banner864

Osman Başıbüyük - İkinci İsrail’i (“Büyük Kürdistan”ı) kurmanın en önemli aracı IŞİD ve “Eğit-Donat” komplosu 24 Şubat 2015, 13:17

Cumartesi günü yapılan “Şah Fırat” operasyonuyla yurt dışındaki tek vatan toprağımızı olan Süleyman Şah türbesini terk ettik. Açıkçası Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı terör örgütü, 700 bin kişilik orduya sahip Türkiye devletini, Suriye içindeki 10 dönümlük vatan toprağını koruyamaz duruma düşürüp kaçmak zorunda bıraktı.

Peki, kimmiş koca Türkiye’ye kafa tutan bu IŞİD?

Mezhep kavgasının bir numaralı aracı
IŞİD’in temellerini Ürdün doğumlu, Afganistan’da savaşmış bir terörist, Ebu Musa el-Zerkavi atmıştır.

Zerkavi, ABD’nin Irak’ı işgali ile Kürt bölgesindeki Süleymaniye kentine gelir. Süleymaniye, işgal günlerinde ABD’nin dokunmadığı en güvenlikli bölgelerden biridir. Zerkavi’nin kurduğu örgütün ilk eylemi, Bağdat’taki Ürdün Büyükelçiliğini ve BM Yardım Misyonu Temsilciliğini bombalamaktır. Arkasından Şiilerin kutsal mekânı Necef’teki İmam Ali Camiine bombalı araçla saldırı düzenler; ölen 95 kişiden biri de İslami Devrim Yüksek Konseyi ruhani lideri Ayetullah Muhammed Bakur el-Hekim’dir. Bu olaydan sonra Irak’ta Şii-Sünni düşmanlığı ekseninde iç savaş başlar. O dönem, ABD’nin Irak’ta çok zorlandığı dönemdir. Kendisini hedef alan saldırıların başka hedeflere yönlendirilerek saptırılması, ABD’nin başvuracağı en kolay ve risksiz çaredir. Kısacası, mezhep çatışmasına dayalı bir iç savaş, direnişçiler karşısında zor günler yaşayan ABD’ye ilaç gibi gelir.

Zerkavi, Sünnilerin savunuculuğuna soyunan örgütünün yaratılan bu kaostan büyüyeceğini hesap etmiştir. Bundan sonra, o dönemde Irak El-Kaide’si (ISI) olarak anılan örgütün askeri stratejisi, mezhep çatışmasını körükleyerek Şiileri de radikalleştirmek ve İran destekli Şii militanları benzer acımasız eylemler yapmaya zorlamak olarak belirlenmiştir. Bir ülkeyi bölmek için ne güzel bir taktik öyle değil mi? Kim düşünmüş acaba?

Musul’dan Suriye’ye IŞİD
Örgütün üçüncü lideri Ömer el-Bağdadi, yardımcısı Ebu Usame el-Mağrıbi’yi, Musul’da örgütlenmek için görevlendirir. Örgütün merkezi bu bölgedeki Kürt-Arap çatışmasından faydalanmak amacıyla 2008 yılında Musul’a taşınır. Sonradan Mağribi’nin yerine Ebu Muhammed el-Cevlani geçecektir. Cevlani şu an Suriye’deki el-Nusra’nın lideridir. Cevlani, Suriye ayaklanması başlamadan önce 2011 yılının başında örgütün Suriye ayağını inşa etmek üzere Haseki’ye (Suriye) gönderilmiştir. 23 Aralık 2011 tarihinde başkent Şam’da patlatılan iki araç ile Suriye’deki iç savaşın tetiklenmesinin arkasında yine bu örgüt vardır.

Bütün bu gelişmeler BOP projesi çerçevesinde 22 ülkenin sınırları değişecek diyen ABD eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın dile getirdiği istikamette cereyan etmektedir.

Bu arada 2 Mayıs 2011’de Usame bin Ladin’in ABD tarafından öldürülmesi (!) ile Afganistan odaklı El-Kaide örgütü ikinci plana düşmüş, Suriye’de de harekâta başlayan Irak El-Kaidesi, IŞİD adı altında ön plana çıkmaya başlamıştır.

IŞİD 2014 yılında Halifeliği ilan ederken aynı zamanda 1. Dünya Savaşından sonra Ortadoğu’nun haritasını çizen “Sykes-Picot Anlaşmasını ve mevcut sınırları tanımadığını da açıklamıştır. Ne ilginçtir IŞİD’in bu stratejisi Odet Yinon’un İsrail’in güvenliği için 1980’lerde hazırladığı stratejiyle uyum içindedir.

IŞİD’in yaklaşık 31 bin savaşçısının 15 bini dünyanın 90 değişik ülkesinden gelmiştir. Bu gerçek, bu örgütün kimin denetiminde olduğu sorusunun yanıtını da içermektedir. IŞİD’in denetiminde olduğu güç, dünyanın 90 ülkesinden savaşçı gelmesini dünya çapında denetleyebilen güçten başkası değildir.

IŞİD Sünnilerin hoşnutsuzluğundan faydalanıyor

Baas iktidarı, her ne kadar laik olsa da, Saddam döneminde Irak yönetimine Sünniler hâkimdi. Saddam devrilince her şeylerini kaybettiler. Güneydeki petrol bölgesini Şiiler, kuzeydekini Kürtler aldı; yönetime Şii ve Kürtler hâkim oldu. Ezilmişlik duygusuna kapılan Sünniler, haklarını elde etmek için silaha sarıldılar. Baas’ın örgütlediği direniş güçlerinin bölgedeki Arap devletleri ve İran’ın da yardımıyla iyice zayıflatılmasından sonra harekete, gizli eller tarafından korunan IŞİD önderlik etmeye başladı. IŞİD, 2014 yılında Tel Afer ve Musul’u ele geçirdi, Suriye’de önemli kazanımlar elde etti.

Buraya kadar IŞİD sorunsuz ilerlemişti; çünkü işgal ettiği bölgelerde halkın desteğini alıyordu. Kerkük ve Aynel el-Arap (Kobani)’a saldırınca işler değişti. Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya ve Fransa, IŞİD’in karşısına dikildi. Hemen koalisyon uçakları devreye girdi, Peşmerge ve PKK’ya silah yardımı yapıldı. IŞİD’in, o güne kadar gösterime sokulmayan kafa kesme görüntüleri servise kondu ve dünya kamuoyu müdahaleye ikna edildi. Kuzey Irak Kürt yönetimi Batı’nın desteğiyle Kerkük bölgesinde Merkezi yönetimin kontrolündeki çok önemli iki petrol kuyusunu ele geçirdi ve sahiplendi. IŞİD tehdidinin Bağdat’a yönelmesi, Merkezi yönetimin bu stratejik hamleye sessiz kalmasını sağladı. Çünkü kendi ordusu Musul’u savaşmadan terk etmişti, ama Peşmerge direniyordu.

Bir ülke içinde iki ordu
Bu gelişmeler üzerine ABD Eğit-Donat programını başlattı. 9’u Irak Güvenlik Kuvvetleri, 3’ü Peşmergenin olmak üzere ABD toplam 12 tugaydan oluşan yaklaşık 25 bin kişiyi IŞİD’e karşı eğitip silahlandıracaktı.

Bir ülke içerisinde birbirine rakip iki ayrı ordu olur mu? Irak’ta var. Bu nasıl iş? “IŞİD sağ olsun!”

IŞİD denen örgüt, cürmüne bakmadan ABD’den Avustralya’ya, Japonya’dan Ürdün’e kadar 60 kadar ülkeyi “tehdit ettiği” propagandası yapılıyor. Kafa kesme, insanları diri diri yakma, kurşuna dizme görüntüleri kamuoyu gözünde, yaratılan tehdidi gerçekçi hale getiriyor. IŞİD bu kadar ülkeyi tehdit edeceğine, hiçbir terör eylemi yapmadan, temsil ettiğini iddia ettiği Sünnilerin haklarını savunsa ne olur? O zaman Kürt devleti kurulamaz. Sünniler Musul ve Kerkük’teki haklarını söke söke alırlar. Şii Araplarla Sünni Araplar birbirini yemese, kendilerine ait olmayan topraklara sahip çıkmaya çalışan Kürtler ne yapabilir ki?

İşin özeti, “Üst Akıl” IŞİD’e harita çizdiriyor.

Türkiye’nin katıldığı eğit-donat “görevi”

ABD bir başka “Eğit-Donat Görevi”ni de, sözde Suriyeli ılımlı muhalefeti desteklemek için, Türkiye’nin omuzlarına yıkıyor. Türkiye odaklı “eğit-donat”, ABD, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar tarafından yürütülecekmiş.

Her sene 5 bin olmak üzere eğitilip donatılacak toplam 15 bin Suriyeli hem Esad’a hem de IŞİD’e karşı savaşacakmış! Bu aklı hükümetle hangi askerler paylaşıyor şaşıyorum!

İşgal dönemlerinde emperyal gücün kendi yükünü hafifletmek için o ülke içerisinde muhalif ordu oluşturma planı hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır. İç savaş ve istikrarsızlık döneminde aç kalan insanlar dış güçler tarafından kurulan kukla orduya maaş almak için girerler. Ama bu askerler savaşmaz. Biz bunu hem Peşmerge, hem de Afganistan’daki ISAF tecrübesinde gördük. En çarpıcı örneği Musul’da yaşanmıştır. ABD’nin eğitip donattığı Irak ordusu tek kurşun atmadan, bir de üstelik silahlarını bırakarak, Musul’u IŞİD’e terk ederek kaçmıştır. Hem Esad’a hem de IŞİD’e karşı iki ateş arasında savaşacak “kahraman askeri” nereden bulacaksınız? Bu mümkün değil. Eğitip donattığınız askerler iki taraftan birine katılır. Büyük ihtimalle bu taraf, IŞİD tarafı olacaktır.

IŞİD’e nefes borusu, “Büyük Kürdistan”a temel
IŞİD’in silah veya mühimmat üretme kabiliyeti yoktur; destek kesildiğinde birkaç ay içerisinde savaşma kabiliyetini kaybeder. Ayrıca kaçak petrol satışından elde ettiği gelir IŞİD’i ayakta tutmaktadır. Eğer IŞİD’in direnci, “Küresel Aklın” Irak’ı arzu ettiği istikamette şekillendirmeden kırılırsa bu sefer ona ölmesini önlemek için bir nefes borusu gerekecektir. İşte Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın üstlendiği “Eğit-Donat Görevi” bu amaç için üretilip devreye sokulmuştur.

Aynel el Arap (Kobani) olaylarında AKP Hükümetinin, PKK’ya karşı IŞİD’i kullanmaya yeltendiğinin belirtileri görülmüştür. Eğer böyle bir niyet hala varsa derhal vazgeçilmelidir. Davutoğlu’na has sivri ama kof akılların tam tersine, IŞİD’in varlığı PKK ve Barzani’nin meşruiyetinin garantisidir. Yapılması gereken “Eğit-Donat Görevi”nden hemen çekilmek; sınırlarımızdan silah, insan ve petrol kaçakçılığı yapılmasına müsaade etmemek ve IŞİD’i etkisizleştirmeye çalışırken, Sünni Müslümanların Irak yönetiminde yer almasına yardımcı olmaktır. Aynı zamanda vakit kaybetmeden meşru Suriye hükümeti ile yeniden ilişki kurmanın yolları aranmalıdır.

Aksi takdirde kendi paramız ve kendi silahımızla İkinci İsrail “Büyük Kürdistan”ın temellerini atmaya devam ederiz.

Osman Başıbüyük
Em. Hv. Plt. Kur. Alb.
[email protected]

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Necati Genc :

Merhaba Hocam, cok kapsamli bir yazi olmus klaviyene saglik. Aslinda ben baska bir yazi bekliyordum. ;) Saygilar ve sevgiler

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder