banner864

Böyle ''dostlar'' düşman başına 19 Ocak 2015, 15:12

Ders bitimi, Nişantaşı’ndaki lisemizden çıkmış Rumeli Caddesi üzerinden Osmanbey Caddesi’ne doğru yaklaşırken bir kargaşalığın içerisinde bulmuştuk kendimizi. Sağa sola anlamsızca koşuşturan polisler, Şişli’nin olağan trafiğine sıkışmış, siren sesi klakson seslerine karışan bir ambulans ve Osmanbey Caddesi’nin Pangaltı kısmına doğru biriken insanlar dikkatimizi çekiyordu. Biraz önce bir adamın vurulduğu konuşuluyordu. Merakımızdan olay yerine doğru yönelsek de polis engeli ve kalabalıktan dolayı bir şey göremeden oradan ayrılmıştık.

Eve geldiğimde, öldürülenin Hrant Dink isimli bir Ermeni olduğunu öğrenmiştim. Adını ilk kez duyuyordum. Hrant Dink ile 19 Ocak 2007 günü ölümünden biraz sonra tanıştım. Agos Gazetesi’ni de ilk kez o gün duymuştum. İzleyen günlerde, olayın da sıcaklığıyla Hrant Dink’i biraz daha tanıdım.

Senede birkaç kez düzenli olarak Türkiye gündemine gelen ve birkaç hafta da düzenli olarak tartışılan sözde Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili bilgiden ve bilinçten yoksun olarak, “Ben ve ailem Türk’üz. İnsanları seviyoruz. Irkçılığı bilmeyiz. Atalarımız da bizim gibi olmalı. Eğer onlar da bizim gibi olmasaydı, biz Irkçılığa karşı olabilir miydik” diyordum. Ardından onu tanıdıkça benzer cümlelerin onun da ağzından çıktığını öğrendim. Bu beni ona daha da yakınlaştırmıştı.

Hrant Dink, insanların kendi atalarına kötü ithamlar yakıştırılmasındaki karşı çıkışlarında onurlu ve haklı bir duruş buluyordu. Bu durumu da şöyle ifade ediyordu:

"… Ermenilere de diyorum ki; ‘Hayır bu bir soykırım değildir’ sözünün üzerinde bir onurlu duruş bulmaya çalışın. Nedir o onurlu duruş, Bir Türk olarak ben soykırıma karşıyım, ırkçılığa karşıyım. Benim atalarım böyle bir şey yapamaz. Çünkü ben yapmam. Dolayısıyla burada onurlu bir duruş vardır." (1)

Hrant Dink Neden Öldürüldü

Hrant Dink’in katledilmesinin ardından sekiz yıl geçti. Hrant Dink, “dostlarının” iddia ettiği gibi Ermeni olduğu için değil; emperyalist merkezlere ‘Çekin elinizi bu toraklardan’ dediği için öldürülmüştü. Oyunu fark etmişti. Türkiye’de yaşayan halklar ve Türkiye toprakları üzerinden kirli hesaplar yapan emperyalist propagandaya ve planlara karşı savaşıyordu. 2006 yılında Fransa’da görüşülen ve kabul edilen sözde Ermeni soykırımını tanıyan yasaya karşı, yasayı reddeden bir bildiri imzalama çağrısı yapmıştı. Ragıp Zarakolu bu bilgiyi, Radikal Gazetesi’nde 7 Ocak 2012 tarihinde yayımlanan yazısında, “2006’da Hrant, beni Etyen Mahçupyan ile birlikte Fransa’da bu yasanın çıkmaması için üçlü deklarasyona imza atmaya ikna etti. Kendimi Hrant’tan daha ‘iyi’ bilir kabul edemezdim. Eğer o, soykırım kurbanı bir halkın çocuğu olarak Fransa’daki tasarıya karşı çıkıyorsa, ona ‘hayır’ demek haddim değildi” diyerek veriyordu. (2)

Zarakolu, Dink’in yasa tasarısına karşı “Bu yasayı Fransa’da çiğneyeceğim” diyerek eyleme hazırlandığını da aktarıyordu. (3)

Hrant’ın Katili Fethullahçı Çete

Ergenekon davalarının her yönüyle bir kumpas olduğunun ispatlanması ve davaların teker teker çökertilmesiyle birlikte, F tipi çeteye yönelik başlayan operasyonlar, sonunda tetikçilerin her şeyi itiraf etmesine yol açtı. Sekiz yılın sonunda bütün tanıklar ve deliller onları işaret ediyordu. Ogün Samast, 5 Aralık 2014’te mahkemeye verdiği ifadede “Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer’in ilişkileri araştırılınca gerçekler ortaya çıkar” dedi. Davanın “büyük abisi” olarak bilinen Erhan Tuncel ise “Karşımızda cinayet şebekesi var. Akyürek ve Yılmazer çetenin üzerinde. Beni bir numara yapıp kendilerini sakladılar” diyordu. Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun da Hrant Dink ile ilgili raporun Ali Fuat Yılmazer tarafından gizlendiğini ve cinayetin Ergenekon davalarının önünü açmak için işlendiğini belirtti. Bugün yayın hayatına günlük gazete olarak devam eden Aydınlık Dergisi suikastın arkasındaki güçleri daha o günlerde yazmıştı. Hrant Dink cinayetinin arkasında Süper Nato ve onun Türkiye örgütlenmesi Fethullahçı Çete vardı. (4)

Aydınlık Dergisi’nin 4 Şubat 2007’de Hrant Dink cinayetinin faillerine işaret ederek cinayetin ardındaki derin ilişkileri açığa çıkarmasına rağmen Hrant Dink’in ölümü, alçakça Türkiye’ye ve Türkiye’nin aydınlarına yönelik saldırıların -başta Ergenekon davası olmak üzere- parçası haline getirildi. Katilleri ısrarla gizlendi.(5) Süper Nato temsilcileri (Amerikan Büyükelçisi Ross Wilson) öldürttükleri kurbanın cenazesine kara gözlüklerle katılan mafya babaları gibi en önde saf tuttular. Vicdanları ve onurlarıyla yaşayan, hayatlarını karanlık olayların ve odakların üzerine gitmeye adayan, Hrant Dink’in gerçek katillerini ortaya çıkaran aydınlar, gazeteciler, devrimciler Hrant Dink suikastını azmettirmek ve planlamakla suçlandılar. Tüm bunlar, bilgiler ve belgeler gün gibi ortadayken, “solculuk” ve “demokratlık” maskesi altında kendisini onun “dostları” olarak tanıtanlar tarafından yapıldı. (6)

Tarihi Uyarı

Sözde Ermeni soykırımı iddialarının 100. yılına girerken Hrant Dink’in anısının, ölüm yıldönümünde “8 Değil 100 Yıl Oldu” (7) denilerek Türkiye ve Türk halkı aleyhine yürütülen kampanyaya alet edilmeye çalışılması ve ABD Başkanı Obama’nın 1915’te yaşananlarla ilgili 24 Nisan’da okuyacağı bildiriyi (8) bugün okuyacak olması “dost” işi değil.

Emperyalizmin ideolojik merkezlerinden üretilen hurafeler gerçeklerle başa çıkamaz. Türk Milleti’ni soykırımcılıkla itham edenlerin karşısına bu toprakların onurlu insanları gerçeklerle dikilir.

Böyle “dostlar” düşman başına dahi gelmesin.

Hrant Dink Türkiye’ye sesleniyor:

“Yüz yıl önce Ermeniler bekliyordu İngiliz-Fransız ittifakını.

Şimdi Kürtler bekliyor Amerikan-İngiliz ittifakını.

Osmanlı topraklarında yüzyıl önce oynanan oyun bu kez Irak topraklarında sahneleniyor.
Hiçbir emperyalist ülke, bir milletin kara kaşı, kara gözü için onu kurtarmaya gitmez. O önce kendi çıkarını düşünür. İşine geldiğinde de anında satar, arkasına bile bakmadan çeker gider.

Nitekim, yüz yıl önceki o beklentiler, o umutlar Ermeniler açısından tam bir hüsranla sonuçlandı işte. Beklentinin gerçekleşmemesi bir yana, varlığını o zamana dek belli bir millet sistematiği içerisinde sürdürebilen Ermeni halkının büyük bir bölümü yok edildi; bir milletin kökünün kazınmasına vesile oldu. Koca halkın Anadolu üzerindeki tüm izlerinin silinmesine kapı aralandı.

İyisi mi sen gel ey Kürt kardeşim.

Sen gel şu işi bir bilene sor. Şu Ermeni kardeşinin bilirkişiliğine güven. Böylesi savaş ortamlarına güvenme.

Bil ki bu savaş ortamları zalimlerin nezdinde bitirilmemiş hesapların da kökten çözüme kavuşturulduğu tuzak fırsatlardır.

Bu tuzağa düşme…” (9)

Bu sesleniş toprağın derinliklerinden süzülüp geliyor. Hrant Dink’i saygıyla anıyoruz.

Aykut Diş
tgb.com.tr
Etiketler

Yorum Gönder

Çok Yorumlananlar