banner864

Bu toprakların asaleti için HAYDi STRAZBURG’A 25 Ocak 2015, 12:44

Sözcü yazarı Soner Yalçın bugünkü köşesini 28 Ocak'ta ki Perinçek-İsviçre davasına ayırdı.  Yalçın, "Bu toprakların asaleti için HAYDi STRAZBURG’A" başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:



 Büyük devrimci A. Gramsci’nin kavramıyla söylersek, ülkemizde “kültürel hegemonya” yaşanıyor. Siyaset sadece kimlik politikaları üzerinden yapılıyor. Vahşi kapitalizmin payandası “entel tahakküm”, Cumhuriyet’i yıkmak ve itibarıyla birlikte yaşamı yok etmek için kimlik siyasetini rehber edindi. Geçen hafta, Hrant Dink’i sömürerek “soykırım” pankartı taşıdılar. Peki, gerçek ne? Bıkmadan usanmadan yazacağız ve inadına Strazburg’da olacağız…

Prof. Dr. Hikmet Özdemir, 2015 yılbaşı hediyesi olarak piyasada satılmayan harika bir kitap gönderdi: “Ermeni Asıllı Rus General Korganoff’a Göre Kafkasya Cephesinde Osmanlı Ordusuna Karşı Ermeni Faaliyetleri.” (Harp Akademileri Basımevi)
Gavril Gigoryeviç Korganoff 198 sayfalık kitabında, Birinci Dünya Savaşı başlarken Kafkas cephesinde Ermeni lejyonların (çetelerin) nasıl örgütlendiklerini ve bu şekilde oluşturulan birliklerin Rus Ordusu saflarında “düşman Türk Ordusu”na karşı nasıl savaştıklarını yazdı. Yazdığına göre, savaşın hemen başında oluşturulan 4 lejyonda 2 bin 500 aktif 600 yedek savaşçı olmak üzere 3 bin 100 gönüllü silah altına alınmıştı. “Bu birliklerin komutası, hepsi de Türklere karşı verilen mücadelenin önde gelen şahsiyetlerinden olan Ermeni halk kahramanları Andranik, Dro,Amazaspe ve Keri’ye verilmiştir… Ermeni lejyonerleri zamanla Avcı taburlar seviyesine yükseltilmiştir.”

Araya girip…
Ermeni çetelerin yaptığına bir örnek vermeliyim…
Rus Kafkas Ordusu’nun Kurmay Başkanı olan Tümgeneral L. M. Bolhovitinov, 17 Mart 1916’da başkomutanlığına şu raporu gönderdi:
“Bitlis Muhaberesi Komutanı Tümgeneral Abatsiyev şunları bildirdi: ‘Birçoğu Türkiye Ermenisi olan Ermeni birliklerine gelince, Bitlis’in alınmasının üçüncü gününde gönüllülerin, Müslümanlara yönelik kesintisiz tecavüzlerinden dolayı bu birliği şehrin dışına çıkarmak zorunda kaldım. Ermeniler tarafından sivil halkın katledildiğini öğrendiğim zaman meseleyi araştırmak için Ermeni Birliğinin komutanı Andranik’i çağırdım. Andranik bana, bunun gibi olayların gayet doğal olduğunu, Türklerin de yakın akrabalarını öldürdüğünü söyledi.”
Komutan Abatsiyev, Tatvan’da 28 Türk çocuğunun Andranik komutasındaki Ermeni lejyonerler tarafından nasıl öldürüldüğünü ayrıntılarıyla açıkladı.
Rus General Bolhovitinov, Ermeni çetelerin ırkçı duygularla Müslüman halka karşı vahşi kırımlara giriştiğini, nüfusu cins, yaş ayırt etmeden ya imha ettiğini ya da sürdüğünü kayda geçirdi. Ve bu zalimlikler sistemli olarak tehcirden önce başlamıştı.

YARGILANDILAR

Ermeni çetelerin zalimlikleri o kadar arttı ki…
Rus Kafkas Ordusu’nun askeri mahkemelerinde birçok Ermeni çeteci Müslüman nüfusa yönelik katliam ve yağma yapmak suçundan yargılandı; idama mahkum edildi.
Örneğin…. Azerbaycan-Van Birliği’ne bağlı Rus Kolordu Mahkemesi, 10 Eylül 1916 günü, 3. ve 4. Ermeni Gönüllü Birlikleri’ne bağlı Ermeni çetecilerin, 26 Kürt kadın ve çocuğu işkenceyle öldürdüklerinden suçlu buldu.
Başka bir askeri yargı dosyasına göre, 2. Ermeni Gönüllü Birliği’nden Nagobet Grigoryants, 31 Ocak 1916’da Karakilise’nin Kinar köyüne geldi; evlerden birine girdi; odada yatan 8 ve 11 yaşlarındaki bir kız ve bir erkek çocuğunu birkaç süngü darbesiyle kasten öldürdü. (Mehmet Perinçek, Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi, Kırmızı Kedi Yayınevi)
Ermeni tarihçi Lalayan’ın, Ermeni arşivlerinde yaptığı çalışmalara dayanarak hazırladığı istatistiki tabloda (1918-1920) Taşnak iktidarı döneminde, Kürtlerin yüzde 98’inin, Türklerin yüzde 77’sinin, Yezidilerin de yüzde 40’ının imha edildiğini ortaya çıkardı.
“Soykırım” lafazanları bunları dile getirmiyor.
Peki…
Biz de bu cinayetleri şimdilik yazmayalım….
Ve “soykırım” yalanı üzerinde duralım…

BORYAN NE DİYOR

Önce… En başa dönelim…
Bakalım Osmanlı “soykırımcı” mıydı?
Sovyet Ermenistanı’nın önemli devlet adamlarından B. A. Boryan, Osmanlı’da Ermenilerin yaşam koşullarıyla ilgili Batı’da yapılan propagandaları çürütmektedir:
“İstanbul’un 1453 yılında II. Mehmet tarafından fethi, Ermenilere yönelik hiçbir zulme yol açmamıştır ve genel olarak onlar açısından hiçbir olumsuz sonuç doğurmamıştır. Tam tersine tarihsel kaynaklar, Mehmet’in Ermenileri sevdiğini ve Ermeni milletini devlet için yararlı bir öğe olarak gördüğünü, tebaasına insancıl yaklaştığını, tecrübelerine ve mali işlerdeki bilgilerine saygı duyarak Ermeni zanaatkâr ve tüccarlarını İstanbul’a davet ettiğini yazmaktadır. Milli Ermeni tarihi, Türk sultanlarının XVI. yüzyıldan itibaren Ermenileri esas olarak sevdiklerini ve imkânları ölçüsünde koruduklarını ileri sürmektedir.
Hristiyan köylülerin ekonomik durumu, Müslümanlardan, Türklerden, Kürtlerden daha iyi.” (Mehmet Perinçek, Boryan’ın Gözüyle Türk-Ermeni Çatışması, Kaynak Yayınları) Osmanlı’nın “güvenilir tebaa” dediği Ermeniler ile arası neden bozuldu?

KAÇAZNUNİ NE DİYOR

Ermenistan’ın ilk başbakanı ve Taşnak Partisi’nin kurucusu olan Ovanes Kaçaznuni,1923 yılında partisinin kongresine sunduğu raporda ciddi bir
özeleştiri yaptı. Şu fikirleri savundu:
- Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlandık.
- Denizden denize Ermenistan projesi emperyalist bir talepti.
- İngiliz işgali umutlarımızı tekrar yeşertti.
- Tehcir amaca uygundu.
- Kendi dışımızda suçlu aramayalım.
- Müslüman nüfusu katlettik.
- Türkiye, savunma içgüdüsüyle hareket etti.
- Ermenistan’da Taşnak diktatörlüğü kurduk.
- Terör eylemlerimiz Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
- Partimize intiharı öneriyorum. (Ovanes Kaçaznuni, Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok, Kaynak Yayınları)

KARİBİ NE DİYOR

Devam edelim….
Gürcü devlet adamı Karibi de, tehcir kararını haklı gördü. Osmanlı Ermenilerinin düşmanla işbirliğine dikkat çekti:
“Türkiye’deki Ermeni nüfus, Ermeni partileri yüzünden açıktan kendi devletinin düşmanları tarafına geçti ve kendi memleketlileri olan Kürtlerin ve Türklerin öfkesini üstüne çekti. Ermeni şeflerinin en temel hatası, Ermeni gönüllü birliklerini oluşturmalarıdır ve bu politikanın sonucunda milli nefreti ateşlemeleridir. Türkiye’nin yerine Hristiyan Rusya’yı veya yüksek kültüre sahip Almanya’yı koyun. Eğer Rus Lehleri Avrupa’da yaşayan bütün Lehleri bir devlet örgütünde birleştirmek adına Avusturya Lehlerine katılsaydı ve bağlı bulundukları Rusya’ya karşı savaşsaydı Rusya ne yapardı?
Eğer Alsace-Lorraine’deki Fransızlar, Almanya’ya karşı savaş için gönüllü birlikler oluştursalardı Almanlar ne yapardı? Doğal olarak bu iki uygar Hristiyan devlet de Türkiye Ermenilere ne yaptıysa onu yapardı. İngilizler, düşmana katılmayı düşünmeyen, sadece geçmişteki bağımsızlığını geri talep eden İrlanda’yı bile daha dün ateş ve kanla dize getirdi.” (Karibi, Gürcü Devleti’nin Kırmızı Kitap’ı Kaynak Yayınları)

KARİNYAN NE DİYOR

Sovyet Ermenistanı’nın önemli devlet ve bilim adamlarından A. B. Karinyan, Ermeni çetelerinin Müslümanlara yönelik katliamların içyüzünü ortaya koydu:
“[Ermeni çeteleri] Ermeni olmayan nüfusun fiziksel olarak yok edilmesi metoduna başvuruyordu. Rus Ordusu’nun raporlarından ve talimatlarından görülüyor ki, Ermeni gönüllü birlikleri, en geniş ölçüde, Hristiyan olmayan halkın ortadan kaldırılmasıyla uğraştılar. Gönüllü birlikler, Kürt ve Türk nüfusu sistematik olarak imha ederek Taşnaksutyun Partisi’nin Ermeni bölgesinin Müslüman öğelerden temizlenmesini ve sınırların çevrilmesini öngören planını yerine getirdiler. Bu ‘program’, Rus ordularındaki birliklerin komutanlarının rahatsızlıklarını birçok kez dile getirmelerine rağmen inatla uygulandı.” (A. B. Karinyan, Ermeni Milliyetçi Akımları, Kaynak Yayınları)
Uzattık…
Ama bir- iki söz etmem lazım:
Osmanlı’nın “soykırım” yapmadığını biz Cumhuriyetçiler büyük bir mücadeleyle savunurken sözde Osmanlıcıların neden hiç sesi çıkmıyor?
Ve…
Neden “soykırım” yalanı üzerinde solcular-sosyalistler mücadele verirken “diğerlerinin” pek sesi çıkmıyor?
Dün de böyledi: 3. Komünist Enternasyonal’e bağlı Doğu Halkları Propaganda veHarekat Konseyi’nin hazırladığı Kızıl Kitap, emperyalist İngilizlerin Birinci Dünya Savaşı’nda psikolojik savaş amaçlı yayımladıkları Mavi Kitap’ın tüm yalanlarını yerle bir etti. Taşnak çetelerinin, Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinden Müslüman nüfusa karşı giriştikleri vahşi katliamları gözler önüne serdi.
Sonuçta…
“Soykırım” yalanı üzerine mücadele sürecek…

BÜYÜK MÜCADELE KRONOLOJİSİ

30 Nisan-3 Mayıs 2004: Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu,İsviçre/Zürih’te, Ermeni soykırımı olmadığını belirtti. Hakkında, Zürih savcılığı soruşturma açtı. Interpol nezdinde “kırmızı bültenle” arama kararı çıkarılmak istendi.
7 Mayıs 2005: Açılan soruşturma üzerine İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu PerinçekLozan’da Almanca bir basın toplantısı yaptı. “Soykırımı” reddetti.
22-24 Temmuz 2005: Rauf Denktaş başkanlığında İsviçre’ye giden 200 kişilik heyet,Winterthur ve Lozan’daki konferanslarda “Ermeni soykırımı”nın uluslararası bir yalan olduğu söyledi. Lozan 2005 Kurultayı’nın birinci gününde Doğu Perinçek İsviçre polisi tarafından Winterhur Savcılığı’na götürüldü ve ifadesi alındı. Sonrasında yürüyüş ve miting gerçekleşti.
18 Ocak 2006: Rauf Denktaş’ın başkanlığında, 1921’de Ermeni teröristler tarafından Berlin’de öldürülen sadrazam Talat Paşa adına, Talat Paşa Komitesi (TPK) kuruldu.
18-19 Mart 2006: TPK’nin Berlin’de düzenlediği miting ve yürüyüş Alman ve Türk hükümetlerinin bütün engelleme çabalarına rağmen, on bin civarında yurttaşın katılımıyla yapıldı.
Nisan 2006: Lozan Sorgu Yargıcı’nın 20 Eylül 2005’te Doğu Perinçek hakkında takipsizlik kararı verdiğini açıklamasından 7 ay sonra, aynı yargıç, dava açılmasına karar verdi!

Eylül 2006: Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komisyonu, Talat Paşa Komitesi’nin kınanması; komitenin Türk Hükümeti tarafından ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin soykırımı tanımasının üyelik için ön şart olması teklifini kabul etti!
6-9 Mart 2007: Lozan’da dava görüldü. Doğu Perinçek Ermeni ve Rus arşivlerinden oluşan 90 kilo belgeyi mahkemeye sundu. Rauf Denktaş başkanlığında 150 kişilik TPK heyeti duruşmayı izledi. Perinçek, 90 gün hapis cezasına mahkûm edildi.Ceza paraya çevrildi.
13-15 Nisan 2007: Fransa’nın Ermeni soykırımını inkara ceza öngören yasayı meclisinden geçirmesinden hemen sonra TPK geniş bir toplulukla Paris’teydi.Burada “Fransa Dur! Beynini Hapsetme!” diye seslenildi.
1-4 Kasım 2007: TPK, KKTC’de kitlesel bir eylem düzenledi.
2008: Ergenekon tertibinin bir hedefi de TPK oldu. TPK eylemleri, iddianamelerde suç olarak gösterildi. Doğu Perinçek gibi isimler Silivri zindanına atıldı.
17 Aralık 2013: Temyiz başvurularından sonuç çıkmaması üzerine Doğu Perinçek İsviçre yargısının nihai kararını AİHM’e taşıdı. Mahkeme, Perinçek’i haklı buldu ve İsviçre’nin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar verdi.
Eylül 2014: Eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, TPK başkanı oldu.
9 Ocak 2015: TPK, Yunan Parlamentosu’nun “Ermeni Soykırımı” inkar yasasınıAtina’da çiğnedi. TPK üyelerinin bir kısmı ülkeye alınmadı, kanunu çiğneyenler ise gözaltına alınıp sınır dışı edildi.
28 Ocak 2015: İsviçre’nin AİHM kararını temyiz etmesi üzerine Mahkeme’nin Büyük Dairesi’nde Perinçek-İsviçre davası görülecek. İsviçre dışında Ermenistan ve Fransa da davaya müdahil oldu.
Perinçek’in yanında ise Türkiye taraf olarak yer aldı.
TPK’nın önderliğinde harekete geçen vatandaşların 28 Ocak’ta Fransa/Strazburg’da olması düşünülüyor.
Haydi…
Türk’ü, Kürt’ü, Ermeni’si, Rum’u, Yahudisi’yle Strazburg’a…

Yorum Gönder