banner864

Rıza Zelyut - Yaşar Kemal, Kemalistti 06 Mart 2015, 13:33

Halkımızın kutsal değerlerini yıkıcı odaklar acımasızca sömürdüler, sömürmeyi sürdürüyorlar. Hatırlayın: “Diyalog ve hoşgörü”yü Fethullahçılar kendilerini gizlemek için kullandılar. “Demokrasi ve barış”ı, PKK’nın siyasal örgütleri kalkan yaptı. “İnanç özgürlüğü”nü, özgürlük düşmanı tarikatçi gericilik, Türkiye’ye yayılmak için çıkarına alet etti. “Yeni” kavramını, gerici bir Türkiye kurmaya çabalayan AKP dibine kadar sömürüyor. “Yeni Türkiye”deki yeni, aslında “Yeni Orta Çağ”dan başka bir şey değil. Tıpkı “Yeni CHP”deki yeni gibi siyasi bir manevra aleti.

Rahmetli Yaşar Kemal de aynı akıbete uğradı. Düşünün ki Yaşar Kemal ile bir kere konuşmamış, hatta onun yüzünü bile görmemiş, hatta bir kitabını bile okumamış, bu ustanın ne yazdığını dahi bilmeyen tipler; onun Hakk’a yürüdüğünü duyunca ortaya çıkıp yazmaya, konuşmaya başladılar. Bu, Türkiye’nin ulu çınarını, “Barış Süreci militanı” ve “Kürt” gösterme yarışı aldı başını gitti.

TANIYANLAR KONUŞSUN
Yaşar Kemal’i çok yakından tanıyan, uzun uzun da sohbet etmiş birisi olarak iftiharla söyleyebilirim ki: Kitaplığımda, son birkaç romanı hariç bütün romanlarının imzalı bir koleksiyonu bulunmaktadır. Bu sevgiye ve saygıya dayalı ilişkimize oğlu Raşit Göğçeli de tanık olmuştur. Burada yazdıklarım doğrudan doğruya tanıklığa, tanışıklığa dayanmaktadır.

Hemen belirtelim ki o hayatını barışa adamış bir yazar olarak ülkemizdeki terör çatışmaları bitsin istemiştir. Bu konuda tavır da takınmıştır. Bundan doğal bir şey olabilir mi? Biraz aydın olan hangi insan Türkiye’de iç barış kurulsun istemez. Bunu isteyen bir yazarı illa da Kürtçü göstermek büyük bir çarpıtma değil midir?
Yaşar Kemal Kürt kökenlidir diyerek, onun aynı zamanda bir Türkmen ulusu olduğunu saklamaya kalkışanlar ırkçılık yapmış olmuyorlar mı?


EN BÜYÜK TÜRK YAZARI

Yaşar Kemal, Türk dilinin yetiştirdiği en büyük Türk yazarıdır. Buradaki Türklük, siyasal bir Türklük değil, kültür Türklüğüdür. Türk dili çevresinde oluşan bir kültür kimliğinin adıdır Türklük. Yaşar Kemal Türkmen kültürünü kullanarak Türk dilini gelişmiş bir roman dili haline getirmiş ve bu haliyle tarihe mal olmuştur. Türkçe’yi uluslararası bir roman dili haline getirdiği için o, Batı Türklüğünün en büyük yazarı unvanını hak ediyor. Zaten anlattığı her şeyin en derinlerinde Türkmenlik ve onun çevresi bir dere gibi çağıldayarak akmaktadır.

NEDEN NOBEL VERİLMEDİ?

Lütfen açın, bir karşılaştırma yapın. Nobel Edebiyat Ödülü verilen Orhan Pamuk ile ödül verilmeyen Yaşar Kemal’i dil ve anlatım olarak inceleyin. Orhan Pamuk’un üç beş kelimelik cümlelerinde bile anlatım hatası bulabilirsiniz. İşte size onun en son romanlarından birisi olan Masumiyet Müzesi’nin giriş cümleleri: “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi?” Buradaki ikinci cümle açıkça özne-yüklem uyuşmazlığı taşımaktadır; “koruyabilir” fiili, “koruyabilir miydim” olmalı idi.

Peki Orhan Pamuk gibi yavan bir yazara Nobel Edebiyat Ödülü verilirken şiir yazar gibi roman yazan Yaşar Kemal’e neden bu ödül uygun görülmedi?

ATATÜRK HAYRANI İDİ

Bu yakıcı sorunun cevabı onunla yaptığım bir uzun konuşmada yatmaktadır:

Kendisiyle yüz yüze tanımam 1970’lerin sonlarına doğru İstanbul’da oldu. Türkiye Yazarlar Sendikası’na girdiğimde de Aziz Nesin ile birlikte çalışma şerefine erişmiştim.
1981 yılında Sonsuz Yarım Gün isimli kitabım yüzünden hapse atılıp çıktıktan sonra edebiyatımızın bu ulu yazarları, bana daha fazla ilgi gösterdiler. Anadolu’nun ruhu olarak gördüğüm Yaşar Kemal’e mahabbetim daha fazla idi. O yüzden de başka yazarlar için düşünmediğim bir şeyi yaptım, bütün kitaplarını aldım, ona imzalattım.
Üstünden 30 yıldan fazla zaman geçen bu tanışıklığımızın en önemli buluşması 1989 yılındaki görüşmemizdir. O sıralar ben Hürriyet Gazetesi’nde çalışıyordum ama gizliden gizliye denilecek biçimde de Alevi toplumunun sorunlarını ve beklentilerini dile getiren Alevilik Bildirgesi’ni hazırlamakla meşgul idim.
Bu bildirgeyi yazmış, çeşitli akademisyenle, aydınla, yazarla görüşerek ve değiştirerek geliştirmiş, son olarak da Yaşar Kemal’in fikrini almak için onun evine gitmiştim. Basınköy’deki yeşillikler içindeki o mütavazı evinde beni rahmetli Tilda Kemal karşıladı. Sonra da onun gülümseyen yüzünü gördüm. Her zamanki gibi ve her insana baktığı gibi sevgiyle bakıyordu. Elini omzuma atıp “Gel Rıza…” dedi. Salona geçip kitaplık raflarının önündeki koltuklara oturduk. Tilda Hanım, o zarif duruşu ve hareketleri ile bize çay ikram ediyordu.

Bildirgeyi kendisine okudum… Sessizce dinledi. Sonra özetle şunları söyledi:

“Aleviler şimdiye kadar hep sustular, bilirim mazlum insanlardır. Onların taleplerini dile getirmek çok önemlidir, aferin sana… Ama Rıza unutma: Aleviler bugüne kadar Atatürk devrimlerinin en önemli savunucuları oldular. Şimdi bu bildirgeye bunu da koymalısın. Aleviler olmasa, bu ülke böyle laik bir görüntü de kazanamazdı, laiklik şu doğal hayatımızın adıdır, bunu da koymalısın…”

Durdu düşündü, devam etti:

“Bak Rıza, Atatürk var ya Atatürk… O, bu Doğu dünyasının en büyük devrimcisidir… Sen bakma darbecilerin onu alıp gardırop Atatürk’ü haline getirmesine… Bilen bilir… O olmasa bu topraklar şimdi düşman çizmeleri altında idi… Çünkü herkes kaçacak delik arar iken Mustafa Kemal çıktı, “Ya İstiklal ya ölüm!” dedi… Hele hele yanmış yıkılmış bir memlekette, insanlar askerden kaçarken, eşkıyalar her yanı doldurmuşken, salgın hastalıktan insanlar kırılırken bunu demek ve başarmak en büyük devrimdir. O şartları az çok ben bilirim. Eskiler neler çektiklerini anlatırlardı da içimiz kanardı oğlum… Sen Alevilere Atatürk’ü ve laikliği mutlaka hatırlat… Ona, Mustafa Kemal’e hepimiz borçluyuz çünkü.”

O konuşmadan gözlerimin yaşardığını hatırlıyorum. “Atatürk’ü çok sevdiğiniz anlaşılıyor!” dedim. Cevabı gülümseyerek verdi:

“Oğlum! Atatürk olmasa bu Yaşar şimdiye çoktan yitip gitmişti… Ancak cumhuriyet gibi bir rejim olacak ki bizim gibi Van’dan kaçıp Adana’ya sığınmış birisinin çocuğuna kendisini gösterme fırsatı versin… Ben bugün Yaşar Kemal isem sebebi Mustafa Kemal’in yarattığı sistemdir. Padişahlık olsa idi, gariban bir köylü çocuğu böyle kendisini gösterebilir miydi? Baksınlar 600 senelik Osmanlı tarihine… Hangi köylü çocuğu hak ettiği yere gelmiş?… Bak ben bugün bu kadar seviliyor ve tanınıyor isem, bunda Kemalizmin yarattığı laik ve çağdaş kültürün derin etkisi vardır. Ben cumhuriyetin halk evlerinde yarattığı sistemin ürünü bir yazarım. Oralarda okuduğum hikayeler, romanlar bir, bir de Türkmen kadınlarının anlattığı masallar, destanlar iki… Yazmayı böyle öğrendim… Bunu da ilk defa sana söylüyorum.”

Çok daha uzun konuştu büyük usta… Hatta o gün Pir Sultan Abdal üzerine bir roman yazmayı tasarladığını söyledi. Lakin bu tasarısını gerçekleştirememiş gözüküyor. Eğer notları arasında böyle bir taslak çıkar ise de şaşırmam…

Yaşar Kemal kendisini Kemalist olarak tanımlarken aynı zamanda antiemperyalist bir tavır içinde olduğunu da vurguluyordu. Bir ara “Bağımsızlığı olmayanın ne dini ne namusu olur.” dedi.

Tilda Hanım hemen hemen hiç konuşmadı. Tek tük eklemeleri oldu; Atatürk’e bağlılığını vurgulayarak beni bu yönde teşvik etti.
Türkmen kültürünü ve hayatını romanlarının temeline yerleştiren, Atatürk’ü derinlemesine seven, Batı emperyalizmine karşı çıkan bir Türk yazarına Avrupalı hiç ödül verir mi?

Hiç önemli değil… O, artık Türk milletinin “ulu atalar”ından birisi haline gelmiştir. İyi biliyorum ki Gök Tanrı onu en güzel cennetinde ağırlamaktadır.
Sen var olasın Yaşar Kemal! İyi ki geldin şu yeryüzüne de bize o roman cennetini hediye bıraktın…

Rıza Zelyut
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Mehmetler :

can agabeyimiz riza zelyurt,ulusal kanalda basarilarina devam edecek.kutlariz.

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder