvarların bu krizin hafifletilmesinde etkili olacağını düşünüyorlar. Duvar çekme ise “ULUS DEVLETİN” yeniden canlandırılması anlamına geliyor. İslami terör bahane edilse de göçmenlerin girişini engelleme, aslında “İŞ GÜCÜNÜN SERBEST DOLAŞIMINI” sınırlamada ilk adım olarak görülüyor. İş gücü dolaşımının kısıtlanması ise “SERBEST SERMAYE DOLAŞIMININ” tartışılabileceğini akla getiriyor. Ulus devletin tam anlamıyla ortaya çıkması ise “AVRO’NUN RUHUNA FATİHA OKUMA” olarak algılanıyor.

Avrupa’da milliyetçilik yeniden hortluyor. Yükselen sağcı ve milliyetçi partiler, başta Müslümanlar olmak üzere göçmen işçileri hedef tahtasına koysa da, kafalarda herkese karşı sınırların yeniden çizilmesi ve tel örgü ile donatılması dolaşıyor. Bu bakış açısı, ekonomik nedenlerle sol uçtaki partilerle de paylaşıldığından, milli bir tabana dayanan beklenmedik ittifaklar ortaya çıkıyor. Aşırı sağ aşırı solla el sıkışıyor!

Ülkemizde içeriden ve dışarıdan yükseltilen İslami eğilimler nedeniyle CHP nasıl çarşaf ve türbandan medet umduysa, Avrupa’daki AB’ci partiler de zaman içinde ulusalcı politikalara, en azından göz kırpacaktır. Böyle bir eğilim ise ulus devletlerin yeniden bir yıldız gibi parlaması için gerekli koşulları oluşturacak zemini hazırlayacaktır.

Aslında böyle bir gelişme son kerte doğal ve olağandır. Çünkü refah ve zenginliğe giden en kısa yol, önce ulus devleti inşa etmek ve sonra onu bütün kurumları ile güçlendirmekten geçer. Ulus devlet ise pazarına hâkim olan devlet demektir. Bu yalın gerçek insanlığın genel hafızasında mevcuttur. Devlet, zaten kelime olarak zenginlik anlamındadır.

Peki, küresel sistem bu gidişi durdurabilir mi? Anglosakson kapitalizm yaratıcı gücünü kaybetmiştir. Bu sistemde para ve zenginlik, üretmeyen dar bir çevrede toplanmakta,toplumun geniş kesimleri yoksullaşmakta, bu ise ekonominin hayat damarlarını kurutmaktadır. Thomas Piketty’nin “21’inci Yüzyılda Kapital” isimli çalışması, bu gerçeği onlarca ülkedeki son 20 yıllık verilere dayanarak ispat ettiği için son yılların en önemli eseri olmuştur.

Vahşi neoliberal kapitalizm, para oyunları ve askeri gücü ile ayakta kalmaya çalışmaktadır. Her zaman olduğu gibi ilk silahı olan paraya sarılmış ve Avrupa’yı rahatlatmayı hedefleyen 1,1 trilyon AVRO’luk para arzı ( 18 ay boyunca her ay 60 milyar avro) ile sahne almıştır.Birinci perdede seyirciden yeterli alkış alamazsa, ikinci perdede kanlı gösteriler sahnelenebilir. Sistemin kendiliğinden teslim olacağını sananlar, şiddetle yanılırlar…

Amiral Soner Polat
[email protected]

ulusalkanal.com.tr


Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder