banner864

Yalçın Ergül - Türk Hava Kuvvetlerinin Geleceği ve Hava Şehitlerimizin talepleri 08 Mart 2015, 00:18

Geçtiğimiz günlerde Türk Hava Kuvvetleri ve ülkemiz iki büyük muharip uçak kazası ile sarsıldı. Bu kazalarda üç muharip uçağımızı kaybettik ve altı kahramanımızı ebedi filolarına uğurladık.

Hava Kuvvetleri kazaları her zaman milletimizi yakından ilgilendirir. Çünkü jet motorunun sesi vatandaşımızın indinde özgürlüğün gürlemesidir. O sesin sahibi pilotlar ise Türk kahramanlığı ve cesaretinin simgeleşmiş halidir. Hangi Türk vatandaşına sorarsanız sorun “jet pilotu” denince gözlerinin içi parlayacaktır. Buraya kadar söylediklerim işin duygusal tarafıdır.

İşin gerçeğinde de aynı güçlü anafikirhakimdir. Savaş pilotuşehit olduğu ana kadar insan fizyonomisinin en yetenekli ve tamam halinin simgesidir. Beş duyusu ve motor yetnekleri ortalama insanların çok üzerindedir, kısaca şehit olan pilot “tam ve bütün” sağlık anında hayatını kaybeden insan demektir. Bunun yanında muharip jet uçağının pilotu eğtim-öğretim camiasında birebir eğitimi yani tek öğretmen tek öğrenci eğitimini alan hatta öğreniminin bazı safahatında çok öğretmen tek öğrenci eğitimi alan bir bireydir ve bu haliyle yüksek maliyetli, bir kazançtır. Kendi hayatının yanında önemsiz de olsa bu maliyet ona değer yükler.

Duygusal ya da reel neresinden bakarsanız bakın geçen haftalardaki kaybımız bir çok alanda akıl tutulmasına uğrayan ülkemiz için normal şartlarda zaten üzerinde önemle durmamız gereken bir konuyu maalesef acı bir yumrukla hepimizin gündemine taşımıştır: Türk Hava Kuvvetleri’nin geleceği nasıl planlanmalıdır? Bu yazını konusu bu olacaktır.

Ülkemiz gibi güçlü ve iddialı ulus devletler etraflarındaki tehdidin büyüklüğüne göre ve bir dünya görüşüne sahip ordu bulundurmak zorundadır. Son zamanlarda askeri literatürde “yetenek tabanlı ordu” kavramı gelişmektedir. Bu anlayıştaki ordular etraflarındaki tehdide göre değil de, sahip olmak istedikleri yeteneklere göre teçhizatlandırılır ve konuşlandırılırlar. Bu tip ordularda, komşusu ülkenin askeri gücüne göre yapılanma yerine belli bir ateş gücünün belli bir menzile, belli bir süre içerisinde projeksiyon edilmesine yönelik yetenek geliştirilir. Türk Ordusu’nun gelişme ve geliştirilme esası yetenek tabanlı görüşe göre şekillendirilir. Bu tip bir ordu tabiatıyla çok güçlü bir ordu olacaktır.

Bu güçlü ordunun Hava Kuvvetleri de hiç kimsenin şüphesi olmasın çok güçlüdür. Hava kuvvetleri dünyanın en güçlü on hava kuvveti içinde ilk beş altı içinde yerini alır.

Bunun göstergesi Türk Hava kuvvetlerinin gece harekat kabiliyeti ve hassas angajman yeteneğidir.

Türk Hava Kuvvetleri aynı anda 100- 150 uçakla 40-50 ayrı hedefe toplu iğne başı hassasiyetle modern akıllı mühimmatla gece şartlarında angaje olarak tahrip etmek ve bu yeteneğini hiç güç kaybetmeden iki saat içinde tekrarlamak yeteneğine sahiptir. Bu yetenek Avrupanınen gelişmiş hava kuvvetlerinin gıpta ettiği bir yetenektir. Bu yeteneğin malzeme ve teçhizat boyutu bu milletin hava kuvvetlerine verdiği bir ödülse, bu yeteneği canı bahasına her gün dünya çapında kullanmaya azmetmiş personelinin milletinegeri verdiği de şanlı bayrağını dünyanın önde gelen ülkeleri arasında dalgalandırma gururudur.

Ancak bu yeteneğin elde edilmesi kolay olmamıştır.

Öncelikle bu halk havacılığı sevmiştir. İlginç bir noktadır. Üç tarafı denizlerle çevrilmiş olmasına rağmen ve denizci bir millet olmak imkânı ve gerekliliği ortada açık bir şekilde durmasına rağmen halkın havacılık ilgisinin yüksekliği takdire şayandır. Bu millet havacılık sevdasına çok erken çağlarda başlamıştır. Modern havacılık zamanları ele alındığında ilk tayyare 1903 de uçmasını hemen takip eden altı yıl içinde Osmanlı ordusunda havacılık kısımları neşet etmiştir. Balkan ve Çanakkkalesavaşlarında askeri havacılık tarihimiz vardır. Kısaca havacılık bizde kurumsal ve gelenekseldir. Havacılık en son teknolojileri kullanan bir alan olduğundan Hava Kuvvetleri personeli tabiatiyle dünya meslektaşlarıyla irtibat halindedir ve bu onu bir rekabetin zorunlu üyesi haline getirir. Yani lokal anlayışla havacı olunamıyacağını havacı bebekliğinden bilir ve dünya ile rekabet edemezse yenileceğinin farkındadır.

Bu anlayış Türk Hava kuvvetlerinin Tam Bağımsızlık yolunda yürümesi gerektiğini içsel olarak tanımlar. Yani havacı olup da tam bağımsız olmak istememek mümkün değildir.

Ancak günümüzün en yüksek teknolojisine muhtaç olup da bunu yaratamadan tam bağımsız bir hava kuvveti olmak mümkün müdür? Bu soru bize çok zor bir hedefle karşı karşıya olduğumuzu gösterir.

O halde Türk Hava Kuvvetleri ne yapacaktır. Cevap açıktır: Bu zorluğu yenecektir, günümüz havacılığının bilgi teknolojisine sahip olacaktır. Milli bir hava kuvveti olmak için bu zorunludur.

Bu anlayış özellikle Natoya giren Türk askeri havacılarının 1963 Kıbrıs olaylarından sonra geliştirmeye başladığı fikrin özetidir.

Makalemizin bu kısmında bu günkü hava kuvvetlerini anlamamız için buraya kadar anlatılanlar akılda tutularak ikinci kavramsallaştırmayı açıklamak istiyoruz.

Türk Hava Kuvvetlerinin etrafındakiharekat alanı dikkate alındığında muhtemel düşmanını bertaraf etmek için 370- 400 muharip harbe hazır uçağa ihtiyacı olduğu görülür. Dünyanın havacılık otoritelerinin takip ettiği yerli ve yabancı değerli dergilere bakıldığında bu rakamın aynı zamanda Avrupanındiğer güçlü ülkelerinin de hava kuvvetlerinin kuvvet yapısıyla uyuştuğu saptanır.

1970 lerin ortalarında envantere F-4 savaş uçakları katılmış, 1980lerin sonunda da F-16 lar ile Hava Kuvvetleri filolarını takviye ederek elindeki F-104 uçaklarını envanterden çıkarmıştır.

Ancak bütçemizin Hava Kuvvetlerine sağladığı imkânlarla F-16 uçakları toplam beklenen güce 200-250 uçakla iştirak edebilmiştir.

Bu arada hâlihazırdaenvanterde olan ve sadece sayısı itibarı ile değil yetişmiş bakım personeli, yetişmiş pilotu ve kurumsallaşmış alt yapısıyla Hava Kuvvetlerinin o an için bel kemiği uçağı olanF-4 ler bir modernizasyondan geçirilerek envanterde tutulmuştur.

Bu modernizasyon esnasında zorunlu şart olarak teknoloji transferi öngörülmüştür. İşte bu nokta biraz evvel ilk kavramlaştırma olarak açıkladığımız “milli bir hava kuvveti olmak” ihtiyacı yolunda alınan tarihi bir karar olmuştur. Yani para yetersizliği ve kuvvet ihtiyacının büyüklüğü zorunlu sebepleriyle F-4 lerenvanterde tutulurken çok akıllı bir kararla ihtiyacımız olan teknolojinin ardına düşülmüştür.

Bu gün Türk hava Kuvvetlerinin Türk Havacılık sanayisine de öncülük yapan yazılım yeteneği bu kararın bir sonucudur.

Bu noktayı biraz daha açmak gerekiyor:

Globalizmin bütün ağırlığı ile kapitali birbirine bağlarken havacılık sanayinde bağımsız kalmanın yolu iki sisteme milli olarak sahip olmaktan geçmektedir. Bunlar Görev bilgisayarı ve Uçuş bilgisayarıdır. Görev bilgisayarı uçağın içindeki Radar, elektronikharp, gece görüşü gibi pilotun muharip görevini tam olarak yapabilmesi için gerekli tüm sistemleri entegre olarak değerlendirip yani o sistemleri yönetip pilotun önüne hazır bilgileri koyan bilgisayardır. Uçuş bilgisayarı ise uçağın tüm uçuşunu alçak irtifadan yüksek irtifaya, dalıştan tırmanışa, sıcak havadan donma sıcaklığına kadar tüm şartlarda emniyette tutan bilgisayardır. Bir uçağın yakıt sistemini, soğutma sistemini veya diyelim ki iniş takımlarını bir başka ülkeden alabilirsiniz veya kendiniz üretebilirsiniz. Bu sizi dışarıya bağımlı yapmaz. Ancak özellikle Görev bilgisayarı ve Uçuş bilgisayarını kendiniz üretebiliyorsanız o uçak sizin diğer ülkelerden bağımsız varlığınız demektir.

İşte F-4 uçakları Türk hava Kuvvetlerinin görev bilgisayarının yazılımını yapabildiği tek muharip uçağıdır ve bu sayede F-4 uçağı Hava Kuvvetlerinin geliştirdiği ve geliştireceği modern mühimmat için bir test uçağıdır. Bu manada en değerli uçağımızdır.

Bu yetenek modernizasyon sürecinde elde edilmiştir ve Eskişehir Hava ikmal merkezindeki yazılım labaratuvarı sadece Hava Kuvvetlerinin değil aynı zamanda Havelsan, Aselsan gibi gurur duyduğumuz firmaların yeteneklerinin doğurulduğu noktadır.

Hava Kuvvetleri milli atılımları çerçevesinde biraz evvel anlatılan gece harekatında ulaştığı kabiliyeti diğer kabiliyetleri yanında aynı zamanda kendi ürettiği akıllı mühimmatına borçludur. Türkiye artık akıllı mühimmat üretmektedir. Yani uçaktan atılan milli bombalar hedefini kendisi bulmaktadır. Nüfuz edici ve düşman hava savunmasının dışından atılan standoffweapon bombalar artık Türk sanayinin üretimi olarak vardır. Biz F-4 uçaklarının görev bilgisayarına hakim olduğumuz için üretim safhasında bu mühimmatın testini yapabilmek imkanına sahip olmuşuzdur. Yani elimizde F-4 ler olmasaydı ve F-4 lerin yazılım kabiliyetine sahip olmasaydık kendi mühimmatımızın geliştirilmesini bu kadar kısa sürede ve etkinlikle yürütemezdik.

F-4 uçaklarının kimi sistemleri örneğin havadan yere radarı bugün kullandığımız F-16 ların aynı kategorideki radarından daha gelişmiş özelliklere sahiptir. Bu haliyle F-4 ler eski değil ancak eski zaman uçağıdır. Bu noktada Sayın Ahmet Yavuz’un teveccühü ile onun köşesinde yayımlanan makalemdeki şu satırları tekrarlayacağım.

“Bu Hava Kuvvetlerinin uçakları eski değildir. Eskimiş uçağın uçabileceğini düşünmek havacılık biliminden nasiplenmemiş olmak demektir. Uçuş hattında bakım subayının uçuşa verdiği her uçak bir komutanın emri kadar kesin olan ve uyulması gereken teknik emirler ile uçuşa hazır olan yeni uçak demektir. Uçak eskiden beri kullanılan bir teknolojinin uçağı olabilir ama eski uçak yoktur.

Hava Kuvvetlerimiz bir uçağın uçuşa nasıl verileceğini çok iyi bilir. Bakım subayı uçuşa verdiği her uçağın her bir cıvatasından sorumludur ve her bir cıvatasını malzeme ömrü içinde uçuşa hazırlık anlamında yenisiyle değiştirir.”

F- 4 lerinenvanterden çıkarılmasını isteyen halkımızın Hava Kuvvetlerine gösterdiği teveccühle bu istekte bulunduğu çok açıktır ve haklı bir istektir. Ancak halkımız bu günkü dünya çapındaki seviyesine ulaşmış Hava Kuvvetlerinde eskimiş ve uçuşa elverişli olmayan bir uçağınuçurulduğunu düşünmemelidir.

Milyonlarca doları ve değeri maddiyatla ölçülemeyecek pilotları her an düşecek bir uçakla gökyüzüne salmak dünyanın ilk altısı içinde olan bir hava kuvvetinin işi değildir. Ancak Hava Kuvvetlerimizin en son teknolojinin eseri uçaklarla uçmasını istemek de hepimizin hakkıdır.

Halkımız sadece F-4 uçaklarının değiştirilmesini istemekle kalmamalı ayrıca şunları da talep etmelidir:

1. Ordusu ile barışık bir hükümet istemek ve buna göre demokratik hakkı olan kendisi ile ilgili kararlara katılım manasında oyunu kullanmak. Hükümetin orduyu savaşa hazır tutmak anayasal görevinigözlemek,
2. Her türlü popülist söylemden uzak milli savunma bakanlarına sahip olmak için talepkar olmak,
3. Hava kuvvetlerine milli bütçeden ayrılan paranın miktarını ve bu bütçenin diğer kuvvetlerle dengesini yakından takip ederek özlediği hava kuvvetlerine yetip yetmeyeceği konusunda hassas olmak
4. Pilotların ve teknik personelin uzun süre bünyede tutulması için gerekli maddi ve idari tedbirlerin alınmasını talep etmek, Silahlı Kuvvetler iç hizmet kanununda yazılı şikayet ve müracaat usulleri haricindeki dijital ortamda gönderilen kayıtlar ile personelin mağdur edilmesinin önüne geçici tedbirleri yönetimden istemek
5. Savunma Sanayi Müsteşarlığının havacılık projelerini takip eden personelinin yeterli sayı ve vizyonda olmasını istemek ve denetlemek, bu yapıldığında,
6. Hava kuvvetlerinin Proje yönetim başkanlığının lav edilmesini ve proje takip etme işinin Savunma Sanayi Müsteşarlığının uhdesine bırakılmasını istemek
7. Daha açık ve şeffaf Hava Kuvvetleri talep etmek
8. Hâlihazırda yürütülen iki araştırma Geliştirme projesi olan “Görev bilgisayarı ve Uçuş bilgisayarı yazılımları yapabilme” projelerinin acil ve öncelikli ve zorunlu olarak ele alınmasını ve üretilmesini talep etmek
9. F-4 savaş uçaklarının envanterden çıkarılma öncesinde F-16 blok 30 uçaklarında F-4 ler için halihazırda bulunan yazılım geliştirme seviyesine ulaşmak ve Blok 30 uçakları hava kuvvetlerinin test uçağı haline getirmek; yani envantere ilk giren F-16 lara milli görev bilgisayarı takabilmek.
10. Hava Kuvvetlerinin her an şehit verecek şekilde eğitim yaptığını bilerek Kahraman şehitlerimizin geride kalan yakınlarının en üst maddi ve manevi desteği göreceği şekilde hizmet alabilmesi için kurulan Kartal Vakfının imkânlarının artırılmasını talep etmek
11. Milli jet uçağı ve milli yazılım için zamanlı hedef koymak ve takip etmek ulaşılamayan hedef olduğunda sorumlulardan hesap sormak

Bu taleplerinin yanında halkımız şunu da iyi bilmelidir ve Hava Kuvvetlerine güvenmelidir. BuHavaKuvveti, kendi yazılımının peşinde koştuğu, milli olmak için can attığı, eski zaman uçaklarını elde tutmak zafiyetini milli olmak becerisine çevirebildiği için Türkiye düşmanlarının hedefi olmuştur.
Hava kuvvetlerimiz sadece pilotları ve uçakları ile dünya çapında değildir. Vizyonu ile de dünya çapındadır. Hava Kuvvetleri alanında geleceği biçimlendirecek akla ve yeteneğe sahip personele sahip olduğundan önümüzde şekillendireceği hava kuvvetinin de temel taşlarını döşemiştir. Yakında F-4 lerenvanterden çıkacak onların yerine JSF uçakları devreye girecektir. Bu günümüz tartışmalarının eseri değil zaten Hava Kuvvetlerinin onaylı stratejik hedef planının gereği olarak orta yerde durmaktadır. Hava Kuvvetlerini yürüttüğü 200 e yakın ARGE ve modernizasyon projesinin mali boyutu yıllara sari olmak üzere otuz milyar dolar civarındadır ve bu haliyle bütçemize ciddi bir yüktür. Bu nedenle elde olan imkanların heba edilmesi aziz milletimizin emeğine en büyük saygısızlıktır. Hava kuvvetleri bunun farkındadır.

Ancak Ülkemizde son yıllarda yaşanan durum ise emeğe saygısızlığın ötesinde milli güvenliğe kast eden bir durumdur ve üst üste yaşadığımız kazaların dipte yatan açık ama sis perdesi ile sarılı meşum gerçeğidir. Yaşanan kazalardan bağrı yanan insanlarımız çok iyi bilsin ki BALYOZ ,Ergenekon , askeri casusluk gibi komplo davalar HAVA KUVVETLERİNİN 2030 VİZYONUNA VURULAN BİR DARBEDİR.

2002 yılından bu yana Savunma sanayimizin yaptığı atılımların Hava Kuvvetlerini ilgilendiren bölümünün tasarlayıcısı haksız hukuksuz komplo davalarınıntutsağı general ve albayların ana hedefi, milli bir hava sanayi yaratmak olmuştur. Dışa bağımlılığı en büyük tehdit olarak gören bu generallerin ve subayların dünyanın savunma devi firmalarının ve uluslarının idari kademeleriyle yürüttüğü mücadele, hem onların mesleki tecrübelerini artırmış, hem de bu vizyona yönelik projelerin devlet hayatında yer bulmasını ve bütçelendirilerek hayata geçmesini sağlamıştır.

Yüksek bilgi ve tecrübe gerektiren yazılımlar artık ülkemizde yapılabilmektedir. On kilometreden yeryüzünü gözetleyen istihbarat podları gece ve gündüz dünya standartlarında görüntü sağlamaktadır. F-16 uçuran tüm üsler modernize edilen uçaklarla uyumlu simülatör ile teçhiz edilmektedir, simülatörlerin tamamı ve tüm yazılımları milli olacaktır. Göktürk Uydu projeleriyle kazanılacak yetenekle dünya üzerinde izleyemediğimiz hiçbir alan kalmayacaktır. Birbirini takip eden projelerle toplam dört adet uydu fırlatılacaktır. Bu kapsamda millî olarak geliştirilen Göktürk-2 uydusu fırlatılmış ancak bu proje için göz nuru döken hiçbir general fırlatılma töreninde bulunamamış, töreni televizyondan izlemişlerdir. Göktürk-1 uydusu, gelişmiş sensörlü Göktürk-3 uydusu ve Erken ihbar uydusunun önümüzdeki yıllarda fırlatılması vizyonu ve çabasında tasfiye edilen subay ve generallerin katkısı çok yüksektir. İnsansız Uçak Sistemlerinin Türkiye’de üretilmesi projesi tamamlandığında dünyada operatif seviyede İHA üretebilen ilk üç ülke arasına gireceğiz. Havadan İhbar Kontrol uçakları projesine öyle isterler konulmuştur ki Türk mühendisleriyle birlikte projeyi yürüten dünya devi firmalar sadece mühendislik değil bilim alanında da ARGE yapmak zorunda kalmışlardır. Proje tamamlandığında bütün dünya ülkelerinin envanterine sokmak için gıpta ile bakacağı bir yeteneğe sahip olacağız. Bir savaş uçağında pilota görev yapmasını temin eden görev bilgisayarı ile, uçağın bütün uçuş şartlarını temin eden uçuş kontrol bilgisayarının yazılımları artık Türk mühendisinin çalışma alanıdır. Her hava şartında, gece ve gündüz pilotun hedefini tam merkezden vurması için gerekli olan akıllı bombalar ile hedefleri pilota kilometrelerce uzaktan tanımlayan teçhizat üretim safhasındadır. Milli kalmak stratejisinin bir ürünü olan ve ısrarla takip edilerek gerçekleştirilen dünyanın takdirini ve hayretini mucip 150 kilometrenin üzerinde menzile sahip olan havadan yere taarruz füzesi, ilerleyen aşamasında hedefi hafızasındaki fotoğrafa bakarak otomatik olarak bulup taarruz etme yeteneğine sahip olacaktır. Türk Hava kuvvetlerinin 1988 yılında üsteğmen, yüzbaşı olarak ilk F-16 pilotları olan ama şimdi tasfiye edilen generallerininvizyonunun eseridir bunlar.

Bu projelerde ortaya konulan ana esaslar yıllarca içinde yaşayarak öğrenilen aksaklıkların bertaraf edilmesine yönelik “fikirler bütününe” tekabül eder. Bu “fikirler bütününe” erişmek ve ilgili çevrelere benimsetilerek hedef olarak ortaya koymak yıllar içinde edinilmiş tecrübelerin verdiği cesaret ve dirayetle ancak mümkün olabilmiştir. Tutuklanmış ve tasfiye edilmiş subayların belirlediği esaslar açık ve samimidir: Temin ve tedarik edilecek her türlü silah sisteminin Türkiye’de üretilmesi ve bu alanda dünya pazarlarına açık üretim hatlarına sahip olunması esaslardan biridir. Silah sistemlerinin Elektronik harp imkânlarının kayıtsız şartsız ülkemizde yazılması ve kodlanması vazgeçilmez diğer bir esastır. Envantere sokulacak her sistem diğer sistemlerle milli yazılımlarla entegre olabilmeli ve gelişmeye açık olmalıdır. Alınacak ya da üretilecek her sistem azami ölçüde Türk mühendisinin eseri olmalıdır. Bunun için gerekirse Hava Kuvvetleri olarak fedakârlık yapılmalı bir an evvel o silah sistemine sahip olmak amacıyla yurt dışı hazır alıma gidilmemeli, Türk sanayisine ve mühendisine zaman verilerek yerli üretim teşvik edilmelidir.

Sadece ana esasları koymak yetmez; bunları sabır ve sebatla, karşısına çıkan yurt içi ve yurt dışı engelleri yöneterek gündemde tutmak da ancak, bu yeteneklere sahip olmamanın ne demek olduğunu yaşayarak görenlerin ve mesailerini havacılığın bu alanına verenlerin işidir. Oluşturulup hayata geçirilmesi emek, uzun zaman ve fedakârlık isteyen bu esasların azimle takibi bu alandaki bilgiye sahip olanların gayretli çabalarının devam ettirilmesiyle mümkün olabilir. Takdir edilecektir ki Hava Kuvvetlerine bu esaslarla vizyon çizmek, bu vizyona sahip olanların azim ve kararlılıkla görev yapmalarını gerektirir. Bu esaslar Türk Ordusuna silah satıp milyarlarca dolar kazanmak isteyen silah firmalarının önünde bir engel olduğu gibi aynı zamanda Türkiye’yi kendisine mahkûm etmek isteyen ülkelerin önünde de en büyük engeldir. Şimdi bu generaller tutuklanarak ve meslek hayatları bitirilerek elde edilen tecrübe heba edilmekte, aynı zamanda millileşme yolunda atılan adımlar cezalandırılmaktadır.

Millileşme vizyonu ile yoğrulan değerli genç subaylar, rol modellerinin ve liderlerinin uğradığı tasfiyedenetkilenmişlerdir. Son dönemde Hava Kuvvetlerinden istifa yoluyla çok sayıda pilotun ayrılmasını bu kapsamda da ele almak gerekir.

Hava Kuvvetlerinin değerli subaylarının tasfiyesinden sonra da çağdaş vizyonunu devam ettirmesi gerekmektedir. Görevde kalan kahraman arkadaşlarımızın saptanan ana esaslardan asla sapmadan yollarına devam edeceklerinden eminim. Ancak kaybedilen akıl ve tecrübe kalanların işini daha da zorlaştıracaktır. İleride de Hava Kuvvetlerine ve Silahlı Kuvvetlere bu kadar büyük zarar verecek komploların bir daha olmaması için, Türkiye üzerinde esas kendi darbelerini tezgâhlayanların oyunları behemehâl ortaya çıkarılmalıdır. Bu en büyük milli görevdir. Kamuoyu, Balyoz davasının milli silahlara sahip olmak için son on senedir gerçekleştirilen her türlü çabaya vurulan bir balyoz olduğunu çok iyi anlamalı ve müsebbiplerinin bulunması için talepkâr olmalıdır.

Gelecek nesillerimize “bir komployla çökertilebilen ordu” mirasını bırakamayız. Hangi silah sistemine sahip olursak olalım, silahlı kuvvetlerin geleceği için hangi vizyonu yürürlüğe sokarsak sokalım, eğer ordumuz balyoz sürecinde olduğu gibi kaba bir sahtecilikle derdest edilebiliyorsa, gelecekte arkasına Silahlı Kuvvetleri alan hiçbir siyasetin muhasımlar nezdinde uygulanabilirliği olmayacaktır: Çünkü düşmanlarımız “sizin ordunuz kaba bir sahtecilikle dengesi alt üst edilebilir bir ordudur, biz işimize bakarız” diyecektir.

Ve biz kahraman pilotlarımızın kaybıyla yanarken hala Birinci Ordudan en gizli planları çalan hain askerler ile Donanmaya sahte belgeler gömen kalleş askerleri bulamayan sorumlu askerlerin en düzenli askeri faaliyetleri için bile içine düştükleri acı eleştirilerin sırf bu inisiyatifsizliklerinden kaynaklandığını görememelerine de hayıflanıp durmak istemeyiz.

Bilinmelidir ki;

Cumhuriyet değerleri ile derdi olan insanların darbeye maruz kalıyoruz yalanıyla toplumu yönlendirerek Orduya Balyoz, Ergenekon ve türevi davalarla taşeron olarak kullandığı yapılanmalar aracılığı ile müdahale ederken esas amaç sadece Orduyu ezik duruma düşürmek değil, Ordunun inandığı değerleri zayıflatmaktı. Bu tip insanlarla paralel olarak emperyalistlerin amacı da TSK’yı güçsüz bırakmaktı, çünkü Silahlı Kuvvetler millici duruşuyla bölgede at koşturmak isteyen emperyalistlerin de önündeki en büyük engeldi. Emperyalist anlayış ile Cumhuriyetle derdi olanlar ortak noktada buluşmuşlardı. Sözde entellektüellerinin göremediği ise bu gerçeklikti.

İşte tam da bu noktada Türkiye’nin karşısına ağır bir ikilem çıktı:

• Ortadoğu ve dünyada yürütülmesi düşünülen politikanın sadece soft power (Ülkenin kültür alt yapısı, gelenekleri, inançları...) ile neticeye ulaşamayacak olması ve güçlü bir orduya ihtiyaç göstermesi, ama buna tezat teşkil edecek bir şekilde;

• Toplumdaki cumhuriyetçi geleneği değiştirerek ülkeyi daha güçlü yapmak fikri sabiti yolunda bir merhale olarak devrimlerin takipçisi TürkSilahlı Kuvvetleri’nin sahte davalarla zayıflatılması yolunun seçilmesi.

Bunca yaşananlardan, Orduya bir kumpas kurulduğu itirafından ve dış politikada karşılaşılan derin sorunlardan sonra umulur ki varılan nokta şudur:

• Balyoz Davası ve diğer komplo davalarının çok ağır bir milli güvenlik problemi olduğu devlet organları ve herkes tarafından anlaşılmıştır.

• Bu coğrafyanın güçlü bir TSK’ya ihtiyacı olduğu görülmüştür.

• Sanıldığı gibi mezhepçi analizlerin bölgeyi domine etmek için kafi olmadığı anlaşılmıştır.

• Esasen tarih boyunca da sadece kültürel altyapıyla değil, devlet olma değerleri ve güçlü orduyla bölgeye egemen olunduğu acıyla da olsa keşfedilmiştir.

Türkiye, “Cumhuriyet değerleri ile barışık, milli birliği üzerinde kimsenin kuşkusu olmadığı” bir yapıda olmalıdır. Ülkenin bendensin ya da yoksun diye ikiye bölündüğü ortamda uygulanacak hegemonyacı politikalar sadece elinizi böğrünüzde bırakmaz, aynı zamanda varlığınızı bile tehdit eder bir politika anlayışına dönüşür. Çünkü bu hegemonyacı niyetinizi anlayanlar sizin güçsüz ordunuzun varlığından istifade etmenin binbir yolunu bulur.

Millet, ordusunu imha etmekten çekinmeyenlere hesap sormalı, adil bir şekilde yargılanmalarının takipçisi olmalıdır. Şehitlerimizi azaltmanın yolu budur.



Yalçın Ergül
Hava Kuvvetleri Emeklisi
ulusalkanal.com.tr

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

ünal kakaç :

bu yazıyı türk halkının tümü okumalı ve nereden geldik nereye gidiyoruz oturup düşünmeli.yazıda muassır medeniyet seviyesine ulaşmanın kodları var.....

Mehmet YILDIZ :

tebrikler. anlayana ders niteliğinde.

Hakan :

Biraz vicdan varsa iki kurmay subayın o uçakta işi ne? Bu pırlanta vatan evlatları filo komutanı ve harekat subayı mı? Yoksa akademiden geri hizmete uçmaya gelen akademi öğrencilerimi? Yada karargahlarda görev yapıp da uçuş saatlerini mi doldurmaya geldiler? Biri çıksında doğruları söylesin iki kurmay subayı aynı uçakta uçurmaya kim karar verdi?

Gürhan Salihlili :

yunan hava kuvvetleri eğer türk uçaklarını 13 dakika veya daha fazla taciz edebiliyorsa, burada personel ve araç sorunu var demektir. normal şartlarda buna cüret bile edememeleri gerekir. bunlar kolaylıkla türkiye'nin üstesinden gelebileceği işlerdir ama türkiye'nin üstesinden gelemeyeceği bir sorun vardır: yüzyıllardır süregelen teşkilat sorunu!

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder