banner864

Doç. Dr. Sait Yılmaz - Türkiye’de siyasetin hali, seçimler ve sonrası.. 25 Mayıs 2015, 14:39

 Türkiye, 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerine demokrasinin temel şartı olan adil seçimler ve fırsat eşitliği olmadan yaklaşıyor. Cumhurbaşkanı, AKP seçim propagandasının ana aktörü, oy istiyor, diğer partileri kötülüyor, insanları kışkırtıyor, aşağılıyor. TV kanallarının yarısı nerede ise 24 saat AKP reklamı ya da seçim konuşmalarını veriyor. On üç yıldan sonra boğazına kadar yolsuzluklara bulaşmış iktidarın “dinci” siyasetinin en önemli silahları para, yargı (YSK) ve parti uzantısı gibi çalışan devlet kurumları. Devletin valileri, AKP il başkanı gibi hareket ediyor. Her seçimde olduğu gibi AKP, bu seçimi de kendisi için hayatta kalma mücadelesi görüyor. Artık suç ve çıkar ortaklığına dönüşmüş AKP iktidarının pek çok önemli ismini, iktidar değişikliği halinde, kanun önünden kimse kurtaramaz. Tek başına iktidar bile yetmez, Erdoğan kendisini ancak Başkanlık sistemi içinde emniyette hissedebilir, istediği oyunları oynayabilir. Müslüman Kardeşler zihniyeti, yani demokrasi ile iktidara gelip, sivil darbe yapmak, sonra da devleti dönüştürmek zihniyeti Türkiye’de kritik bir dönemece giriyor. Bu yüzden Mursi’ye yanıyor, onda kendi sonunu görüyor. Türkiye’de siyaseti Demokrat Parti’den beri Amerikalılar dizayn etti, bugün de değişen bir şey yok. AKP de, onun karşısında imiş gibi gösterilen HDP de bir Amerikan projesi. Amerikan şirketlerinin danışmanlığında yürüyen seçim döneminde algı yönetimi ile Türk halkının farklı kesimlerine şu mesajlar veriliyor;

- AKP milliyetçi bir parti, HDP’nin yükselmesini istemiyor.

- AKP’den kurtulmanın tek yolu, HDP oylarının %10’u geçmesi.

- CHP ve MHP dışında küçük partilere oy verirseniz, oyunuz boşa gider.

AKP, seçim döneminde sanki bugüne kadar yürüttüğü demokratik bölünme (!) süreci yokmuş gibi davranarak ve HDP’yi hedef tahtasına koyarak, milliyetçi tepkiyi bastırmaya ve oy toplamaya çalışıyor. AKP’den canı yanan büyük sermaye, özellikle Doğan medyası örtülü ya da açık bir şekilde HDP ile AKP’yi vurmaya çalışıyor. Sanki HDP, %10 barajını geçerse Türkiye, AKP’den kurtulacak ve ülke istikrara kavuşacak. CHP ve MHP ise tıpkı AKP ve HDP gibi Amerikan kurgusu düzenin partileri ve onlar da büyük abilerinin verdiği geleneksel rollerini oynuyorlar. Bu rol Türkiye’de Atatürkçü ve milliyetçi kesimlerin kontrol altında tutulması, marjinalize edilmesi. Tabii ki, partiler için söylediklerimiz parti üyelerinin tamamı için değil, mevcut yönetimleri ile ilgili. Bu yüzden seçim sonrası ülke siyasetindeki çürüme ve yozlaşma partilerde önemli değişimler getirecek. Seçim sonrasında bu dört partinin Türkiye’ye vereceği bir şey yok, hangisi ne kadar oy alırsa alsın oyunuz zaten boşa gitmiş olacak. Ancak, bu seçimler, çok daha önemli tarihsel gelişmeler için bir virgül niteliği taşıyor. Daha da açıkçası Türkiye’de bazı şeylerin sonu ve yeni bir dönemin başlaması öncesi önemli bir viraj olacak. Seçimin sonucu ne olursa olsun Türkiye’yi bir kangren gibi saran ve Cumhuriyet rejimini tasfiye peşinde olan İslamcıların, İslamcılar ile ittifakta artık bir sonuç alma safhasına geldiğini sanan bölücülerin, dört partinin içinde ve etrafında çöreklenmiş Amerikancı kurgusunun ve tüm bunları şimdilik izleyen Atatürkçü zeminin mücadelesinde yeni ve devrimsel bir dönem başlıyor. Bu makalede, Türkiye’de iç siyasetin seçim öncesi halini, seçimlerin muhtemel sonuçlarını ve geleceği tartışacağız.

Türkiye’de iç siyasetin hali..

Geçenlerde Aydınlık Gazetesi’nde sayın Hüseyin Vodinalı yazısında bir bölüm dikkatimi çekti; “Bu ülkede yapılan anketlere göre nüfusun yüzde 25’i Atatürkçü vatandaş var. Yani siyasi kimlik olarak Atatürkçüyüm diyen. Yoksa halkımızın yüzde 90’ı Atatürk’ü sever, orası başka (1).” Vodinalı’nın sözlerinin %90 olan bölümüne katılıyorum. Ancak, bu yorumu biraz daha ileri taşımak istiyorum. Başkanlığı’nı yaptığım Ulusal Güvenlik ve Strateji Araştırma Merkezi (USAM) olarak, 2012 ve 2013 yıllarında üst üste Siyasi ve Sosyal Araştırmalar başlığı altında anket uygulaması yaptık ve aynı soruları sorduk. Farklı eğilimleri dikkate alarak İstanbul’u 8 ayrı bölgeye bölüp, her bölgeye ayrı anketörler gönderdik. Toplam 2000 civarındaki katılımcıya sorulan 40 soru içinde ilk soru şu idi; “Kendinizi hangi görüşe ait kabul ediyorsunuz?” O dönemde anket sonuçlarını yayınlayamadık. Ancak, sonuçların bugünkü siyasi durum için hala önemli bir veri sağladığını düşünüyorum(2).



Yukarıdaki rakamları şu şekilde analiz edebiliriz;

- Muhafazakâr ve İslamcı çevre içinde AKP, SP, BBP, BP, MP gibi partilerin tabanı %20 civarına oturuyor. Gerçekte AKP tabanının %13’den fazla değil, ancak son yıllarda uygulanan yoğun propaganda ve sadaka kültürü nedeni ile tabanda biraz genişleme söz konusudur.

- Milliyetçi oyların tamamının MHP’ye gittiğini farz edelim.

- Ortada %40 dolayında bir Atatürkçüyüm diyen kitle var. Tabii ki bu diğer görüşte olanların Atatürkçü olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak, son 70 yıldır %25 civarında oy alan ama bir türlü iktidar olamayan CHP’nin bu %40’dan pay alamadığı hatta alınan %25 civarında oyların da “oyumuz boşa gitmesin” ya da AKP karşısında alternatifsiz parti algısından kaynaklandığı açıktır.

- Öte yandan kendini Kürtçülere yakın sol ve liberal görenlerin bugün HDP’de buluşmaları da bu anket ile anlamlı hale gelmektedir.

Bu anketten çıkarılması gereken başka önemli sonuçlar da var;

- % 13-16 civarında bir taraftarı olan AKP, %40-45 civarında oy aldığına göre diğer görüşlerde olanlardan önemli bir oy oranını kendine çekmektedir.

- CHP, merkez ve Atatürkçü oyların yanında AKP karşıtı oyların adresi olması gerekirken bu rolünü oynayamamaktadır.

- MHP ve diğer partiler geniş bir halka tabanına sahip olamadıkları için boyları hiçbir zaman çok fazla uzamayacaktır. Bu da halk tabanı olmayan bir partinin yükselme şansının olmadığının göstergesidir.

- Türkiye’de en geniş halk tabanını Atatürkçü düşünce temsil etmekle birlikte, irtica ve bölücülük karşısında bu kesimi temsil etmeye layık bir parti arayışı vardır.

Burada sorgulamamız gereken AKP’nin nasıl kendine geniş bir oy tabanı oluşturduğu ve AKP’ye karşı verilen oyların boşa gidip-gitmediğidir. 2002 yılında AKP’nin oy patlamasının arkasında merkez sağ ve sol partilerin düştükleri yozlaşmış görüntünün ortaya çıkardığı umutsuzluk ve arayış vardı. Bugün AKP’nin içinde olduğu hırsızlık, kanunsuzluk, yolsuzluk ve suç ağı tarihte benzeri az görülür düzeydedir. AKP’nin oylarının çokluğunu artık merkez partilerin eksikliği ile yani orta sağ ve sol partilerin zayıf konumu ile açıklayacak durumda değiliz. 24 kanaldan yayın yapan yandaş medya nedeni ile sıradan halk ve gençliğin önemli bir kısmı Türkiye’de olan bitenin ve Erdoğan’ın ne yaptığının, Türkiye’nin nereye gittiğinin farkında değil. Örneğin Erdoğan’ın Mursi ve Menderes’i aynı konuma getirerek, kendine buradan bir mazlum rolü oynamasına sorgulamadan inanıyor, demokrasi yolu ile diktatörlüğün ülkemizi nasıl ele geçirmekte olduğunu anlayamıyor. Dini siyasallaştırarak, ele geçirdiği medya ile özellikle ve sürekli olarak Atatürk dönemini kötüleyen Erdoğan’ın en büyük etkisi gençler üzerinde oldu. MHP’nin de ülkücü gençliği sindirmesi ile milliyetçilik büyük bir zemin kaybetti. Öte yanan, Türkiye’de gerçek İslam’ın bu olmadığını anlatacak, Yaşar Nuri Öztürk gibi insanlar çok azdır. Bugün artık merkezde orta sınıf değil, devlet yardımı ile yaşayan, yoksullaştırılmış ve eğitimsiz bir oy havuzu bulunmaktadır. Önceleri kömür, patates ve kahve ile oy toplanırken, şimdilerde doğrudan para ve maaş ile 1.5-2 milyon oy ipotek altına alınmakta, böylece AKP, 50 milyon oy içinde 4 milyon kişiye para ile dokunmaktadır. Asgari ücretli ve işsiz olmak arasındaki fark ortadan kalktı ve işsizlik tercih edilmektedir. Oy satın almak için harcanan kaynaklar sanıldığı gibi büyük bir para da değildir. Örtülü-örtüsüz ödenekler, yandaş müteahhitlerin destekleri ve 311 milyon TL seçim yardımı yanında oy için verilenler çerez parası kalıyor. Öte yandan, kişisel nakit ilişkileri, verilecek ihaleler, enerji hatları, yeni AVM’ler gibi pek çok nemalı alanda kayıt dışı para transferleri ile AKP havuzuna para taşınıyor. Bir yılda 20 milyar TL para karşılığı halk sandıkta yönlendirilmekte, buna da ‘halk iradesi’ denmektedir. Oluşturulan sadaka kültürüne dayalı bu oy havuzu ile Türkiye’nin on yıllık geleceği ipotek altına alındı.

Türkiye’de bu dönemde AKP ve Cemaat ile AKP ve Post-modern kurgu arasında bir boşanma yaşanıyor. Aslında bunların üçü de ABD-AB projesidir ve ortak düşmanları Atatürkçülük ve ordudur. AKP-Cemaat çekişmesini yakından biliyoruz. Burada az bilinen post-modern dediğimiz Liberal entelektüeller ve Amerikan tipi Solculardan bahsedelim. 2002 sonrasında Radikal ve Taraf gibi gazetelerde yuvalanan bu ağ; önce AKP’nin post-İslamcı, liberal, demokrat ve reformcu bir imge inşa etmesini sağladılar. Hep birlikte yüzlerce subaya karşı Ergenekon ve Balyoz davası adı altında yürütülen düzmece tutuklama ve kovuşturmaları desteklediler. Büyük kısmı Cemaat ile sıkı temas halindeydi, onların basınında yazıyor ya da televizyon kanallarında boy gösteriyorlardı. Gülen’in Abant platformunun Türkiye’de ve yurtdışında düzenlendiği tartışma ve seyahatlere katıldıkları da oluyordu. Nitekim Eser Karakaş, “Cemaat beni kullandı ve ben de onu kullandım. Biz liberaller Abant platformunu Türkiye’yi demokratikleştirmek için kullandık (3)” itirafında bulunuyordu. 2010 Anayasa referandumuyla liberal entelektüeller aralarında parçalanmaya başladı. Murat Belge, Baskın Oran ya da Ahmet İnsel gibi “Yetmez ama evet” oyu çağrısında bulunanlar yanında Gezi Parkı protestolarını sahiplenmek isteyenler (Samim Akgönül, Cengiz Aktar, Ahmet İnsel) oldu ama meydanlardakiler onları temsil etmiyordu. Mayıs-Haziran 2013 gösterilerinin şiddetle bastırılışı, ardından gelen son zamanlardaki yolsuzluk meseleleri AKP ile ortaklığı sekteye uğrattı. Nisan 2013’te, AKP’nin İstanbul il başkanı Aziz Babuşçu, “Önümüzdeki seneler, şu ana dek bizimle birlikte yürümüş bulunan liberallerin isteklerine tekabül etmeyecek. Bundan böyle düşmanlarımızın ortakları olacaklar, zira inşa edeceğimiz Türkiye, onların kabul edebileceği bir gelecekle örtüşmüyor (4)” demişti. Ancak, AKP’yi ülkeyi İslamcılaştırmak ile itham etseler de Liberal ve Batı tipi solcuların “Atatürkçüler” lehinde söz söyleyecek yüzleri yok. Post-modern, İkinci Cumhuriyetçi bu adreslerin Atatürkçü kampta yer alma şansı yok, onlar hep Batının koruması ve fonları ile aramızda bozguncu unsur olarak yaşamaya devam edecek. Bu yüzden Batının deyimi ile ortada “faydalı bir aptal” grubu olarak kalacaklar. AKP yanlısı gazetelerden de atılan veya kendilerine otosansür uygulayan bu kişiler, ABD’nin verdiği işaret ile Erdoğan’ın zamanının dolduğunu öğrendiler ve HDP’yi kurma ve geliştirme görevi aldılar.

AKP-HDP çekişmesinin gerçek yüzü..

Türkiye’de son 10 yılda Müslüman Kardeşler zihniyeti ile toplumu ve devleti içten içe ele geçirecek pek çok strateji uygulandı. Bu yüzden AKP’nin paralel devleti ile Cemaatin paralel devleti sonunda rakipsiz kalınca birbirlerine düştüler. AKP, gizli gündemleri ve bu işler için mübah saydıkları suç ilişkileri nedeni ile bir daha gitmemek üzere demokrasi kartını kendine göre yeniden düzenledi. Seçim sonuçları ve halkoyu hile ve entrikalar ile ipotek alındı. Sıfır sorun diye yola çıkıp Türkiye’yi komşusuz bırakan, “Yeni Osmanlı” diye Ortadoğu’da Müslüman Kardeşler konfederasyonu için kan döken AKP, bugünlerde çakma milliyetçi tavırlara rağmen PKK ile ‘Kürdistan’ı kurmak için gün sayıyor. AKP, Anayasa değişikliği için Kürtlerin desteğini alarak Başkanlık sistemine geçmeyi, diğer yandan Anayasa’da Cumhuriyet rejimin kalanının tasfiyesi ve İslami devlete dönüşüm ile ilgili yasaları hayata geçirmeyi planlıyor. Böylece Müslüman Kardeşler’in ya da Sünnilerin iktidarda olduğu bir Ortadoğu Konfederasyonu’nun lideri olmayı hayal etmektedir. Suudi Arabistan ve Katar ile bir araya gelerek Suriye’de Müslüman Kardeşleri iktidara taşıyacak bir savaş senaryosu gün saymaktadır. Mısır, Libya ve Tunus’daki Müslüman Kardeşler için de özel planlar yapılmaktadır. Irak’ta Sünni katil Tarık Haşimi ve CIA bombacısı Allavi’nin Sünni devlet kurması için IŞİD’a örtülü destek devam etmekte, diğer Sünni Barzani’nin kendi Kürt devleti kurmasına ve bu arada Musul ve Kerkük’ü ele geçirmesine, Türkmenleri asimile etmesine göz yumulmaktadır. AKP ve Irak’ın kuzeyi arasındaki ilişki tamamen Erdoğan ve Barzani arasındaki petrole dayalı kişisel nakit ilişkisidir. Erdoğan, Barzani etkisini Türkiye içinde HDP yanlılarına karşı kullanmaktadır. Barzani ile PKK ve HDP arasındaki düşmanlık kişisel boyuttadır. Son on yılda elde ettiği kaçak petrol gelirleri ile Irak’ın kuzeyinde belirli bir paraya dayalı çıkar ağı ve tabanı yaratan Sünni Barzani; solcu, fakir ve militan PKK karşısında Türkiye’ye dayanarak Irak-Suriye arasında kendi devletini genişletme derdine düştü. Öyle ki Kobani’ye Türkiye üzerinden Peşmerge taşınmasına, HDP, Meclis’te onay vermedi. Ancak, Barzani hakkında asıl bilinmesi gereken Barzani’nin AKP’den çok ABD’nin maşası olduğudur. Türkiye’deki Kürt projesi gibi Irak’ın kuzeyindeki Kürtlerin genişlemesi ve Doğu Akdeniz’e uzanan koridor planlarının ve yeni Ortadoğu planının arkasında ABD vardır.

Burada HDP için özel bir paragraf açalım. ABD hiçbir zaman sıfırdan parti kurmaz, potansiyeli olan birileri ya da bir hareket üzerinden parti kurar. Örneğin, Cemaat’in Türkiye genelinde oy oranı %1’den fazla olmadığı için parti olması için çalışmaz. Bu yüzden, Cemaat’in stratejisi seçimlerle iktidara gelmek değil, iktidara sızmak olagelmiştir. Amerikalılar, HDP’yi kurmaktaki amacı TBMM’ye bir Kürt partisi sokma potansiyeli idi. Ancak, %10 seçim barajına karşın Kürt oylarının hiçbir zaman %7’yi geçemiyordu. Bu yüzden, Kürt partisi için ABD ve AB’nin uzun süredir manivelası olan ve önceleri askerlere karşı AKP’nin yanında yer alan, AKP-Cemaat kavgasının su üstüne çıkmasından sonra AKP karşıtı olan Amerikancı, AB’ci, İkinci Cumhuriyetçi ve post-modern ajan ağı devreye sokuldu. Geçmişin liberal ve solcularının bir araya geldiği, HDP ve Selahattin Demirtaş’a hükmeden üç akıl hocası bulunmaktadır. Bunlar bugüne kadar Amerikancı, solcu, liberal, İkinci Cumhuriyetçi, Kürtçü gibi pek çok kılığa giren Cengiz Çandar, Mehmet Altan ve Hasan Cemal’dir. Bu kişiler Demirtaş’ı Kürtçülükten bir ölçüde solculuğa çektiler. Celal Doğan gibi eski solcu, Dengi Mir ve Mithat Sancar gibi malum demokratik Kürtçüleri bir araya getirdiler. Ancak, barış ve demokrasi söylemi altında toplanan bu ittifakın solcu Türkiye grubu partide %70 bir oranda temsil edilirken, %30’u saf PKK çizgisindedir. Güney ve Doğu Anadolu’daki 13 vilayette AKP-HDP çekişmesi yaşanmaktadır. Bu illerin genelinde AKP oyların yaklaşık %55-60’ını, HDP ise %40-45’ini temsil etmekte, diğer partilerin oy tabanı yoktur. Mehmet Şimşek, Hüseyin Çelik gibi AKP milletvekilleri sağladıkları çıkar ilişkisi ile yanında HDP’lilerin dinsiz olduğu propagandası ile etkili olmaktadırlar. AKP’nin buradaki tabanı milli bir anlayışa değil din esasına dayalıdır. Kürtçü tabanın arkasında ise Öcalan, PKK ve HDP vardır. Bunlardan hapiste olan Öcalan, AKP’nin işbirlikçisi, ajanı ve özerklik anlaşmasının asıl muhatabıdır. PKK ise “yorulduk, ovaya inelim siyaset yapalım” diyenler ile “AKP’ye güvenmeyenler ve silahlı eylemlere devam edelim” yolunu seçen radikaller arasında ikiye bölünmüştür. Öcalan’ın PKK ve HDP üzerindeki kontrolü gittikçe zayıflamaktadır. PKK, Öcalan’ın silah bırakmak için Kongre yapın talimatını henüz uygulamadı. HDP ise seçim döneminde Öcalan’ın sesi olmamaya özen gösteriyor. Öte yandan medya HDP’ye inanılmaz şefkatli davranıyor, Doğan medyasının tam desteğindeki anketlerde barajın üstüne doğru gidiyor. HDP’nin barajı aşması için yürütülen kampanyanın merkezinde arka plandaki proje sahibi ABD var.

HDP’yi kuran iki ana grubun ortak noktası görünüşte AKP’ye duyulan nefrettir. HDP’nin akıl hocalarının verdiği taktik ile Demirtaş; Kürdistan yerine Türkiye söylemi kullanıyor. Kapsayıcı, sol mesajlarla AKP’nin iktidarını engellemenin adresi gösteriliyor. Bunun bölünme sürecini hızlandıracağını, PKK’nın eli güçleneceğini ve AKP ile daha güçlü bölünme pazarlığı yapılacağını kimse söylemiyor. Demirtaş, meydanlarda, açıklamalarında AKP'ye verip veriştiriyor. Türkiye'nin Batı illerinde özgürlüklerden, demokrasiden, haktan, hukuktan söz ediyor. Demirtaş'ın ağzından “Kürdistan”, “gerilla”, “özerklik” sözlerini haber yapan yok. Üstelik HDP'nin seçim bildirgesi “özerklik” üzerine kurulu. Bölünme süreci, Amerikan güdümünde kurulan AKP ve HDP’nin temel varlık sebebidir. HDP, yani PKK bugün bölgede ABD’ye asker yazılmıştır. İslam bayrağı altında birleşme” adımı, Aralık 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Öcalan’la görüşmesinde atılmıştı. Demirtaş, 12 Mayıs 2015'te NTV'deki programda Dolmabahçe mutabakatıyla ilgili önemli bir noktanın altını bir kez daha çiziyordu: “10 maddelik metin Öcalan’dan gelen metin değil, ortak mutabakat metniydi”. Sırrı Süreyya Önder, 30 Nisan'da Tayyip Erdoğan'ın “ortada masa yok, taraf yok, Kürt sorunu yok” açıklamasından sonra şunları söylüyor: “Sayın Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Akdoğan ya da çözüm kurulunun diğer üyelerden birisi çıksın 'Sayın Cumhurbaşkanı bu mesele öyle değil biz de muhataplarımızla böyle mutabık kalmadık’ desin diye bir gün bekledik. Onun yerine bize söylenen 'Bu siyasettir, seçim öncesidir' ve benzeri sığ yaklaşımlardı.” Önder, çözüm sürecine ilişkin gerçekleştirilen görüşmeler ile ilgili olarak şunları diyor; “Hükümetle yaptığımız mutabakat gereği en fazla 15-20 gün içerisinde ada ziyaretleri, 15-20 gün içerisinde KCK yetkilileri ile görüşmemiz karar bağlanmıştır. Bunun şu an KCK ayağını gerçekleştiriyor heyetimizin diğer üyeleri. Ama İmralı ayağında sıkıntı var. Sorduğumuzda seçimden sonra gibi yaklaşımlar geliştiriyorlar." Özetle, HDP’nin Meclis’te olması AKP’nin değil, üniter Türkiye’nin ömrünü kısaltacaktır. HDP’ye yönlendirilen oylar, AKP ortaklığının hanesine yazılacaktır.

Seçimlerin muhtemel sonuçları ve gelecek..

Önce TBMM için dengeleri hatırlayalım; toplam 550 milletvekili olan Meclis’te hükümet kurmak için yarısından bir fazla yani 276 milletvekilinin evet oyu gerekli. Anayasa değişikliği için ise üçte iki yani 367 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Anayasa değişikliği için ayrıca halkoyuna gidilmesi gerekiyor. AKP’nin muhtemel oy oranı için ABD’nin anketi %38.2, Türkiye’deki anketler %39-41 arası bir oy oranı tahmin ediyor. Seçim sonuçları için şu ana kadar en çok kabul gören iki senaryo şu şekilde;

- Dört partinin %10 barajını geçmesi;
Bu durumda AKP’nin çıkaracağı milletvekili sayısı 233-282 arasında değişebilir. Muhtemel seçim sonucu; AKP %41, CHP %27, MHP %16, HDP %10, diğerleri %6 şeklinde bekleniyor. HDP’nin %10 seçim barajını geçerek Meclis’e girdiği bu senaryoda partilerin yaklaşık şu milletvekili sayılarına ulaşması bekleniyor;

AKP 250
CHP 158
MHP 105
HDP 58-60

Hükümeti kurmak için 276 milletvekili gerekli olduğundan AKP’nin muhtemelen başka bir parti ile koalisyon yapması gerekmektedir. AKP; CHP, MHP ve HDP’den biri ile koalisyona gidebilir. Erdoğan, 17 ve 25 Aralık’ın üstünü örtmek için herkesle ittifak yapabilir. Şimdi koalisyon seçeneklerine bakalım;

- AKP-CHP Koalisyonu;

CHP, “Altı Ok” demektir, Baykal zamanında bile ancak üç ok (Cumhuriyetçilik, Laiklik ve Milliyetçilik) vardı, diğerleri zayıf kalmıştı. Bugünkü CHP’de bunların hiçbiri yok. CHP’ye yapılan kaset tertibiyle Cumhuriyeti kuran parti de, Cumhuriyetin yıkılması eylemine ortak edildi, parti Amerikan kurgusunun kontrolüne geçti. ABD büyükelçisi partiye yön veren bir konumdadır. CHP, seçimlerde Amerikalı reklamcı danışmanların taktiği ile asgari ücret (1500 TL.), çiftçiye mazot (1.5 TL), emekliye iki ikramiye, taşerona hayır, kredi kart faizlerine af mesajları veriyor. CHP’nin sahne arkasında Dersimciler, PKK-Kürdistan çözümü, soykırımcı Ermeni adaylar, TR705 kodlu adamlar, Atatürk’e kefere diyen dinciler, dişi Kemal Dervişler, ABD ile arka oda ilişkileri, Soros, Cemaat vs. bekliyor. CHP; bu seçimde de gene %28’i geçemez çünkü Atatürkçülerin değil “oyumuz boşa gitmesin” partisi. CHP’yi şu an seçim dışında bir arada tutan hiçbir ortak yön yok. CHP-AKP koalisyonu ABD’nin uzun süredir üzerinde çalıştığı ve kendi çıkarlarına en uygun proje çünkü kucağında HDP/PKK olacak. Türk milletini anayasadan silmek, Kürdistan’a özerklik, Atatürk Cumhuriyetinin son kalelerini de yıkmak, AKP’nin tek başına becerebileceği bir iş değil, en iyi ortak Kılıçdaroğlu’nun Amerikan CHP’si ya da diğer bir deyişle Y-CHP’dir.

- AKP-MHP Koalisyonu;

AKP’nin kara gün dostu olan Bahçeli, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması, Türban, Kobani’ye Türkiye üzerinden Peşmerge’nin taşınmasına destek gibi pek çok kritik konuda Erdoğan’a doğrudan destek oldu. Ergenekon ve Balyoz operasyonları sürerken sessiz kalan MHP’nin parti merkezine protesto çelengi koyan emekli subayların üzerine militanlarını salan Bahçeli, şimdilerde ‘bütün cemaat ve tarikatlara aynı mesafedeyiz’ diyor. Eski milliyetçi MHP gençliğinin İslamcı dönüşümle göz yuman Bahçeli, böylece Kürt projesinin sorunsuz yürümesi için ortamı uygun hale getirdi. Erdoğan’ın en çok arzu ettiği koalisyon, AKP-MHP ortaklığı olacaktır. Bu yüzden, seçim öncesi milliyetçi söylemler kullanmakla birlikte asla MHP’yi hedef almamaktadır. AKP içindeki eski MHP’liler bu koalisyon için şimdiden hazırlık yapmaktadır. Kürt projesinin hayata geçirilmesi ve Öcalan’ın affı gibi konularda daha önce MHP için işe yarayan arguman kullanılacaktır; Avrupa Birliği böyle istiyor. Ancak, bu koalisyonun ömrü Erdoğan’ın gizli gündemini hayata geçirmekte yaşayacağı zorluklar, yaşanacak çatlaklar nedeni ile uzun süreli olamaz.

- AKP-HDP Koalisyonu;

Bu koalisyon, hükümet kurabilir ama HDP/PKK’nın beklediği ve AKP-Öcalan mutabakatı olan 10 maddenin hayata geçirilmesi ve Başkanlık rejimini için gerekli olan Anayasa değişiklikleri konusunda sayısal olarak yetersiz kalır. Öte yandan HDP, bir parti değil seçim ittifakıdır yani bir defa birlikte oy almak için bir araya gelmiş kurgudur. Seçimlerden kısa bir süre sonra parti içinden başka oluşumlar çıkacak yani parti dağılacaktır.

- Üç partinin %10 barajını geçmesi;

Bu senaryo sonucuna göre, büyük ölçüde HDP’den alacağı 40 kadar milletvekili ile AKP milletvekili sayısını 305-310 arasında tutabilir. Bu durumda CHP ve MHP milletvekili sayısının gene bir önemi olmayacaktır. AKP’nin istediği Anayasa değişiklikleri için MHP, dışarıdan destek olmaya devam edecektir. Bu dönemin gündeminde şunlar olacaktır; AKP-Öcalan pazarlığı ile kararlaştırılan özerk bölge koşullarının Güneydoğu Anadolu’da uygulamaya geçirilmesi, Suriye’de iç savaşın yeniden başlaması, Başkanlık sistemi hayata geçirilmesi, Türkiye’nin İslamcı bir devlete dönüştürülürken Cumhuriyet rejimin tasfiyesinin hızlanması. AKP, kendi kontrolünde bir özerklik karşılığında, başkanlık istiyor. PKK’sız ve Türkiye’nin Kürtleri olmadan kendi İslamcı devletini kurmayı hedefliyor. Barzani’nin de kendi devletini kurmasına para ve ümmet üzerinden işbirliği için göz yumuluyor. Bunların altında ise kurulacak Ortadoğu Konfederasyonu’na kendilerinin liderlik edeceği beklentisi var. Kürt devletinin kurulması karşılığı, Batıyı tatmin edebileceklerini ve konumlarını garanti altına alacaklarını, aksi takdirde adaletin pençesinden kurtulmayacaklarını düşünüyorlar. Bu yüzden Başkanlık, yeni dönemin olmazsa olmazı, Kürt federasyonu ise Batı ile uzun süredir devam eden pazarlığın diyetidir.

Şimdi seçim sonrası neler olabileceğine gelelim;

- AKP’nin CHP ya da MHP ile koalisyon yaptığı birinci senaryodaki hükümet çok fazla yaşayamaz, en geç iki yıl içinde erken seçime gidilir. Çünkü Erdoğan’ın ‘de facto’ Başkanlığını ve AKP gizli gündemini uygulaması büyük kırılmalara yol açar. İç siyasette önemli değişimler yaşanır. AKP ikiye bölünürken, CHP ve MHP’de yönetim değişikliği zorunlu hale gelecektir. HDP, seçimlerden kısa bir süre parti dağılacak, Kürtçüler ve sahte Solcular kendi yoluna gideceklerdir. AKP ile koalisyon yapan parti yeni seçimlerde kaybedecektir. İki sene içinde köprülerin altından çok sular akacak, yeni bir parti ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bu dönem için konuşulan isimleri saklı tutuyorum.

- Erdoğan’ın AKP’si tek başına iktidara olursa ve Anayasa’da değişiklik yapacak çoğunluğu CHP ya da MHP’nin vasıtası ile bir şekilde bulursa, bu dönem çok sert kırılmalara gebedir. AKP, devleti tamamen ele geçirmek ve Kürt projesini hayata geçirmek için çok daha acımasız bir dönem başlatacaktır. Toplumda başlayan kutuplaşma ve patlama noktasına gelen nefret, AKP için dönüşü olmayan bir iç isyanı tetikleyebilir. Bu sadece AKP yönetimine karşı bir isyan şeklinde değil, Türk-Kürt iç savaşı kapsamında da olabilir. Üçüncü büyük travma nedeni ise kapımızda uzun süredir bekleyen büyük ekonomik krizin artık dizginlenememesidir.

- CHP, HDP çizgisindeyiz görüntüsü ile her taraftan oy alacağını sanıyor. Şimdiden CHP içinde bazı kimseler büyük kongre için hazırlıklara başladılar ve genel başkanlık dersleri alıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun, Amerikancı ekibi yönetimde kalmak şartı ile, liderliği gönüllü bırakabileceği de konuşuluyor. CHP, bölünecek ve taşlar yerine oturacaktır. Aksi takdirde CHP, bugünkü DP haline dönüşecektir.

- MHP bugün ne Türkçü ne de gerçekten milliyetçi bir partidir. Türk sağı, milliyetçilik ve ülkücülük Bahçeli ile yok edilmiş, bastırılmış; partiye “Ya Allah Ya Bismillah” diye slogan atan dinci anlayış hâkim olmuştur. Türkiye’nin bastırılmış değil, sesini çıkaran bir milliyetçi partiye, daha da ötesinde ulus-devlet yapımızın bozulan dokularının onarılması için Türkçülüğü şaha kaldıracak bir siyasi akıma ihtiyacı vardır. MHP’de yönetim değişikliği yeni dönemde kaçınılmaz hale gelecektir.

- Görüntüde Öcalan’ı dinlemiyor gibi bir görüntü vermeye çalışan, kuzu kılığına girmiş kurt olan HDP/PKK, Batıda AKP karşıtlığı, Doğu’da AKP ile müzakere yapılmaz kartını oynuyor. İlginç olan bazı eğitimli insanlarımız sırf AKP’den kurtulma umudu ile sempati duymadıkları halde bir kereliğine HDP’ye oy vermek istiyorlar. TKP’nin bile HDP’yi desteklemesi Türk solunun kendini yeniden sorgulaması ihtiyacını ortaya koyuyor.

Sonuç

Türkiye’de son on yılda yaşanan sorunların temelinde kişisel amaçları için dini kullanarak devleti ele geçirmekte epey yol kat etmiş iktidar sahiplerinin önce işledikleri suçlar için kanun önüne çıkarılması, sonrasında ise Cumhuriyetimizin demokratik, laik ve hukukun üstünlüğüne dayalı sistemine toprak bütünlüğümüzü ve milli kimliğimizi koruyarak nasıl dönebileceğimiz yatmaktadır. Bu düzenden kendileri de sebeplenen ve büyük abileri tarafından orada tutulan Meclisteki muhalefet partilerinin lider kadroları ise ne umut, ne de iktidar olma hevesindedirler. Onların fonksiyonu Atatürkçü ve milliyetçi kadroları eritmek ve marjinal hale getirmektir. Seçimlere dönecek olursak; MHP’ye verilen oylar AKP’ye, CHP’ye verilen oylar boşa, HDP’ye verilen oylar ise bölücülere ve AKP ile ortaklığa gidecektir. Yeni dönemin kırılma noktaları; Erdoğan’ın bir iç savaşı göze alması, Suriye’de savaş çıkarması, AKP’nin bölünmesi, MHP ve CHP’de yönetim değişikliği, HDP’de solcular ve Kürtçülerin başka partiler kurması ve en geç iki yıl içinde erken seçim olacaktır. Peki bu seçimlerde hangi partiye oy verelim diye soracaksınız? Cevabım, dört parti de Amerikan kurgusunun bir parçası olduğu ve sonuç değişmeyeceği için; bugüne kadar oyumuzu aslında vermek istediğimiz ama %10 barajını geçemez, boşa gitmesin diye oy vermediğiniz partilere oy vermektir. Böylece, bu partilerin gerçek potansiyeli ortaya çıkacak ve iki sene sonrası için gerçekten birer alternatif olacaklardır. Ben oyumu, Atatürkçülerin gerçek adresi olduğunu son on yılda en iyi şekilde ortaya koyan ve umut vaat eden Vatan Partisi’ne vereceğim..


Doç. Dr. Sait Yılmaz
Twitter: @DocDrSaitYilmaz


Kaynakça

(1) Hüseyin Vodinalı: Yolun Sonu Görünüyor, Aydınlık, (13 Mayıs 2015), http://www.aydinlikgazete.com/ozgurluk-meydani/yolun-sonu-gorunuyor-h69833.html
(2) Anketin tamamı için bakınız; Sait Yılmaz: Türkiye İçin Siyasi ve Sosyal Araştırmalar Anketi 2012-2013, academia.edu.tr,  https://www.academia.edu/12497291/T%C3%BCrkiye_%C4%B0%C3%A7in_ Siyasi_ve_Sosyal_E%C4%9Filimler_Anketi_2012-2013_
(3) Ariana Bonzon: Türkiye'de Liberal Entellektüeller İslamcıların 'Faydalı Aptalları'nı mı Oynadılar? (09.01.2014), Fransız Slate.fr haber sitesi, Çeviri: Hayri Koray, T24.
(4) Ariana Bonzon: a.g.e., (2014).
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

ilahiadalet :

bende alternatifsizlikten beceriksiz muhalefet chp ye oy verenlerdenim- chp ve mhp ikiside iktidar olma şansları yok tek başlarına-ama bu millet için birleşseydiler akp yi farkla geçiyor oy oranları-fakat onlar milleti kurtarmayı değil kendi küçük krallıklarında devam etmeyi tercih ettiler-oyum tabiki vatan partisine

SÜLEYMAN sinav :

yazılarınızı beğenerek okuyorum,mhp ye agır konuşmışunuz hocam

jet :

sait beyin tespitleri inanılmaz, yazılarına doyamıyorum. keşke insanlarımız böyle uzun ama gerekli yazılara sabır gösterseler.

Bori :

chp için kullandığınız "oyumuz boşa gitmesin partisi" terimi çok güzel, bence tutar...

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder