banner864

Fikret Akfırat - İncirlik, Kürecik, ABD, İran ve Türkiye... IŞİD bahanesi ve İncirlik eliyle bölge ittifakına sabotaj 17 Mart 2015, 16:45

Obama'nın açıkladığı IŞİD stratejisinde önemli bir kilometre taşı olması beklenen Musul harekatı öncesinde ABD'nin İncirlik konusundaki talepleri yoğunlaştı. Amerikalı yetkililerin biri gelip diğeri giderken, Türkiye'deki üslerde silahlı insansız hava araçlarının konuşlandırılması yönündeki isteği basında haber oldu. Altını çizerek belirtelim; ABD'nin talepleri, silahlı insansız hava araçları ve İncirlik ile sınırlı değil. İncirlik'in de aralarında olduğu bazı üs ve tesislerin kullanımı, ABD'nin bölge planları açısından daha geniş ölçekli kazançlar elde etmeye yarayacak.

ASKERİ TEKNİK ZORUNLULUK YOK

İncirlik ve bazı üslerin kullanımı, ABD açısından Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı mücadele açısından esasında askeri teknik bir zorunluluk değil. Bu operasyonlar, Türkiye'deki üsler olmadan pekala yapılabiliyor. Nitekim, ABD öncülüğünde, birkaç Batı ülkesiyle birlikte Bahreyn, Ürdün, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri uçakları Irak ve Suriye'de IŞİD gerekçesiyle binlerce sortide tonlarca bomba attı. Amerikan uçakları, ya Körfez ülkelerindeki üslerden ya da uçak gemilerinden havalanarak bombardımanı gerçekleştiriyor ve tekrar kalktığı üsse rahatlıkla dönebiliyor. Peki durum böyleyse neden Türkiye'deki üsler kullanılmak isteniyor? Bu sorunun yanıtı, ABD'nin IŞİD stratejisinin perde gerisindeki hedefinde gizli ama önce kulağa küpe bir not: ABD, 1952'den beri kullandığı İncirlik'ten vazgeçmez!

ABD'NİN KAOTİK DÜZENİ

ABD'nin bugünkü IŞİD stratejisini anlamak için, Musul işgali öncesindeki Irak'ta siyasal tabloyu hatırlayalım. İşgal öncesinde Washington bölgedeki esas müttefiği Tel Aviv ile birlikte, Irak'ta yıllar boyunca kaos yoluyla oluşturmaya çalıştığı “düzen”i hayata geçirememişti. Hatta ipleri bütünüyle kaybetmek üzereydi.
ABD, Irak'ı işgaliyle birlikte Irak'ta bütün yatırımını Sünni-Şii çatışmasına yapmıştı. Sünni gruplar yapmış görüntüsüyle Şii camileri-türbeleri, Şii grupların marifetiymiş gibi Sünnilerin kutsal mekanları bombalanacaktı. Ortaya çıkan kaos ortamında işgalin stratejik hedefi olan kuzeydeki Kukla Devlet yavaş yavaş bağımsızlaşacaktı. Bu dönemde CIA-MOSSAD eliyle, daha sonra karşımıza IŞİD olarak çıkacak olan El Kaide grupçukları oluşturulmuştu.

EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMADI

İlk birkaç yıl toz duman içinde geçti. Ancak, evdeki hesap çarşıya uymadı. ABD'nin işbaşına getirdiği işbirlikçiler adım adım tasfiye oldu ve Irak'ın birliğini savunanlar Bağdat'ta ipleri ele geçirmeye başladı. 2010 yılındaki seçimlerde Irak'ın birliğini savunanlara karşı Ahmet Davutoğlu'nun da yoğun çabasıyla oluşturulan sözde laik, özde selefi grupların merkezde yer aldığı Amerikancı blok başarılı olamadı. Nuri el Maliki ikinci kez hükümeti kurdu. Maliki Hükümeti'nin ilk işi selefi gruplarla mücadeleydi. Maliki, Ordu'da kritik atamalarla eski Irak devletinin kadrolarını işbaşına getirdi. Barzani yönetiminin özellikle Kerkük'teki hak iddiasının karşısına dikildi. Kuzeydeki yönetimin Bağdat'ı devredışı bırakarak petrol satışını engelledi. Ve en önemlisi, IŞİD'in at koşturduğu Selahaddin, Kerkük ve Diyala illerinde Bağdat'ın merkezi otoritesini hakim kılmak üzere Dicle Operasyonlar Komutanlığı'nı kurdu. Maliki'nin listesi, 2014 yılındaki seçimlerden de en fazla sandalyeyi kazanan oldu.

VE MUSUL İŞGALİ...

Peki bütün bunların Musul harekatı ve İncirlik'in kullanımıyla ne ilgisi var? Polis bir cinayeti çözmek istediğinde işe çok basit bir soruyla başlar: Bu cinayetten kim yararlanıyor? IŞİD'in Musul işgali ve Kobani saldırısı, ABD'nin Irak işgalinin ardından kuramadığı bölge sistemini düzenlemek için uygun ortamı yarattı.
Maliki yeni Hükümetini kurma çalışmalarını sürdürürken 2014 Haziran ayında, Rakka ve çevresinde konuşlanmış bulunan ve Irak'ta Diyala merkezli olarak gelişip El Anbar vilayetinde hareketli hale gelen IŞİD, Musul'u bir anda işgal etti.
IŞİD'in işgaliyle Maliki iktidardan uzaklaştırıldı, Barzani yönetimi Kerkük ve diğer hak iddia ettiği yerlerde kontrolü ele geçirdi. PKK, Irak'ta hareket alanını genişletti. ABD, PKK'yı Suriye'de müttefik güç ilan etti ve doğrudan silah yardımı yaptı.
2006 yılında Hizbullah ile savaşında İsrail'in tarihinde ilk kez yenilgiyi tatmasıyla ABD, Ortadoğu'daki üstünlüğünü kaybetmeye başlamıştı. Irak işgalinde hedefleri tutturamadığı gibi, Bahreyn'de, Yemen'de İran ile girdiği güç mücadelesinde de başarısız olmuştu. Kuşkusuz ABD, bölgede sadece İran ile değil ön cephesinde İran'ın olduğu bir bölge bloğuyla karşı karşıya gelmişti. Ortadoğu'daki saflaşmada bir yanda bölgenin boyun eğdirilemeyen gücü olarak İran, Rusya ve Çin ile bunun karşısındaki ABD ve müttefikleri arasındaki bilek güreşi Suriye'de devam ediyor.

TÜRKİYE'NİN SAFI

Bütün bu dönem boyunca, AKP'nin yönetimindeki Türkiye, ne yazık ki ABD'nin müttefikleri cephesindeydi. ABD'nin BOP'u çerçevesinde kilit bir rol oynamak üzere işbaşına getirilen AKP projesinin en önemli dış politika hedefi zaten ABD'nin emrinde bir Türkiye ile İran'ı dengeleyecek ağırlık yaratmaktı. Tayyip Erdoğan, perde gerisinde İsrail ile dolu dizgin işbirliği geliştirirken, kamuoyu önünde İsrail karşıtı görünecek, Lübnan'da Hizbullah'a karşı MOSSAD-MI6 bağlantılı Haririlerle işler kotaracak, Hamas'ı da Suriye'nin koruması altından çıkarıp bu eksene yerleştirecekti. ABD cephesinde adım adım Türkiye'nin milli çıkarlarından uzaklaşan eylemlerine rağmen AKP, ABD istekleri doğrultusunda taşeronluk görevini tam olarak yerine getiremedi. (Bunun nedenleri ayrı bir yazı konusudur.)
ABD'nin bütün derdi, bölgede BOP'un önünde temel engel olan iki büyük devleti, yani Türkiye ve İran'ı birbirine düşürmektir. 1990'lı yılların başından itibaren iki devletin oluşturduğu bölge seti, ABD planları önünde temel engeldir. 2003 yılında da sonrasında da ABD'nin İncirlik ve diğer üslerle ilgili taleplerinin asıl nedeni bu ittifakı parçalamaktır. NATO'nun füze kalkanı çerçevesinde Kürecik'e yerleştirilen radarın da, bu radarı korumak üzere yerleştirilen Patriot bataryalarının da hedefi İran'dır.

IRAK VE SURİYE'Yİ BÖLMEK, TÜRKİYE'Yİ BÖLMEK DEMEKTİR

ABD'nin İncirlik ve diğer üslerle ilgili taleplerinin kabulü, Türkiye-İran setini yıkacak, Türkiye'yi bölge ülke ve halklarıyla düşman hale getirecektir. Bu nedenle askeri teknik zorunluluk nedeniyle değil, Türkiye'yi bölgeden koparma ve ABD'ye mecbur hale getirme amaçlıdır.
Musul işgali, Washington'un komutası altında Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin yönlendirmesiyle palazlandırılan çeşitli grupların oluşturduğu bir koalisyonun eseriydi. IŞİD bayrağı altında kente giren 27 ayrı grup arasında, Musul'u tek bir kurşun atmadan teslim eden Musul Valisi Nuceyfi'ye bağlı milisler de vardı. Ne acıdır ki, Türkiye'nin Peşmerge'nin yanısıra Nuceyfi'ye bağlı bu milisleri de eğiteceği açıklandı. Bu milisler ve Peşmergeler ABD'nin Irak'ı bölme faaliyetinin aletleridir. Irak'ın ve Suriye'nin bölünmesi, Türkiye'nin bölünmesi demektir.

SAVAŞI BAŞTAN KAYBETMEK

Şunu çok iyi anlamamız gerekiyor: İçeride ve dışarıda sıkışan Tayyip Erdoğan, kader seçimi 7 Haziran'a giderken ABD'ye her türlü tavizi verebilecek durumdadır. Suriye'deki teröristler için eğit-donat uygulaması ve Şah Fırat operasyonuyla artık bütünüyle açığa çıkan AKP Hükümeti'nin yönelimi, ABD'nin IŞİD stratejisi olarak açıklanan bölge planlarına uyumdur. Türk Ordusu da ne yazık ki, Türkiye Cumhuriyeti milli devletini ortadan kaldırmayı hedefleyen stratejinin piyonlarıyla aynı safa sokulmak istenmektedir.
Bazı kesimlerin “Biz bu safta görünür ama bildiğimizi yaparız” dediğini duyar gibi oluyoruz. Onlara 1991-2003 döneminde, içinden engellenmeye çalışılan ABD planının nasıl başarıya ulaştığını hatırlatmak isteriz. Irak'ın kuzeyindeki İkinci İsrail devleti Türkiye eliyle kurulmuştur. O zaman da birileri, “ABD'nin etkisini kırma” gerekçesiyle Peşmerge'nin Türk Özel Kuvvetleri'nce eğitilip donatılmasını sağlamıştı. Bu Peşmerge PKK ile birlikte, Irak ve Suriye'nin yanısıra Türkiye'yi de bölmek isteyen ABD'nin bölgedeki “tek müttefikim” dediği kuvvettir. Türkiye'nin milli çıkarları, ABD planları içinde yer alarak savunulamaz. Unutmayalım her savaş, nihayetinde bir psikolojik savaş üstünlüğüyle kazanılır. Psikolojik savaşı kaybeden sahadaki savaşı da kaybeder.

FİKRET AKFIRAT
[email protected]

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Atilla :

eline saglik üstat..

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder