banner864

Fikret Akfırat - AKP-HDP centilmenlik anlaşması 13 Mayıs 2015, 21:28

 HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, bugünlerde her gün bir televizyon kanalında. CNN'i, NTV'si, Habertürk'ü Demirtaş'ı parlatmak için sıraya girmiş görünüyor.

İMAJ ÇALIŞMASI

HDP'ye barajı aştırmak için canhıraş bir çalışma yürütülüyor. Demirtaş'ın şahsında HDP için bir imaj çalışması yapılıyor. Buna göre, AKP tek başına iktidar olamasın diye HDP barajı geçmeliymiş!
Demirtaş da, meydanlarda, açıklamalarında AKP'ye verip veriştiriyor. Türkiye'nin batı illerinde özgürlüklerden, demokrasiden, haktan, hukuktan söz ediyor. Demirtaş'ın ağzından “Kürdistan”, “gerilla”, “özerklik” sözlerini haber yapan yok. Oysa HDP'nin doğu ve güneydoğuda yaptığı mitinglerde bu ve benzeri laflardan nerdeyse geçilmiyor. Üstelik HDP'nin seçim bildirgesi “özerklik” üzerine kurulu.

'SEÇİM TAKTİĞİ'

Asıl önemli olan şu: HDP'nin arkasındaki güç olan PKK ile AKP'nin iktidara gelmesinden itibaren kademeli olarak artan işbirliği ve rol paylaşımı gözlerden gizleniyor. Peki son günlerde Tayyip Erdoğan'ın PKK'ya karşı sertleşmesi, Selahattin Demirtaş'ın AKP ile ilgili eleştirileri nereden kaynaklanıyor?
Buna biz cevap vermeyelim. HDP'lilerin kendi açıklamalarıyla olayı anlamaya çalışalım.
Sırrı Süreya Önder, 30 Nisan'da Tayyip Erdoğan'ın “ortada masa yok, taraf yok, Kürt sorunu yok” açıklamasından sonra şunları söylüyor: “Sayın Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Akdoğan ya da çözüm kurulunun diğer üyelerden birisi çıksın 'Sayın Cumhurbaşkanı bu mesele öyle değil biz de muhataplarımızla böyle mutabık kalmadık' desin diye bir gün bekledik. Onun yerine bize söylenen 'Bu siyasettir, seçim öncesidir' ve benzeri sığ yaklaşımlardı.”
Selahattin Demirtaş ise, 12 Mayıs 2015'te NTV'de katıldığı programda yapılan açıklamaların “seçim taktiği” olduğunu açıkça itiraf ediyor: “Masa duruyor, donmuş durumda. Biz masada kalmak isteriz. Hükümetin inisiyatif alması lazım. İmralı ziyaretleri yapılamıyor, heyetlerimiz gidemiyor. Seçim taktiğine kurban edilmemeliydi bu süreç.” (12 Mayıs 2015)

DEMİRTAŞ'IN AĞZINDAN KAÇIRDIĞI CÜMLE

Oslo görüşmelerinde ve AKP-HDP resmi görüşmelerinde, tarafların birbirlerine yaptıkları bu tür sert çıkışlarla ilgili izahatlar var. İsteyen, bunlara açık kaynaklardan rahatça ulaşılabilir. Deniyor ki, “seçimler öncesinde atış serbest”!
Taraflar birbirleriyle ilgili yaptıkları karşılıklı sert açıklamalara belli bir sınıra kadar göz yumma konusunda “centilmenlik anlaşması” yapmış!
Ayrıca Selahattin Demirtaş'ın 2011 seçimleri öncesinde yaptığı bir açıklamada ağzından kaçırdığı bir cümle, AKP-HDP anlaşmasının ne zamandan beri gerçekleştirildiğinin ispatı niteliğinde. Demirtaş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugüne kadar her seçim ortamında, 2002 seçimleri dahil PKK’dan ateşkes istediğini ve bu ateşkes ortamlarında seçime gittiğini ifşa etmişti.

ORTAK PROGRAM

Demirtaş, NTV'deki programda Dolmabahçe mutabaktıyla ilgili önemli bir noktanın altını bir kez daha çiziyor: “10 maddelik metin Öcalan’dan gelen metin değil, ortak mutabakat metniydi”.
Hükümet'in bakanlarıyla HDP'nin İmralı heyetinin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı'nın resmi çatısı altında Türk ve dünya kamuoyuna 28 Şubat'ta açıkladığı o metinde neler vardı?
Erdoğan'ın Hükümet içindeki en güvendiği adamları olarak bilinen Yalçın Akdoğan ve Efkan Ala ile HDP Heyetinin ortak açıklamasında ilan edilen Öcalan'ın 10 maddesinden belli başlılarının hedefleri şöyle:

*Demokratik siyasetinin içeriği tartışılmalı: PKK’nın yasallaştırılması.

*Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması: Ulus devletin yerine çok kültürlü, çok etnikli bir Cumhuriyet modeli.

*Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri: Türk milleti yerine ortak vatandaşlık tanımı.

*Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına ilişkin başlıklar: PKK bağlantılı kurumların yasallaştırılması.

*Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları: Özerk yönetim modeline uygun olarak bölgesel sosyoekonomik planlamaların yapılması.

*Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin kamu düzeni ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması: Mevcut yasal düzenlemelerde yer alan “bölücülük” ayrılıkçılık” gibi maddelerin kaldırılması.

*Kimlik kavramı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi: Anayasa ve yasalarda etnik kimliklerin yer alması. Anadilde kamu hizmeti ve anadilde eğitimin güvenceye alınması.


HDP'YE VERİLEN OY AKP'YE GİDER

Dolmabahçe mutabakatındaki bu unsurlar uluslararası merkezlerde, “Bu, AKP ile HDP'nin değil, Türkiye Cumhuriyeti ile PKK'nın ortak açıklamasıdır” diye okunuyor. Ve daha önemlisi, önümüzdeki günlerde bu ortak açıklama üzerinden, Türkiye'yi uluslararası alanda sıkıştırmak için hazırlıklar yapılıyor.
Ortaya çıkan gerçek şudur: AKP ile HDP ortak bir programın işbölümü yapmış uygulayıcılarıdır. AKP'yi zayıflatma gerekçesiyle HDP'ye barajı aşırtmak, bırakın AKP'nin hedeflerine ulaşmasını engellemeyi, tam tersine kolaylaştır.
Çünkü AKP bir parti adı değil bir küresel projenin adıdır. AKP-PKK ilişkisi için eşsiz bir örnek AKP-İsrail ilişkisidir. AKP iktidarı kamuoyu önünde İsrail ile en gergin göründüğü dönemlerde gerçekte en derin işbirliği içinde olmuştur. Sadece dış politikada, mesela Suriye'de olduğu gibi, ortak amaçlara sahip olmayı kastetmiyoruz. Aynı zamanda iki ülke arasındaki siyasi, ticari ve en önemlisi istihbari işbirliğinden söz ediyoruz.
AKP, 1999 yılında CIA'nın planladığı şeriatçı ve bölücü hareketleri birleştirme projesinin uygulamasıdır.
Nihai hedefi de, isim babası CIA'cı Graham Fuller olan “yeni Türkiye” söylemiyle tarif edilen rejim değişikliğidir.
HDP, burada da AKP ile ortaktır.
Meselenin özü Demirtaş'ın veya Tayyip Erdoğan'ın kamuoyu önünde yaptığı kör dövüşünde olduğu gibi başkanlık sistemi tartışması değildir.
O yüzden HDP'ye verilecek her oy aslında AKP'ye giden oydur.

Fikret Akfırat
[email protected]
Twitter: @
FikretAkfrat

Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorum Gönder