banner864

Mehmet Bedri Gültekin - Seçimden ağırlaşan kriz çıkmıştır ve kaçınılmaz hesaplaşma artık kapımızdadır 13 Haziran 2015, 09:48

Seçim sonuçları üzerine ilk elde yapılabilecek tespitler şunlardır:

Seçimin en büyük mağlubu Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. 2011 seçimlerine göre yüzde 10’a yaklaşan oy kaybı, AKP açısından yolun sonunu gösteriyor. Bundan sonra AKP’de çok hızlı bir çözülme ve dağılma beklenmelidir. İktidarı döneminde büyük suçlar işlenmesi, hesap verme korkusu, gemiyi terk edenleri çoğaltacaktır.

CHP ve MHP de bu seçimin kaybedenleridir. CHP hem 2011 genel, hem de 2014 yerel seçimlerine göre oy kaybetmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de yaşadığı hezimet de ayrıca önemlidir. AKP’nin bu derece oy kaybettiği bir seçimde, CHP’nin de oy kaybetmesi, bu Parti açısından büyük bir yenilgi anlamına geliyor.

MHP de 2014 yerel seçimlerinde ulaştığı oy oranının gerisinde kalmıştır. CHP için söylediklerimiz MHP için de geçerlidir.

Dolaysıyla sistemin dört Partisinden üçü, seçimden yenilgiyle çıkmışlardır. Bu durum, sistemin bir bütün olarak tıkandığının önemli göstergesidir.

ABD, CHP’yi kullanarak ve son olarak seçime iki günden az bir zaman kala Diyarbakır’da patlattığı bombalarla HDP’ye barajı aştırmış bulunuyor. Bu anlamda 7 Haziran seçimlerinin esas kazananının ABD olduğunu söyleyebiliriz. Ama ABD’nin “seçim zaferi”, “Doğuya doğru giden trende Batıya koşan adam” gibidir.

HDP’nin barajı aşmasında ABD’nin her türlü aracı devreye sokarak yürüttüğü kampanyanın yanı sıra, Kürt Aleviler başta olmak üzere kayda değer bir seçmen kitlesinin “AKP’den kurtulmak” diye özetleyebileceğimiz temel isteklerini, barajı aşacak dördüncü Parti olarak HDP’yi görmeleri ve bu yönde hareket etmelerini belirtmek gerekir.
HDP’nin barajı aşmasında belirleyici olan etkenler arasında, PKK’nın dağdaki silahlı militanlarının, köylerde ve şehirlerde estirdiği terör de önemli bir rol oynamıştır. Bu anlamda 2015 seçimleri, Türkiye’nin seçimler tarihinde bir ilktir. Gerçi bundan önceki seçimlerde de PKK, zor unsurunu kullanarak oy topladı. Ama ilk defa bu kadar yaygın ve bu kadar aleni yapıldı.

PKK’lılar köy köy dolaşarak HDP dışında başka bir partiye oy çıkması durumunda olacaklar konusunda yurttaşları “uyardılar!”. Şırnak ve Hakkari gibi illerde HDP’nin yüzde 80’nin üzerinde oy alması, PKK’nın seçim sandığı üzerinde estirdiği terörün sonucudur. Bu oran çok sayıda ilde ise yüzde 70’in üzerinde gerçekleşmiştir. PKK terörü, sadece Doğu ve Güneydoğu illerinde değil, Antep, Adana, Mersin’in bazı mahalleleri gibi Kürt yurttaşların yoğun olarak yaşadığı yerlerde de uygulanmıştır.
Her şey bir yana sadece bu durum 2015 seçimlerinin halkın özgür iradesini yansıtmakla hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir. Israrla döne döne üzerinde durmamız gereken gerçek budur. Türkiye’de, PKK terörünü devreden çıkarmadan yapılacak seçimler, terör örgütünün iradesinin halka zorla onaylattırılmasından başka anlama gelmez.
HDP’nin yüzde 13 ile Meclis’e girmesi kaçınılmaz çatışmayı yaklaştırmıştır.

Silahlı Bölücülük şimdi daha büyük bir cüretle taleplerini (Özerk Kürdistan, Anadilde eğitim, dağdaki PKK’lıların resmi kolluk gücü olarak kabul edilmesi ve Öcalan’ın serbest bırakılması) Türkiye’nin önüne koyacaktır.

Türkiye sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır

Önümüzde, sistem partilerinin oluşturacağı bir koalisyon Hükümeti (Büyük ihtimal AKP – CHP) var. Ama bu Partilerin, Türkiye’nin artık taşınamaz hale gelmiş sorunlarına hiçbir çözümü bulunmuyor.

Borçlanma ekonomisinin sonuna geldik. Dolar muhtemelen çok kısa bir süre içinde üç TL’yi geçecektir. Bu durumda, daha şimdiden yaşanmakta olan iflaslar, patlama biçiminde artacaktır. İşsizliğin çığ gibi büyümesi demek olan bu durum, kaçınılmaz olarak büyük toplumsal patlamaları doğuracaktır.

Serbest piyasa ekonomisini uygulamak ve Batı’ya daha fazla eklemlenmek dışında bir “çözümleri” olmayan Partilerin oluşturacağı Koalisyon Hükümeti, bu durumda ekonominin çarkını döndüremez. Ekonomiyi yönetemeyen ülkeyi yönetemez.

“Kürt sorunu” artık bir “sınır çekme” sorunu haline gelmiştir. Ama Türk Ordusu savaş meydanında yenilmeden böylesine bir “değişiklik” gerçekleşemez. Türkiye’ye bu anlamda da bir hesaplaşma dayatılmaktadır. Sistem partilerinin önümüze gelmiş bu soruna da bir çözümleri bulunmuyor.

Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler bugüne kadar esas olarak sınırlarımızın dışındaydı. Ama bundan sonra Türkiye’yi yönetecek olanlar, Irak ve Suriye konusunda AKP’nin tek başına iktidar olduğu dönemdeki gibi rahat hareket edemeyecekler. Suudi Arabistan ve Katar’la kotarılan anlaşmaların uygulanması şimdiye kadar olduğu gibi kolay olmayacaktır. Bu durumda, Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı tespite göre Türkiye’nin dört bir tarafında “uyuyan terör hücrelerinin” faaliyete geçmesi beklenmelidir.

Yani Türkiye, PKK terörünün yanı sıra bir de dinci terör ile boğuşmak durumunda kalacaktır. Bu sorunun Bölge ülkeleri arasında güvenlik işbirliği yapılması dışında çözümü yoktur ve Sistem Partilerinin hepsi bölge ülkeleri arasında işbirliğine karşıdır.

Bütün bu sorunlara çözümü olmayan Partilerin oluşturacağı koalisyon, işte bu durumdan dolayı Türkiye’yi yönetemez. Yani Türkiye, Sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bu nedenledir ki daha seçimlerin ilk sonuçları alındığında kimi AKP sözcüleri hemen erken seçimden söz etmeye başladılar.

Vatan Partisi’nin aldığı sonuç
Vatan Partisi iyi bir seçim kampanyası yürüttü. Mitinglerimiz esas olarak başarılıydı. Her zamankinden daha fazla “göründük”. Türkiye’nin en itibarlı yazarları ve aydınları Partimizi desteklediklerini ilan ettiler. Hepsinden önemlisi arkamızda, daha önceki seçimlerin hiçbirisiyle kıyaslanmayacak büyük başarılar (Ergenekon, balyoz kumpaslarının çökertilmesi, Soykırım yalanı konusunda elde edilen zafer vd.) ve bu başarıların getirdiği itibar vardı. Propaganda büromuz son derece başarılı çalıştı. Örgütlerin ihtiyacı olan her türlü materyal zamanında ve fazlasıyla sağlandı. Vb. vb.

Gaziantep’te şimdiye kadar olan bütün seçimlerle kıyaslanmayacak ölçüde daha başarılı bir çalışma yaptık. Bir büyük otobüs ve ayrıca dört ses aracı ile kampanya yürüttük. Toplam olarak 300 bin bildiri dağıttık. Seçim kampanyası döneminde 300 yeni üye kazandık. 150 bin TL olarak belirlediğimiz seçim bütçemizi esas olarak gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz çeşitli etkinlikler, örgütümüzün daha önce yaptığı benzer etkinliklerden çok daha güçlü ve başarılıydı. Bütün bunlara rağmen seçimde aldığımız sonuç, oran olarak örneğin 2002 yılında aldığımız sonucun gerisinde kaldı. 2007 seçimlerinden ise rakam olarak daha fazla oy aldık ama oran olarak bu seçimin de gerisinde kaldık. Ama Bütün arkadaşların hem fikir oldukları tespit, 2002 ve 2007 seçimlerindeki çalışmadan çok daha etkili ve başarılı bir çalışma yaptığımızdır.
Aldığımız sonucu açıklamada belirleyici saptama yaşadığımız nesnelliktir. Toplum, yüzyüze olduğu tehdidi, Devrimci Parti etrafında toplanarak ve mücadele ederek göğüslemek yerine, tehdidin sahiplerine yaklaşarak, deyim yerindeyse onlara teslim olarak halledebileceğini düşündü. HDP’ye verilen destekte bu anlayışın önemli bir payı vardır. ‘HDP barajı geçmezse savaş başlar’ fikri hem PKK tarafından işlendi hem de toplumun küçümsenmeyecek orandaki farklı kesimleri tarafından dillendirildi.
Aynı şekilde AKP’nin, “bana oy vermezseniz ekonomi çöker” şeklindeki tehdidi de toplum üzerinde oldukça etkili oldu. Gaziantep’te bir çok fabrika sahibinin işçilerine; “AKP’ye oy vermezseniz, kriz olur fabrika kapanır ve sizler de işinizi kaybedersiniz” şeklinde telkinde bulunduklarını biliyoruz. Dikkat çekici nokta bu işverenlerin büyük çoğunluğunun AKP’li olmadığıdır.

Halk, tavizler vererek, sistemin efendilerine yaranarak tehlikeyi savuşturabileceğini düşündü. Vatan Partisi’nin örgütlenme ve mücadele çağrısını bundan dolay göze alamadı.

Bu temel tespitin yanı sıra, kimi örgütsel zaaflar yaşanmışsa da bunlar alınan sonuç üzerinde belirleyici etkide bulunmamıştır.

Vatan Partisi ne yapmalı?

En büyük tehlike, seçimde aldığımız sonuca kafayı takmaktır. Toplum bu sonuçlara bakmayacaktır. Çünkü hayat, çok geçmeden acı gerçekleri herkese hatırlatacaktır. Ve Vatan Partisi’nin bugüne kadar verdiği mücadele, yaptığı uyarılar kitlelerin bize bakışını belirleyecektir.

2011seçimlerinden hemen 15 gün sonra Hatay’da, Suriye’de başlayan terör olaylarına karşı “Suriye halkı ve Hükümeti ile Dayanışma Mitingi” düzenlemiştik. Aynı şekilde hareket etmeliyiz.

Arkada kalan üç aylık dönemde Türkiye’nin hemen her tarafında çok önemli bir öncü birikimle buluştuk. Partimize olan yönelim devam edecektir. Bu da bir nesnelliktir. Seçim sonucu, bu yönelimi kısa bir müddet yavaşlatabilir ama önleyemez. Ve biz Türkiye’nin ihtiyacı olan Parti olduğumuzu pratiğimizle ortaya koyarak bize olan yönelişi daha da güçlendirebiliriz.

Örgütlerimiz, şimdi Partimize katılan öncü birikimi değerlendirerek kendini yeniden yapılandırmalı, örgütlemeli ve büyütmelidir.

Türkiye büyük halk hareketlerine doğru gidiyor. Halk hareketi, yaşamakta olduğumuz ve 7 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasal tablo sonucunda daha da ağılaşacak olan krizden Türkiye’yi çıkaracak ve ülkemizi bir Milli Hükümete kavuşturacak biricik güçtür.

Vatan Partisi bu halk hareketinin örgütleyeni ve önderi olmalıdır.

Bizi bekleyen tarihsel görev budur.


Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr
Etiketler
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});

Yorumlar

Selahattin Güleç :

tgb olabildiği kadar güçlendirilmelidir. bu gençlerin halk nezdindeki itibarı herşeyden daha yüksektir.

Güner-İzmir :

bahsettiğiniz halk haraketi için temmuz ve ağustos ayları deniyor,ne kadar doğru bilemem?ekonomik kriz ise amerikan merkez bankası faiz artırmaları ile görünür olacak gibi....

Tüm Yorumlar

Yorum Gönder